"Doğan Hızlan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Hızlan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Doğan Hızlan

Kentleri anılarda yaşatmak

HEPİNİZİN sevdiği kentler vardır. Kimilerini tarihi açıdan, kimilerini de anılarınızda yer ettiğinden seversiniz.

Bunların tümünün de sevme gerekçesi özneldir.
Benim bazı kentleri sevmem nesnel gerekçelere, nedenlere dayanır.
İşte Frankfurt sevgimin cinsi de böyledir.
1970’lerden bugüne gelen bir serüven. Yalnız gündüzleri ile değil, gecelerini de sevdiğim kent.
Issız akşamları ruhumu dinlendirir. Kalabalıkların girdabında boğulmaktan uzak tutar beni.
Baudelaire’in dediği gibi, garip, açıklayamadığım bir güç bu kenti kaplar, sarıp sarmalar.
1970’lerde ilk kez geldiğim bu kent, belleğimde, kitaplarla anıların karıştığı yer olma özelliğini taşıyor.
Frankfurt Kitap Fuarı’nda o yılların Türk standlarını bilenler, gelişmenin mutluluğunu, onurunu yaşarlar. Birçok kültür bakanına bu konudaki emekleri için teşekkür borçluyuz.
Bir amfora, bir Türk mutfağı kitabı, bir de halı parçası ile Türk standının dekoru tamamlanmış olurdu.
Şimdi standları görenler, bu yükselişi kabul edeceklerdir.
Yayınevi yönetmenliği yaptığım yıllarda, o standdan bu standa, o randevudan bu randevuya koşardım, koşardık.
O zaman da, şimdi de fuarı gezerken, birçok kitapçı, yayıncı dostla karşılaşmanın hazzını yaşadım, yaşıyorum.
Değişmeyen kentleri severim, birçok şey bıraktığım gibi kaldığında, kendimi evimde hissederim. Sanki odamdaki eşyanın yeri değişmemiş gibi.
Acaba bu kente sevgimde Ahmet Haşim’in Frankfurt Seyahatnamesi’nin etkisi var mı? Belleğimin derin bir köşesinde mutlaka iz bırakmıştır.
Eğer bu fuar ziyaretine alışmışsanız, her yıl kutsal bir görev gibi bu kente, bu fuara sizi garip bir kuvvet çeker.
Alışkanlık yapmıştır bende.

1970’li yıllardan yaşayan tek dostum kaldı: Osman N. Karaca.
Geçen yıllarda onun uzun meslek yaşamını kutladık.
Fuar serüvenine birlikte başladığımız birçok dostumuz bugün ebedi uykularında.
Dr. Turhan Bozkurt, Erdal Öz, Muzaffer Aşkın...
Önceki gün yazdıklarıma bir açıklama notu koymalıyım:
Perşembe günü standlar doluydu, standlar arası yollar kalabalıktı.
Kitabın egemenliğine toz kondurmamak, onun saltanatını e-kitaba kaptırmamak için heyecanla bu artışı gözledim.
E-kitabın, ı-Pad’lerin bölümlerini de gezdim, daha oturmamış oldukları kanısına vardım. Ya doğru bir yargı bu ya da gönlümden geçeni destekledim.
Hiç kuşkusuz genç kuşak daha ağırlıktaydı.
Bir otomobil markasının sponsorluğunda, modern binayı gezdim. Çok açık, aydınlık beyaz ve siyahtan, iki hâkim renkten oluşuyor. Oturma birimlerinden tutun espasın kullanılmasına kadar çok ferah.
Binanın içinde firmanın yeni otomobilleri sergileniyor.
Sanırım sponsorluğun hoş bir örneği.
Her zamanki müzik mağazama gideceğim, eskiden ana cadde üzerindeydi, şimdi Goethehaus’un girişine geldi.
İyi, hiçbir yerde bulunmayan CD’ler orada bulunur.
Meraklısı için ideal bir adrestir.
Kırtasiye turlarına gelince...
Yıllar önce bir dolmakalem görme sevinci uçağa binmeden içimi kaplardı.
Şimdi İstanbul’da birkaç marka hariç, çok özel ürünler dışında, bütün kırtasiye malzemelerine ulaşabiliyorum.
Kâğıt kalitesi, çeşit zenginliği bakımından Türkiye eksik olsa da.
Sanırım kalemle ilgilenenler, onun tamamlayıcısı olan kâğıtla ilgilenmiyor.

SİYAH elbiseli, siyah laptop çantalı fuar arkadaşlarım, yurtlarına dönüyorlar. Kitaplar aldılar, kitaplar sattılar.
Gelecek yıl gene Frankfurt’ta buluşacaklar.
X