"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Keşke o pasaportu alsaydım

<B>1980’</B>li yılların ortasındaydı. Galiba henüz gazeteciliğe fiilen başlamamıştım.<br><br>Yanılmıyorsam <B>Hürriyet</B>’e danışmanlık yaptığım günlerdeydi.

O günkü Kuzey Kıbrıs yönetiminden etkili bir kişi bana ‘Gelin size bir KKTC pasaportu verelim’ demişti.

Üzerinde durmadım.

O nedenle bir KKTC pasaportum olmadı.

* * *

Şimdi düşünüyorum.

KKTC vatandaşlığım olsaydı ve ben 24 Nisan günü referandumda oy verme hakkına sahip olsaydım acaba ne yapardım?

Oyum ’Evet’ mi, yoksa ‘Hayır’ olurdu?

Bir yanda Rauf Denktaş var.

Bana göre Türklük tarihinin en önemli liderlerinden biri.

Ne zaman yanına gitsem, mutlaka etkilenip çıktığım büyük bir Türk kahramanı.

Sonra çocukluğum var.

Daha ilkokulun son sınıfında mahallede bir taş parçasının üzerine çıkıp yaptığım hayatımın ilk siyasi konuşması:

Tek sloganlık bir hitabet ‘şahaseri’.

‘Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacak...’

Bornova’ya giden banliyö treninin, bugünkü salkım saçak Hindistan manzaralarını hatırlatan küçük seyahatim.

Bornova’da yapılan büyük ‘Kıbrıs mitingi’...

İzmir’in Küçük Demir Hanı’nda marangoz Mehmet Usta’nın hazırladığı darağacına çektiğimiz Makarios kuklası.

* * *

1967’de Ankara’da Siyasal Bilgiler Fakültesi çatısı altında okurken Kıbrıs için yaptığımız gösteriler.

Amerikalı Cyrus Vince
’in uçağı inmesin diye Esenboğa Havalimanı pistinin üzerine yatarak saatlerce bekleyişimiz.

Sonra Fransa’da üniversite yıllarındaki karmakarışık kafalarımız.

1974’te öğrenci birliği lokalinde büyük heyecanla BBC’den birinci çıkarma haberlerini dinleyişimiz.

Duvara astığımız Kıbrıs haritası üzerinde yaptığımız derin askeri analizler.

Bir saniyede unuttuğumuz enternasyonalizm ve onu buruşuk bir kağıt gibi çöp tenekesine atan içimizdeki o derin milliyetçilik.

Daha üç gün önce Moskova’dan dönen solcu şair Ataol Behramoğlu’nun, haritaya bakıp, hırsla bağırması; ‘Burada sıkışıp kalamayız. Türk ordusu yürümeli’ diyen haykırışları.

Bir tarafta bütün bunlar var.

Öteki tarafta ise iki yıl önce Lefkoşa’da Güney kesimine bakan o parkta rastladığıım ele ele tutuşmuş iki genç sevgili duruyor.

Tel örgüden öteki tarafa bakıp, ‘Bir gün bizim de böyle bir hayatımız olacak mı’ diye soran iki genç.

* * *

Sonra Girne’de, Magosa’da, Lefkoşa’da rastladığım gençler.

Saç modellerinden, dinledikleri müziklere, bel altı pantolonlarından dövmelerine kadar, Güney’dekilerden hiç farkı olmayan o güzel çocuklar.

Hepsi ambargo altında yaşayan bir ülkede doğmuşlar.

Çocuklukları ambargo altında geçmiş, sonra yine ambargo altında buluğ çağına gelmişler, genç kız, delikanlı olmuşlar.

Her gün önünden geçtikleri teneke bidonlarından çizilmiş duvarın öteki tarafında bambaşka bir dünya olduğunu biliyorlar.

Şöyle elleriyle itseler o duvarı yerle bir edeceklerini de biliyorlar.

Şimdi, işte o genç çocukların önüne tarihi bir fırsat gelmiş.

Duvarı itmeye lüzum kalmadan, elindeki zarfı sandığa atarak bunu yapabilecek güce sahipler.

* * *

Evet
bir tarafta benim şahsi tarihimin ıstırap dolu anları, duyguları.

Öteki tarafta, önünde yaşayacak daha yıllar ve yıllar olan insanlar.

Ben tam ortada, Araf’ta kalmış düşünüyorum.

O gün biraz üzerine gitseydim.

O gün bir KKTC pasaportu alsaydım ve bugün verilecek bir oyum olsaydı ne yapardım?

Biliyor musunuz, bir dakika, bir saniye bile düşünmeden ‘Evet’ oyu verirdim.

Ağlaya ağlaya Denktaş’ı dinler, onu kalbimin çok mutena bir semtine kor, sonra ona arkamı dönüp gider ‘Evet’ oyunu basardım.

Kıbrıs’ın Türk gençleri.

Benim verecek oyum yok. Ancak dışardan gazel okuyabilirim.

O gazelin tek nakaratı da şudur:

‘Kıbrıs’ta Türklük tarihinin yepyeni bir geleceği için ‘EVET’...

Bir gazeteci olarak hayatımda ilk defa oyumu ilan ediyorum.

Olmayan oyumu...
X