"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Kesin inanç, keskin bıçak

TOKAT’ta 7 askerimizin şehit edildiği akşam, kalabalık bir yemekteydim.

O sırada olayla ilgili haberler henüz geliyordu.


Masada tuhaf bir hava oluştu.


Bir bölüm arkadaşımız anında teşhisi koydu:


“Ergenekon’un yeni marifeti.”


Bu olayı “Kürt açılımını torpillemek için yapılmış bir provokasyon” olarak görüyorlardı.


Bir başka bölüm arkadaşımız ise tamamen farklı havadaydı.


“Gördünüz mü Kürt açılımını? İşte muhatap aldığınız PKK bu.”


Kesin inançlar bir anda siperlere girmiş ve savaş başlamıştı.


Bu savaşta kimsenin “İşin bir de bu tarafı var” deme hakkı yoktu ve olamazdı.


Kesin inançlılık bile yetmez, kep keskin inançlı olmanız gerekirdi.

* * *


Oysa o saatlerde henüz hiçbirimizin görüşünü doğrulayacak yeterli bilgimiz yoktu.


Ama somut olguların hiçbir önemi yoktu.


İnançlarımız her şeyin üzerindeydi ve her birimiz, “Bu işin doğrusunu ben bilirim” havasındaydık.


Olayın perde arkası aralandıktan sonra, buna kafadan “Ergenekon” diyenlerin yanıldığı anlaşıldı.


Anlaşıldı da ne oldu?


Görüşleri değişti mi?


Hayır...


Onun arkasından Arınç’ın sokağı olayı patladı.


Aynı şey.


Herkes inandığına inanmak istiyordu.


Keza, intihar eden yarbayın durumu.


“Adam Ergenekoncu ya”
, “Başka türlü olamaz ya”...


Vur gitsin.


Manşetler hazır.


Herkes kendi mezhebine, keskin inancına göre vermiş manşeti.

* * *


Sedat Ergin
dün yine sorgulayan bir gazetecilik örneği verdi.


Yarbayın intiharının biraz gerisine gitti.


Önyargı perdesini aralayıp, olayın insani boyutuna girdi.


Askeri lise yıllarından beri ideallerle yetiştirilmiş bir insanın dramını yakalamaya çalıştı.


Bu trajediye o zaviyeden baktığınız zaman, Ergenekon davasındaki kesin inançlıların asla anlayamayacağı gerçeklerle karşılaşıyorsunuz.


Sosyoloji bana çok önemli bir insani gerçeği öğretti.


Önünüzde bir olay, bir trajedi varsa, bunun mutlaka iki yanı vardır.


Kesin inanç, adaletsizlik, acımasızlık, gaddarlık denen cehennemin kapısıdır.


Oradan girdiğiniz andan itibaren sadece ve sadece sizin kesin inancınız kalır ve o inanç giderek keskinleşir, cinayet aletine dönüşür.

* * *


Oysa gözü dönmüşlerin dışında hepimiz biliyoruz ki zamanlar değişiyor.


Değişen zamanlar, tarihin hiçbir döneminde diktatörlerin, “Uzun Bıçaklar Gecesi” müelliflerinin, kesin inancını keskin bıçak haline getirenlerin lehine çalışmadı.


Bir gün geliyor, o keskin bıçak bumeranga dönüşüyor ve gelip zalimin canını yakıyor.


Bu hengâme içinde, unuttuğumuz bir şey var.


Vicdan...


Vicdanı yeniden keşfetmeliyiz.


Vicdanı yeniden siyasete, gazeteciliğe, olaylara bakış zaviyemize yerleştirmeliyiz.


Lütfen Sedat Ergin’in dünkü yazısını bu gözle bir kere daha okuyunuz...

X