Keşanlı Ali'yi Amerikalılar da sevecek

Röportaj: Yüksel ŞENGÜL
27 Mayıs 2010 - 01:00Son Güncelleme : 27 Mayıs 2010 - 09:21

Doğum gününde kendisine ‘Ben kimim’ diye sordu, hayatı değişti. Bu soruyla başarılarını ve korkularını maddeler haline getirdi. Daha sonra yollara düştü. Almanya’daki Türk gençlerine oyunculuk dersleri verdikten sonra Amerika’ya giden Fadik Sevin Atasoy, 22 Haziran’da New York’ta sahnelenecek “Keşanlı Ali Destanı” oyununa hazırlanıyor. Güzel oyuncu, yaşadıklarını ve yeni oyununu Hafta Sonu Dergisi’ne anlattı.

FADİK SEVİN ATASOY FOTOĞRAFLARI

Uzun zamandan beri Türkiye dışındasınız. Ne kadar oldu Türkiye’den ayrılalı?  
 
- Neredeyse sekiz aydır Türkiye’den uzaktayım. Geçtiğimiz mart ayında iki haftalığına iş için İstanbul’a uğradım ve tekrar bavulumu alıp yola çıktım.

Yurtdışında çalışmaya nasıl karar verdiniz?    

- Doğum günümde kendime ‘Ben kimim, kendimi nasıl özgürleştiririm?’ diye sordum.       

Bu soruyu sorduktan sonra ne oldu?    

- Arkadaşım Nursel Köse, Berlin’deki evinin anahtarını doğum günü hediyesi gibi elime tutuşturdu. Ve 1 Ekim günü ani bir kararla uçağa atlayıp Berlin’e gittim. Bir defter aldım ve ‘Ben kimim?’ diye bir soru yazdım sayfanın en başına. Sevdiğim ve başardığımı düşündüğüm şeylerle birlikte korkularımı dürüstçe yazdım. Beni kısıtlayanları temizlemeye ve özgürleştirenleri yaşatmaya dair bir söz verdim kendime. Sonra maddeler oluşturdum.

İlk maddeni öğrenebilir miyim?

- Şunu içeriyordu: Yüreğini en çok heyecanlandıracak şeyi yap, gerekirse risk al. Bu sorunun cevabı hemen geldi. Berlin’de yaşayan Türk ve göçmen kadınlara eğitim veren Akarsu Derneği’nin başkanı, Almanya’daki kadın ve gençlerimizin sıkıntılarından bahsedip benden yardımcı olmamı istedi. Bu benim yüreğimi heyecanlandırdı. Akademik kariyerimi nihayet pratiğe dökebilecektim.

Radikal bir kararla Berlin’e gittiniz. Peki ama bu arada size film ya da dizi teklifleri gelmiyor muydu?

- Elbette geliyordu. Bu teklifler beni baştan çıkarmaya çalışsa da nefsime hakim olup hepsini geri çevirdim.

Fadik’in yüreğinde çok başka fırtınalar kopmuş demek ki ve yeni bir hayatın, yeni kararlarla kapısını aralamış. Peki, sonra?

Sonrası, ikinci madde... ıkinci madde: Yüklerini azalt. İstanbul’daki evimi 10 gün içinde boşaltıp DVD’lerimi hangi arkadaşım hangisini sever diye ayırarak dostlara dağıttım. Giysilerimi bağışladım, sadece bir bavulluk bir yaşam kurdum kendime. Ardından Berlin’e gittim. 17 ile 70 yaş arası kadın ve gençlerden kurulu Kültür Society Berlin adını verdiğimiz 40 kişilik bir grup oluştu. Oyunculuk temel eğitimi prensibinden yola çıkarak, özgüven, ifade, beden dili ve dilimizin güzel kullanımı üzerine dersler verdim. 

VERDİĞİM EĞİTİM SAYESİNDE 70 YAŞINDAKİ NİNE  HAMLET OKUDU

Verdiğiniz eğitimin sonuçları ne oldu?


- Eğitimimiz sona erip sertifika günü yaklaştığında ekibimizdeki 70 yaşındaki nine artık Hamlet okuyordu torunlarına. Lisede okuyan öğrencilerimin dersleri düzelmişti. Ben ise otuz öğrencimin yüreğime altın harflerle kazıdıkları maddeyi defterime yazdım.

Neydi bu madde?

- Bu madde 3’tü. Onun karşılığı da şu oldu: Niyet, hikayenin hediyesidir. ınsan da insanın tesellisidir.

Bu madde sonucu yine yollara düşmek için eliniz, meşhur kırmızı bavulunuza yapıştı mı?

- Kırmızı bavulum ve ben kendimize ev olduk artık, başımdaki çatımın nerede olduğunun önemi kalmadı.

Peki Türkiye’ye ve dostlarına duyduğun hasret...

- Evet, insan en çok dostlarını özlüyor. Veee madde 4: Herkes kendi hikayesini yazar. Ben hep masalları sevdim, anneannem tam bir masalcı nineydi. Bir gün ben de kök salacağım, bir gün ben de çocuklarıma masallar anlatacağım ama şimdi kendimi Alice Harikalar Diyarı’nda adlı masalın içine attım. Bu biraz korkutucu, biraz heyecan verici ama kendi masalımı yazana kadar en azından hangi hikayede olduğum belli.

FADİK ARTIK YOLLARDA

Bütün bu anlattıklarına gerçekçi bakmak isteyenlere bir açıklama yapmak ister misiniz?

- Bir sinemacı olarak işim için zaten kimi zaman Mardin’de kimi zaman Diyarbakır’da oluyordum. Evimden aylarca uzakta yaşayan biriydim ama her yolun sonunda İstanbul’da dönecek bir evim vardı. şimdi o yok, ama beni bekleyen ve benim özlediklerim var. Kendime gökyüzünden bir çatı kurdum, Fadik artık yollarda.

Berlin’de eğitim verdikten sonra Amerika’ya gittiniz. Bu süreç nasıl gerçekleşti?

- Gelelim, madde 5’e: Her an her şey olabilir, bavulun hazır bulunsun... ıki sene önce babam Sönmez Atasoy’un öncülüğünde New York’taki oyuncularla kurulan Turkish American Art Society of New York adlı Amerika’daki sanat topluluğumuzun başkanı ıbrahim Yazıcı aradı, “Fadikçiğim bavul elinde geziyorsun, Nasreddin Hoca misali bir bize uğramıyorsun, haydi New York’a gel de şu ‘Keşanlı Ali Destanı’ projemizi yapalım” dedi. şimdi New York’tayım.

“Keşanlı Ali Destanı” oyunun kadrosundan biraz bahseder misiniz?

- 50 kişilik karma bir kadromuz var, burada yaşayan oyunculardan kurulu bir ekip. Prodüksiyonunu ıbrahim Yazıcı yapıyor, yönetmenliğini devlet tiyatrolarının ödüllü yönetmeni ıskender Altın yapacak. Müzik direktörü Çiğdem Erken ve tabii ki oyundaki ‘Ali’miz, can dostum Yavuz Bingöl.

KENDİMİ RİSKE ATTIM

Ne zaman perde açıyor oyun?

- 22 Haziran’da Broadway Town Hall’da perdelerimizi açacağız. Daha önce “Kanlı Nigar”ı ve “Hisseli Harikalar Kumpanyası”nı sergilemiştik. Amacımız bu oyunlarla yakaladığımız yabancı seyirciye Türk tiyatrosunun seçkin örnekleriyle kültürümüzü tanıtmak. “Keşanlı Ali Destanı” oyunumuz hepimiz için çok heyecan verici ve buradaki tiyatromuzun her geçen yıl yükselen çıtasını zirveye taşımayı arzuladığımız bir proje. Keşanlı Ali’yi Amerikalılar da sevecekler, inanıyorum.

Son olarak ne zaman İstanbul’a dönmeyi düşünüyorsunuz?

- Temmuz ayı tekrar bir proje için Türkiye gözüküyor.

TÜRKLER’İN HÂLÂ DEVELERDE  GEZDİĞİNİ SANIYORLAR

Türkiye’nin Amerika’daki imajı nasıl?


- Türkiye’nin Amerika’daki imajı Avrupa’ya göre daha farklı. Amerika’da birkaç cahilin bizi hâlâ develerle gezdiğini sanmasına rağmen, dünyayı takip edenler özellikle İstanbul’u çok iyi tanıyorlar. Lakin kültürel olarak bence hâlâ kendimizi dünyaya tam tanıtamadık.

Türkiye’deki dizi enflasyonuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?

- Yapımcı ve yönetmenlerin kontrolünün dışında ilerleyen, herkesin baskı altında çalıştığı bir üretim ve tüketim alanı oldu maalesef. Bu şartlar altında reklamlar arasına sıkıştırılmış ve reklamların hegomonyası altında biraz şehvet, bol gözyaşı yaratılan hikayeler dışında üreticilere de bir şans tanınmıyor. Televizyonun satmak üzerine kurulan bir sistem olması dışında, bu merciyi yönetenlerin insanların evine neleri konuk ettiğini düşünerek yapımcıları, senaristleri, yönetmenleri ve oyuncuları bu çılgın at yarışından kurtaracak bir iyileştirmeye doğru acil adım atmaları gerektiğini düşünmekteyim.

BANA GEREKSİZ ROMANTİK DİYORLAR

Aşka bakış açınız nasıl?


- Benim aşkı algılayışım biraz farklıdır. ınsanın her saniye ölüp yeniden doğduğuna inanan biri olarak, her sabah uyandığımda yaşasın bu sabahta hayattayım ve bugün yine aşk halinde olma şansım var diye kalkıyorum. Bir tebessüme, bir bekleyişe, özleme, lezzetli bir yemeğe aşık olabilirim. Aşk bende böyle yaşıyor. Bütün bu tavrımdan dolayı, bana ‘Sevgi kelebeği’, ‘Pollyanna’, ‘Gereksiz romantik’ diyenleri de anlıyor ve onlar için yürekten üzülüyorum. Çünkü insanın gerçeğinde ve özünde aşk var. Bu dünyada herkesin bundan yana bir nasibi var. ıyi bir haber vereyim, herkes gibi benim de bir nasibim var.

Müstakbel sevgilinizde öncelikle ‘Zeka’ istediğini söylemiştiniz daha önce. Yeni kriterler de eklendi mi?

- Evet, cesur bir yürek, yaşamaktan ve kalbinin çarpmasından mutluluk duyan ve teşekkür etmesini bilen bir ruhu da olmalı.

Etiketler:

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı