Kent pazarlaması (City Marketing)

PERŞEMBE günü Kelebek’te Bursa’da yapılan eşcinsel yürüyüşünün "muhazakakar magandalar" tarafından engellenmesini kınayan bir yazı yazdım.

Eşcinsellere yönelik protesto eylemlerine karışan Bursalı okurlarımdan bazıları, "Biz muhazakar maganda değiliz. Sorunumuz eşcinsellerle de değil. Gitsinler istedikleri yerde yürüsünler. Ama Bursa’da değil. Zaten adımız çıkmış dokuza, inmez sekize..." şeklinde mesaj gönderdiler.

Anlayacağınız Bursa’daki eşcinsellere karşı direnişin nedeni, Bursa’nın Zeki Müren’e gönderme yapılarak zaman içinde oluşmuş "eşcinselliyle ünlü kent" imajı...

"Eşcinsel kenti" imajından rahatsız gençler ve esnaf da şimdi Bursa’da eşcinsel düşmanlığı yapıyor. Sanki zaman içinde üretilen ve imajın yaratılmasına neden olan öyküleri anlatanlar eşcinsellermiş gibi...

Ben de bana mesaj atan genç arkadaşlarıma soruyorum. Madem "Bursa’nın çağrışımlarından" hoşnut değilsiniz, bugüne kadar kentinizin imajını değiştirmek için ne yaptınız?

Kent pazarlamasında "bireysel başarı öyküleri" inanılmaz etkilidir. Hele de bu öykü Zeki Müren gibi Türkiye’ye mal olmuş bir "sanat güneşi"ne dayanıyorsa, duygusal bağlantılar hedef kitleyle öyle bir titreşir ki, oluşan imajı kafalardan kazımak büyük çaba gerektirir. Alın size örnekler Woody Allen ve Manhattan, Mevlana ve Konya, Süleyman Demirel ve Isparta...

Aslında Zeki Müren ve Bursa ilişkisi tüm kent pazarlamacılarına örnek olmalı... Kentlerine imaj yaratmak isteyenler önce kentlerinde insanlara dokunan "bireysel başarı öyküleri" var mı, ona bir baksınlar.

Bursalılara da önerim "eşcinsel imajından" bu kadar rahatsız olmamaları. Zeki Müren’in öyle ya da böyle kafalara kazıdığı imajı silmek gerçekten zor. Zeki Müren’i takdir etmeyen Bursalı var mı? O halde çağrışımlarından niye rahatsız oluyoruz?

Üstelik eşcinsellere sahip çıkmak, onların eğlence mekanı yapmak, bir kenti olduğu gibi eşcinsel niye yapsın ki?

Aksine günümüzde büyük bir zenginlik getirebilir. Bakınız Mikonos Adası... Bilmem anlatabildim mi?

Not: Kelebek’teki yazıda daha önce Rize Emniyet Müdürü nasıl olayları yönetemediği için görevden alındıysa Bursa Emniyet Müdürü de görevden alınsın demiştim. Daha önce görevden alınan müdürün Ordu Emniyet Müdürü olduğunu bile bile... Rize’de fındık ne arar? Oluyor böyle Freudyen sıçramalar. Düzeltirim.

Mış gibi yapma kültürü

12 Eylül 1980 ihtilali sonrasındaki düşünce yapısı içinde Türkiye’de üniversitelere iki ders zorunlu olarak kondu. Biri Türk Dili ve Edebiyatı... Diğeri Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi...

Yaklaşık 24 yıldır bu iki ders Üniversitelerimizde "YÖK zorunlu dersler" adı altında okutuluyor. Belki "okutuluyor" demek yanlış. Çoğu üniversite bu iki dersi "sadece zorunluluk" olarak görüp, konusunda uzman olmayan, pedagojik formasyonu bulunmayan, bir üniversitede ders verecek niteliklere sahip olmayan kişilere verdiriyor.

Özetle "mış gibi" yapılıyor. Sonuca bakalım.

Türkiye’de dincilerin sayısı 24 yılda kaç kat arttı acaba? En son Boğaziçi Üniversitesi’nde din temelli alternatif mezunlar derneği BURA kuruldu. Ve de ilk icraatleri kampusa cami istemek oldu. Şaka gibi değil mi?

Türk dilindeki erozyonu ise "ÖSYM G..tümü Ye" klibinden daha iyi ne tanımlayabilir?

"Mış gibi" yapma kültürünün bizi nerelere getirdiğini görüyor musunuz? Ya bu dersler hakkıyla verilsin, ya da kaynaklar boş yere harcanmasın, "bir yararı yok" deyip kaldırılsın.

Hakkıyla okutulduğu halde sonuç bu oluyorsa, o zaman "öğretilenleri" bozan diğer nedenleri tartışalım...

Nelere dikkat ediyorlar

BAZI okurlarımın reklamlarda dikkat ettiği şeyler beni oturduğum yerden zıplatıyor. Sizlerle de paylaşmadan edemiyorum. Bakın ne diyor bizlerden biri:

"Televizyonlarda son yayınlanan Akbank Axess kart reklamında, sevgili Axess kızımız Özgü Namal, Teknopuanlari ile kendisine laptop almış arkadaşına ’Pek bir akıllı göstermiş seni’ tarzı ima ve ironi ile karışık bir laf ediyor. Böyle yapınca aslında Tekno puanlarını kullanacak olan kişilerle dalga geçerek, sinir bozucu bir hale bürünüyor bence. Gerçi negatiflik yaratarak da ilgi çekilmek istenmiş olabilir ama yine de çok ters geliyor bana. Bu konuda sizin düşüncelerinizi de öğrenmek isterim."

(Evrim Ece YARDIMCI, Aplikasyon Uzmanı, M.Sc. Biomedical Engineering B.S. Computer Engineering&Information Technologies.)

Yorum: Burada sadece metni tamamlayan bir mizah unsurundan söz ediyoruz. Siz de bilgisayarcı olduğunuz için seçici algı yoluyla reklamın içine derinliğine girmişsiniz. Senin gibi derine inenlerin sayısı çok olmadığı sürece sorun yok Evrimcim. Şunun surasında kaç aplikasyon uzmanı var Türkiye’de! Bir Kanat Atkaya, bir sen...

Dünya’da tekiz

Hangi konuda? Hemen söylüyorum.

Başbakanımız ve Meclis Başkanımız kendi ülkelerinde Silahlı Kuvvetler’e mensup olsalardı "irticai hareketleri" nedeniyle atılma olasılıkları yüksekti. Bu pozisyonlamaya sahip başka bir ülke yok. İran bile.. Eğer İran ordusuna girseydi Ahmedinecad bile çok rahatlıkla Genel Kurmay başkanlığına getirilebilirdi.

Sanırım çelişkiyi anladınız... Bu çelişki çözülmediği sürece Türkiye’de çalkantı bitmez. Ne içerde ne dışarıda...

Çelişki sürdükçe türban ve çevresindeki dini hassasiyetler içerde Türkiye’yi gerdikçe gerer. Çelişki sürdükçe Amerika ile ilişkilerde güven bunalımı mümkün değil bitmez. Amerika ve İsrail ile askeri stratejik ortaklık, kim ne derse desin, ya da olayı "dini lanetlemelere" dayandırsın, şu an Türkiye’nin çıkarına... Ama normalde ordu mensubu olsa "irticai faaliyetler" nedeniyle atılacak biri, Amerika ve İsrail stratejik ortaklığına gönülden inanabilir mi? O inansa karşı taraf onun samimiyetine inanabilir mi?

Çaktınız mı durumu? Kimse kimseyi kandırmasın düzlüğe çıkmak istiyorsak ya asker Tayyip Erdoğan’a gerçekten yaklaşacak ya da Tayyip Erdoğan askere..

Erdoğan’ın askere tam yaklaşma olasılığı var mı? Askerin Tayyip Erdoğan’a... Gördüğünüz gibi başa döndük...

Dünya Hidrojen Enerjisi Başkanı Prof. Nejat Veziroğlu, "Türkiye’yi hidrojen enerjisinin merkezi yapabiliriz" diye 3 Temmuz 2006’da Tayyip Erdoğan’a mektup yazmış. Kimin umurunda? Japonya’da yılda 400 bin yeni ürün, icat patent başvurusu yapılıyor. Türkiye’de sadece 2 bin... Gerçekten kimin umurunda?

Ali Kırca ekrana çıkarsa

ALİ Kırca gibi Türkiye’de televizyonun, televizyon haberciliğinin, televizyonda siyasi forumun tarihini yazan başarılı birini, şerefsizin biri "onun en mahrem görüntülerini" internete koydu diye asacak değiliz. Böyle bir şey asla doğru değil. Asılacak biri varsa o da internete o görüntüleri koyan şerefsiz. Tartışılacak olan da o şerefsize verilmesi gereken gerçek ceza..

Burada eleştirilecek, habercilik adına tartışılacak tek konu Ali Kırca’nın ailevi durumu. O da tartışılır ama bu konuda da onu asmak "değerlere", "durduğunuz yere" bağlı olarak değişir.

Burada en önemli konu Ali Kırca ile "aile-kadın" kanalı haline gelen ATV’nin durumu. ATV Ali Kırca’yı eylülde ekrana çıkarırsa önce rating sonra itibar kaybeder mi, kaybetmez mi? Yanıtı için biraz bekleyeceksiniz. Yarın "Cem Hakko’nun eşinden boşanma haberleri Vakko’ya zarar verir mi" konusuna açıklık getirirken, Ali Kırca-ATV ilişkisine de açıklık getireceğim. Azzz sonraaa...

Uyarı

BAZI reklam dernekleri para kazanmak için faaliyet alanlarını masum "kurs" işinden çıkarıp, reklamcılık alanında bırakın lisans eğitimini, yüksek lisans eğitimi verdirmeye kadar vardırdılar. Yani utanmasalar "doktora" eğitimi verecek kadar kendilerini yetkin hissedecekler.

Buna haddini aşmak derler. Önce adam bir bakar kaç adet reklam doktoralı reklam öğretim üyem var diye... Yüksek lisans işi çocuk oyuncağı mı? Eğitim işini yalap şap kampanya yapmakla karıştırıyorsunuz galiba... Oyun mu oynuyoruz burada. İyice işin cılkını çıkardınız.

Orada durun! YÖK sizi durdurmazsa bir durduran bulunur. Aslında Türkiye’de tüm yüksek lisans ve doktora eğitimlerini bir kez daha gözden geçirmekte yarar var galiba...

Çekirgelik

SON üç günde Türkiye’de trafik kazalarında 83 kişi öldü, 282 kişi yaralandı. Formula 1’iniz hepinize hayırlı ve uğurlu olsun...

(Prof. Dr. Ali Atıf Bir)
Yazarın Tüm Yazıları