Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kendimi teşhirimdir

<B>SİZE </B>bugün birinden söz edeceğim.

Onu tanıyorsunuz.

Adını, sanını, ne iş yaptığını, hayatındaki bir sürü ayrıntıyı biliyorsunuz.

Seviyor, takdir ediyor, içinizden biri olarak görüyorsunuz. Ona yolladığınız mektuplardan biliyorum.

Peki, o ne yapıyor?

Kendisini seven, ona güvenen insanları hayal kırıklığına uğratıyor.

Neden?

Çünkü o sözünde durmuyor. Ve bunu sık sık yapıyor. Halbuki insanın insan sayılması için olmazsa olmazlardan biridir ‘‘sözünde durmak’’. Meziyet değildir yani. Ama olmayınca olmuyor işte.

Kimden bahsettiğimi anladınız mı?

Maalesef kendimden.

Evet ben sözümde duramıyorum. Ama hemen belirteyim, sadece ‘‘gitmek, katılmak’’la ilgili olanlarda.

Başka da ne sözü verir ki insan?

‘‘Seni ömür boyu seveceğim.’’ Pöh. Bu sözü tutmaya kalksanız da karşınızda adam bulamazsınız ki. Bir bakmışsınız, gitmiş.

Başka? Aklıma gelmiyor. Ha, politikacıların verdikleri ‘‘Yapacağız, edeceğiz’’ler var. Onların gerçekleşeceğine zaten kimse inanmadığından, sonunda benim gibi utanmalarına da gerek kalmıyor.

Laf karıştırmayayım. Konu ‘‘Ben’’im.

Aslında birkaç ay önce ‘‘Sosyal değilim’’ başlığı altında herkesi atlattığımı, hiçbir yere gitmediğim ve beni artık kimsenin bir yere çağırmaması gerektiğini yazmıştım. Ama herkes kendini ayrıcalıklı görüyor, ‘‘Bana yapmaz’’ diye düşünüyor herhalde.

En son Cinsel Sağlık Eğitim ve Danışma Merkezi'nin Dünya AIDS Günü ile ilgili düzenlediği ‘‘Medya ve AIDS’’ konulu panele çağırdılar, Ankara'ya. Söz verdim ve mazeret bildirmeden gitmedim.

O gencecik, pırıl pırıl insanların güvenini sarstım. Üzdüm onları. Sahip çıktıkları AIDS gibi çok önemli bir konuya bir basın mensubu olarak sahip çıkamadım. Sahip çıkmak dediğim de iki çift laf etmekti, onu bile yapmadım işte.

Huzurlarınızda o gençlerden özür diliyorum.

O gün bildiremediğim mazereti şimdi bildiriyorum: Ben ‘‘Pakize’’yim. Ve Pakize bu konuda özürlü. Hakikaten. Herkesin bir zaafı, eksiği, yanlışı vardır ya... Benimki de bu.

Belki de hastalıktır. Gidememe hastalığı.

Angaryadan kaçtığımı zannetmeyin. Gezmeye, eğlenmeye de gidemiyorum. Bir tek ‘‘iş’’ deyince akan sular duruyor. Ama gidemediğim birçok yer yaptığım işin bir parçası. Buna ne demeli?

Sahi ne olacak bu halim?

‘‘Söz verme’’ diyeceksiniz. İnanın çalışıyorum ama karşı taraf öyle ısrarcı oluyor ki, daha ötesine gücüm yetmiyor, yüzüm tutmuyor. Bilmiyorum bu ısrarcılık biz Türklere mahsus mudur?

Vallahi yaptığıma mazeret aramıyorum.

Bakın, yalvarıyorum,

Ne açılış, ne gala, ne panel, ne düğün, ne dernek...

Beni hiçbir yere çağırmayın. Gözünüzü seveyim. Ya da çağırırsanız ısrarcı olmayın. Beni tutamayacağım sözü vermeye zorlamayın.

MIŞ-MUŞ

Genç sevgili kalbe iyi geliyormuş.

Yeşim Salkım kendinden 10 yaş küçük sevgili bulmuş. Sağlığı için, hap niyetine.

*

Ecevit, ‘‘Irak kolay kolay alt edilemez’’ demiş.

Zannedersiniz Iraklı.

*

Avrupa'nın ünlü astroloğu liderlerin yıldızlarına bakmış; 2002'de Ecevit huzur bulurken Demirel bunalıma girecekmiş.

Bu demektir ki Ecevit gidiyor, Demirel geliyor.
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI