Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Keratalar ve haspalar

<B>YAVAŞTAN</B> yavaşa eylül geldi ya, artık okulların açılması da eli kulağında sayılır.

Hadi bakalım, Allah şimdiden bütün çocuklara zihin açıklığı versin.

Fakat tabii, bilhassa anne babaların kesesine bin bereket versin.

*

ÖYLE, çünkü nafakasından keserek evlatlarını koleje yollayanların taksit gailesi bir yana, özel yahut kamusal, okulların açılması demek ebeveynler için masraf kapısı demek...

Hem de ne masraf! Haniyse Karun serveti gerekiyor.

Kitap, defter gibi zorunlularını geçtim, esas olarak bir de ‘giyim faslı’ var!

Eh, yumurcaklar yukarıdan aşağıya şıkıdım donanıp, sınıfa öyle adım atacaklar.

Aksi takdirde, alimallah canımıza okurlar. Dünyayı başımıza geçirirler.

Bir örnek önlük veya üniforma da yukarıdaki gerçeği değiştirmiyor.

Ne yapıp yapıp, onların altından ve üstünden ‘moda’larını dışavurmasını biliyorlar.

Zaten, ‘şimdiki çocuklar harika’ deyimi de artık hiçbir anlam taşımıyor.

‘Harikalık’ ne kelime efendim, ‘şimdiki çocuklar manken’!

*

EVET evet, abartmıyorum, kızlı-erkekli, büyüklü-küçüklü, mektepli-liseli, şimdiki veletlerin her biri manken edasıyla geziniyor. Resmen endam sergiliyorlar.

Ufacık kerata saçını jölelemiş de, sırtındaki tişörtün alameti farikasını teşhir edecek.

Minicik haspa ‘kup’unu (!) ayarlamış da, eteğindeki plinin havasıyla dolanacak...

Sevsinler ki sevsinler, hepsini teker teker podyuma yerleştir; milyon vatlık spotları yak; kameranın objektifini nete ayarla ve ‘reyting’ zamanı gösterilecek reklam filmini çek!

Ah ah, şimdiki çocuklar sanki analarının karnından ‘sinye’ spor ayakkabı ya da ‘marka’ sırt çantasıyla dışarı fırlamışlar gibi, özellikle okulların açılış vakti geldi miydi, televizyonda gördükleri; radyoda işittikleri; dergide seçtikleri ve bilhassa ve bilhassa da, ait olmak istedikleri sosyal ‘alt grubun’ simgelerini talep ediyorlar.

‘Tüketim toplumu’nun daniskası ve ‘işte zavallıcıkların beyni böyle yıkanıyor’.

Pekii, ben de öyle miydim?

*

YUKARIDAKİ soruyu sormak ihtiyacını ilk defa yirmi küsur yıl önce, kızım beş-altı yaşlarındayken hissetmiştim.

O sıra çalıştığım gazete beni Londra’daki toplantıya göndermişti ve harcırahtan falan kesip, Majesteleri başkentindeki çok ünlü ve çok pahalı bir çocuk giyim mağazasından kerimem hanımefendiye tam küçük İngiliz leydi usulü bir elbise almıştım.

Şık mı şık ve asil mi asil ki, sanki mürebbiyesiyle piyano dersine gidecek...

Ve tabii bekliyorum, hediyeyi açtığında müthiş sevinerek hemencecik giyinecek.

Ne gezer!

İki gözü iki çeşme ağlayarak, ‘Ben bunu giymem, çok demode’ diye tutturmaz mı!

Neee, ‘çok demode mi’? Üstüme iyilik, sağlık!

Ayol bastı bacak aşufte, boyuna bakmadan sen modayı, demodeyi dereden biliyorsun?

Büyük Britanya estetiklerini ne hakla tu kaka ediyorsun?

Ama giymedi. Katır inadı tuttu ve Nuh deyip peygamber demeyerek, sırtına geçirmedi.

Tabii Peder Bey’in boynu kıldan ince, o sene hangi halt ‘moda’ysa hanımefendi hazretlerine ondan düzdü ve okul başladığında da sınıfın önüne söz konusu kıyafetle bıraktı.

Sonra da aynı Peder Bey, yukarıdaki ‘Ben de öyle miydim’ sorusunu ilk kez sordu.

*

ÖYLEYDİM! İnkár edersem çarpılırım.

Şüphesiz, ‘moda azmi’m nispeten daha sonraki yaşlarda başlamıştı.

Üstelik, son tahlilde bir ‘orta halli mazbut aile çocuğu’ olduğumdan, hayale erişebilmek maddeten çok daha zorluk arz etmişti.

Fakat bunlar özü değiştirmez.

Çünkü, ben değil miydim ki önceleri ‘havai moda’ya başladığımda, James Bond filmlerinin gocuğuna sahip olabilmek; Tophane pazarlarının ‘Levis’ blucinini alabilmek; ilk ‘Vakko’ vitrinlerin kepini giyebilmek; sonraları ‘solcu moda’ya kaydığımda ise parkanın İngilizini, postalın ‘Roosevelt’ini, kazağın balıkçısını giyebilmek için yanıp tutuşan?

Gerçekleşsin veya gerçekleşmesin, bu, yukarıdaki olgulardan farklılık arz etmiyordu.

Burada da çocuğun bir sosyal ‘alt grubun’ simgelerini edinmek dürtüsü yatıyordu.

Ve, kalıbımı basarım ki, hangi yaşta olursanız olun; hangi cinsiyeti taşırsanız taşıyın; hangi gelir grubuna dahil bulunursanız bulunun; hangi kökenden inerseniz inin, siz bu yazıyı okuyan anne ve babalar da aynen öyleydiniz!

O halde?

*

O halde’si şu ki, başta látife kabilinden söylediklerim hiçbir kıymeti harbiye ifade etmiyor. Ciddiye almaya kalkışmayın. Çöpe atın.

Varsın, ‘şimdiki çocuklar manken’ olsun! Ne mutlu bizlere! O bizler ki zaten onlar için varız ve yoksa da, yoktan var etmekle yükümlüyüz.

Hadi küçük keratalar, saçınızı jöleleyin ve bizlerden ‘sinye’ spor ayakkabı talep edin.

Hadi küçük haspalar, ‘kup’unuzla hava atın ve bizlerden ‘marka’ sırt çantası isteyin. Ve hadi, Allah hepinize zihin açıklığı versin, eli kulağındadır, işte okullar açılıyor.
X