Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kendi kurumuna inanmayan başkan olur mu?

<B>ENGİN Akçakoca </B>Hürriyet'e bir <B>‘‘yazı’’ </B>göndermiş. Beni suçluyor.

Yazdıklarım ‘‘spekülatif’’miş, ‘‘doğru’’ değilmiş.

BDDK Başkanı haklı.

Zaten devletin ve milletin 20-25 milyar dolarını hortumlayan, bankaları batıran, el koyduğu bankaların zararını da katlayarak artıran benim.

Onlar tertemiz, pirüpak ‘‘bankacılar’’.

Müthiş bankacı Engin Akçakoca Bey, şöyle yazmış:

‘‘Kanunun içeriğine vakıf olmadan ve yapılan işin özünü kavramadan, gerçek bilgiye dayanmayan spekülatif nitelikli iddialarla idareyi hedef gösteren yazılarınızın sorumlu ve ciddi yayın organı olmanın gerektirdiği tarafsız ve doğru yayın ilkeleri ile bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.’’

Vay be...

Ne iddialı adam. Sanırsın ki, el koyduğu bankalara fazladan bir 10 milyar dolar zarar ettiren o değil.

Bankacı Bey'in spekülatif dediği şey neymiş gelin ona bakalım.

Antetli káğıdın üzerinde şöyle yazıyor:

‘‘Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu

Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu Başkanlığı’’

Bu yazının bir de sayısı var. BDDK Başkanı Engin Akçakoca'nın başında bulunduğu kurumun antetli káğıdına yazılmış bu yazının bir de numarası var.

Onu da vereyim ki, Engin Bey'in ‘‘spekülatif’’ dediği belgenin ne olduğu daha iyi anlaşılsın:

‘‘SAYI: M-23/54. M-13/42’’

Tarih ise ‘‘17.09.2000’’

Yazının yollandığı yer ise açıkça belirtilmiş:

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'na

(Bankalar Yeminli Murakıplar Kurulu Başkanlığı)

Yani Engin Akçakoca'nın başında olduğu kurum.

Burada bir bankanın rezaletleri anlatılıyor.

Ve bu rezaletler raporu 17 Eylül 2001 günü Engin Akçakoca'ya yollanıyor.

Ocak ayının başında bütün bu kurumların bağlı olduğu Devlet Bakanı Kemal Derviş bu raporu görmediğini söylüyor.

4 ay boyunca bu önemli rapor Bakan Derviş'e gitmiyor.

Herhalde Engin Akçakoca Bankalar Yeminli Murakıpları'nın hazırlayıp, kendisine sunduğu bu raporu da ‘‘spekülatif’’ olarak değerlendiriyor ve gereğini yapmıyor.

Acaba kimin davranışı spekülatif değerli okurlar.

Raporları sumen altı edip, devletin milyarlarca dolarını hak etmeyen ‘‘bazı’’ bankalara peşkeş çekmeye çalışan mı, yoksa vergi veren milyonların parasının peşkeş çekilmesini önlemeye çalışan mı?

Ana-baba olmak en zor iş!


HAYATIMIN en stresli ve sıkıntılı Teke Tek'ini yaptım pazartesi akşamı.

Bir yanda korunması gereken gençler.

Diğer yanda çevresine kötülük saçan ‘‘kötü tohumlar’’.

Tek amacım gençlere sahip çıkmak ve gerçeklere ulaşarak onları korumaktı.

Galiba büyük ölçüde de bunu başardık.

Bazılarının kurumları korumak için insanları harcamaya yönelmesi beni çileden çıkarsa da, belirli doğruları elde ettik.

Aslına bakarsanız ne okulları, ne de oyunları suçlamak mümkün.

Programda ekrana yansıyan veya yansıtamadığımız ve hatta kişileri üzmemek için bilerek yansıtmadığımız bazı gerçekler sorunun kaynağının dönüp dolaşıp aileye dayandığını ortaya koydu.

Çocuklarımızı kendi elde edemediklerimizi elde edecek birer küçük robot gibi yetiştirmek, onları kendi seçimleri ve istekleri olmayan ‘‘ebeveyn beklentili’’ hedeflere ulaşmaya zorlamak, onların kişiliklerini oluşturma dönemlerinde, bu kişiliği kendi arzularımız doğrultusunda oluşturmaya çalışmak, onları bir insan gibi değil, başarılı olmamız gereken bir iş gibi görüp, onların ‘‘bireysel’’ başarılarını kendi kariyerimizde ulaştığımız bir hedef gibi görmek çocuklarımızı olumsuz etkiliyor.

Olimpiyat şampiyonu olamayan bir babanın oğlunu, hiç de istemediği, bir olimpiyat şampiyonluğu için koşullandırması, bir annenin kızının okulda aldığı ‘‘takdirnameyi’’ kendi takdirnamesiymiş gibi ‘‘hava atma aracı’’ olarak görmesi, çocuklarını kendi egosunu tatmine yönelik kullanması çocuklar açısından önemli sorunlar yaratıyor.

Her çocuk bu baskıyı kaldıramıyor.

Hal böyle olunca da, okul veya oyun bahane oluyor.

Sağlıklı, sorunsuz zihinler için eğitici olan okul o çocuklar için öldürücü, eğlendirici olan oyun bunalıma sürükleyici olabiliyor.

Buna bir de bazı okulların zorlayıcı olan müfredatı ve çocukların 6 yaşından başlayarak bir ‘‘başarı makinesi’’ gibi kullanılıyor olması eklenince her şey olabiliyor.

Dünyada en zor olan şey ‘‘ana’’ veya ‘‘baba’’ olmak.

Çünkü telafisi olmayan, yeniden başlayamayacağınız, istifa edemeyeceğiniz bir büyük görev.

Bu görevi yaparken bu görevi kendimiz için değil, çocuklarımız için üstlendiğimizi unutmamamız gerek.

Bazen ‘‘zor’’ gibi görünse de!

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?


Vicdan azabının başkalarına atılabilecek bir suç olmadığını kabullendiğimiz zaman.
X