"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Kendi dualarımızı yazma yaşı

O cümleyi okuduğumda daha kitabın beşinci sayfasındaydım.

Yeni yılın ilk günüydü ve güneş Urla’ya bütün cömertliği ile mutlu bir yıl vaat ediyordu.
Bir gece önce büyük ailemle birlikte yılın ilk enginarını yemiştim.
Sabah belki de bugüne kadar hiçbir 1 Ocak gününde olmadığı kadar mutlu uyanmıştım.
Düşünmüştüm.
Büyük umutlarla başlayıp, saat 23’te büyük hüsranlara dönen kim bilir kaç yılbaşı gecesi yaşamıştım.
Kim bilir kaç insan aynı saatlerde, başında karton bir şapka, elinde bir düdükle hüzün yumağına dönüşmüştür.
* * *
Bu yılbaşı farklıydı.
Artık zor yürüyebilen annem, sadece iki yudum alacağı şarap kadehini kaldırıp, hepimize “İyi yıllar” diledi.
Saydık; beş çocuk, sekiz torun ve beş torun çocuğu... Biri hariç hepsi oradaydı.
O birisi ise o gün İstanbul’daydı.
Ve sevdiği erkek ona helikopterde evlenme teklifi yapıyordu.
Hepimiz kadehimizi onların mutluluğu için kaldırmıştık.
Annemin dudaklarındaki tanıdık mırıldanmayı da o an fark etmiştim.
Dua ediyordu.
Hepimizin mutluluğu, sağlığı için dua ediyordu.
Ve o cümle, işte böyle bir gecenin sabahında zihnime çakıldı.
Sabah erken uyandım.
Kutsal kahvemi içerken, iki haftadır yanımda gezdirdiğim kitaba başladım.
Patti Smith’in “Çoluk Çocuk”* adlı kitabı.
Çok küçükken annesi ona şu duayı öğretmiş:
“Şimdi uykuya yatıyorum. Ruhumu koruması için İsa’ya dua ediyorum.”
Devam ediyor:
“Ruh nedir? Ne renktir? Çok yaramaz olduğu için ruhumun ben uyurken gizlice kaçıp sonra da geri dönmeyeceğinden korkuyordum.”
Bu cümleyi okurken, torunum Sinan Ali’nin bir sabah annesine söylediği şu sözleri hatırladım:
“Anne dün gece odama rüya geldi. Sen de gördün mü?”
Çocuklar her şeyi büyüklerden güzel anlatırlar.
Patti Smith’in o cümlesi de işte böyle olağanüstü bir çocuk muhayyilesinden gelecekti ve 60’lı yaşlarımda beni hayatımın en derin meditasyonlarından biriyle karşı karşıya bırakacaktı.
Hem de daha kitabın beşinci sayfasında.
* * *
Aslında cümle çok basitti.
Sinan Ali’nin rüya cümlesi kadar basit, sade ve kısa:
“Çocuksu duamla yetinemediğimden, bir süre sonra kendi duamı yazmama izin vermesi için anneme yalvardım. Artık ‘Eğer uyanmadan ölürsem, İsa’ya ruhumu yanına alması için dua ediyorum’ sözlerini tekrar etmek zorunda olmadığım ve kalbimden ne geliyorsa söyleyebileceğim için rahatlamıştım.”
* * *
Düşündüm.
İnsanın “Sadece kendine inen vahiylerle kendi dualarını yazması...”
İnancın ve inanmanın daha üst mertebesi olabilir mi?
Allah’la, Yaradan’la bütünleşmenin daha kestirme bir yolu bulunabilir mi...
Patti Smith devam ediyor:
“Ancak zaman ilerledikçe, farklı bir dua etme yöntemine yöneldim; konuşmaktan çok dinlemeyi gerektiren sessiz bir duaydı bu...”
Okudukça, bugüne kadar adını koyamadığım bir şeyi fark ettim.
Çocukluk hayallerinin ifade gücü kadar basit bir şeyi...
Patti Smith, Türkiye’den binlerce kilometre uzak bir ülkede benden 4 ay önce doğmuş.
O soğuk bir kuzey şehrinin, karakışında, bense sıcak bir Ege şehrinin pembe bir ilkbaharında.
Sonra aynı yollardan geçmişiz.
Elimizdeki üç-beş kuruş harçlıkları, jukebox’larda Beatles ve Rolling Stones dinlemek için harcamışız.
İkimiz de başucumuzda bir Rimbaud fotoğrafı ile büyümüşüz.
Bob Dylan ikimizin de kafasını daha çok gençken epey karıştırmış.
İkimiz de çok inanarak, inancı çok küçükten sorgulamaya başlamışız.
Annesi, “Sen artık genç kız olmak üzeresin, sıcak mıcak, üzerine bir şeyler giymenin zamanı geldi” dediğinde, “coşkuyla itiraz edecekti” ve diyecekti ki:
“Ben Peter Pan klanından geliyorum. Biz asla büyümeyiz.”
Ama büyüdük...
Ve artık, ortak mabetler yaratıp, kendi dualarımızı kendimiz yazacak yaşa gelmişiz.

? Patti Smith: “Çoluk Çocuk”, Türkçesi; Yiğit Değer Bengi, Domingo Yay. 2010. Bugüne kadar sadece Camus’nün “Yabancı”sı ve Kafka’nın “Metamorfoz”u daha ilk sayfasında beni bu kadar etkiledi. Bu yazıyı, kitabı bitirmeye bile sabrım olmadan, daha 46’ncı sayfasına geldiğimde yazıyorum. Hayatımda belki de hiçbir kitabı bu kadar güçlü bir duyguyla tavsiye etmedim. Yayınevine, kitabı harika bir şekilde çeviren Bengi’ye bütün kalbimle teşekkür ediyorum.

X