Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kendisi bir afet olan afet raporu

Farkında mısınız bilmem: Hálá kuş gribi mevsimindeyiz. "Kuş gribi mevsimi de olur mu?" diyenleri duyar gibiyim. Fakat birçok ülkede böyle bir şey tüm afetler için var. Yani, afetler için de takvim var. Yoksa sizin bir afet takviminiz yok mu? Merak etmeyin koskoca kurum ve kuruluşlarımızın da yok. O da bir şey mi? Ülkemizde birçok afetin adı bile yok!

Turizm mevsimi, kış mevsimi, hastalık mevsimi, depresyon mevsimi, caz mevsimi, dut mevsimi, av mevsimi, hac mevsimi, grip mevsimi, aşk mevsimi, Bodrum’da dilbalığı mevsimi gibi yüzlerce mevsimimiz var, ama ülkemizde afetlerin bir mevsimi yok. Birçok afetin adı, hiçbir afetin mevsimi ve sonuç olarak da doğru dürüst kampanyası yok.

Afetlere hazırlığın sözde kalmadığı ülkelerde her kurum ve kent için bir afet takvimi hazırlanır. Örneğin, ABD’de halka yönelik afet bilinci ve eğitim çalışmaları bir afet takvimi dahilinde yapılır. Kuş gribi, don, buzlanma, çığ, sel, yıldırım ve orman yangını vb. gibi mevsimsel özellikler gösteren afetler de bu takvim üzerinde ay ay işaretlenir. Sonra da bu takvime göre yıl içinde arttığı belirlenen tehlikelerin hemen öncesinde, o tehlike için eğitim ve bilinçlendirme kampanyaları düzenlenir. Şimdi neden bizde kuş gribi için bu tür kampanyaların vaktiyle yapılamadığını anladınız mı?

Bizde afetlerin sadece takvimi ya da mevsimi yok sanmayın; aslında ülkemizde birçok afetin adı ve sanı bile yok. İnanmazsanız Bayındırlık Bakanlığı’nın geçtiğimiz haftalarda yayınladığı afet raporuna bir bakın. Haberlere göre adı "Afet Raporu" olan bu rapor, bence Türkiye’nin afetlerini tam olarak yansıtmıyor ama afetlere ve afet yönetimine bilimsel ve bütüncül olmayan bakışımızı çok net bir şekilde ortaya koyuyor.

SADECE ALTI AFETLE AFETLER ÜLKESİYİZ

Bayındırlık ve İskán Bakanlığı’nın raporuna göre, Türkiye başta deprem olmak üzere birçok doğal afetin tehdidi altında bulunuyor. Bu "birçok doğal afet" şöyle sıralanıyor: "Türkiye’deki doğal afetlerin yüzde 61’ini deprem, yüzde 15’ini heyelan, yüzde 14’ünü sel, yüzde 5’ini kaya düşmesi, yüzde 4’ünü yangın, yüzde 1’ini çığ oluşturuyor." Raporu haber yapan Anadolu Ajansı’nın başlığı ise "Türkiye afetler ülkesi." Yani yüzlerce afetten sadece altı tanesiyle afetler ülkesi olmuşuz... Bunun nedeni şunlardır:

1959 yılında çıkan 7269 sayılı Umumi Afetler Kanunu’na göre Türkiye’de afetler şöyle sayılıyor: 1. Deprem, 2. Yangın, 3. Su baskını, 4. Yer kayması, 5. Kaya düşmesi, 6. Çığ ve benzeri. Bu rapor da sadece bu afetleri dikkate almış. Yani, nükleer kazalar, kuş gribi (vb. salgınlar), uçak/tren/taşıt kazaları, terör, kuraklık, vb. hiç göz önüne alınmıyor. Örneğin, yarı kurak bir ülke olan Türkiye’de kuraklık bir afet dahi sayılmazken kaya düşmesi çok büyük bir afet! Nevşehirli’nin İstanbul Kadıköy’e gelip, "buraya köy, bizim oraya da şehir diyenin aklı yok" demesi gibi bir durum bu. Ama henüz bunun farkında bile değiliz...

Ayrıca Türkiye’de sel sadece büyük nehirlerin taşması olarak düşünülüyor ve onlara da "taşkın" deniliyor. Hálbuki literatürde selin, şehir seli, akarsu seli, kuru vadi seli, baraj seli, kıyı seli gibi beş çeşidi var. Özellikle son yıllarda (tüm dünyada) şehir sellerinde büyük artışlar var. Örneğin kuvvetli bir yağmurda sokak ve caddeler dere ve nehire dönüşebiliyor. DSİ sadece büyük nehirlerde gözlem yaptığı için diğer seller tamamen kayıtdışı kalıyor. Diğer bir deyişle DSİ kayıtlarına göre İstanbul’da yıllardır hiç sel olmuyor!

Literatüre göre afetler üçe ayrılır: 1. Doğal afetler, 2. İnsan kaynaklı afetler, 3. Teknolojik afetler. Bu raporun adı her ne kadar "afet raporu" ise de içinde hem doğal afetlerin büyük bir kısmı yok, hem de insan kaynaklı ve teknolojik afetlerden hiç bahsedilmiyor. İşin kötüsü yetkili ve etkililerimiz bunun henüz farkında bile değil! Böylece ülkemizde doğal afetlerin büyük bir kısmıyla birlikte insan ve teknolojik afetler tamamen sahipsiz. Hiçbir kanunda bunlarla ilgili sorumlu kurum ve kuruluşlar tanımlanmış ve görevlendirilmiş değil...

ANTİK KANUNLAR DÜZ MEMURLAR

Sonuç olarak Deprem Şurası’ndan çıkan karar doğrultusunda kurulduğu söylenen "Afet Yönetimi Stratejik Planı Komisyonu", raporu eldeki (eksik) istatistiklere göre hazırlamış. Diğer bir deyişle, konuyla ilgili olduğu düşünülen kurum ve kuruluşlara yazı yazılmış. Onların gönderdiği temsilcilerin oluşturduğu komisyon da bir strateji belirledikten sonra birçok kuruluş ve üniversiteden de görüş istenmesine karar verilmiş. Komisyonun adında her ne kadar"Afet Yönetimi" ibaresi var ise de büyük ihtimalle kurum ve kuruluşlardan bu komisyonda görevlendirilenlerin çoğu "afet yönetimi"yle ilgili uzman kişiler değildir...

Eğer doğru dürüst bir stratejik plan yapılması isteniyorsa bunun yolu işi herhangi bir komisyona havale etmek değildir. Bunun yolu öncelikle tekniğine uygun bir şekilde risk analizi yapmaktan geçer. Doğal, insan kaynaklı; ya da teknolojik, tüm riskleri içeren ve Türkiye gibi geniş coğrafyaya yayılmış bir ülkede bölgesel risk analizlerinin yapılması ve stratejilerin de bu temele dayandırılması gerekir. Antik kanunlar, düz memurlarla birlikte afet yönetimine olan el yordamı yaklaşımımızı çok acilen değiştirmemiz gerekiyor.

Özetle, afet yönetimi bir bilim dalıdır; rasgele görevlendirmelerle afet yönetimi strateji raporu hazırlanamaz. Yoksa birçok gerçeği göz ardı eden, yanlış ve eksik kanun, tanım, görüş, kayıt ve istatistiklere göre hazırlanmış olan sözde stratejilerin ülkemize yararından çok zararı olur. Afet yönetimine artık daha bütünleşik ve bilimsel bakmak zorundayız. 1959 yılında çıkmış eksik kanunları hiç sorgulamadan ve güncellemeden hálá körü körüne kullanıyor olmamız da ayrıca bir afettir!

Yani, "Afet yönetiminde tek yol devrimdir!"
X