Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Kendi devletini kendin soy

Ege CANSEN

Aslında bu yazının muhatabı yok. Bu benim, kendi kendime söylenmemden ibarettir. Hani uyuşturucu maddeleri koklayarak bulan köpekler var. Durmadan her bavulu, her adamı, her yeri kokluyorlar. Uyuşturucunun kokusunu alınca da başlıyorlar havlayıp debelenmeye. Ben de ‘‘devletin soyulması konusunda'' o hale geldim. Sokaklarda düz bir çizgi üzerinde on metre yürüyemez haldeyim. Çünkü her köşeden burnuma keskin ‘‘soygun kokuları'' geliyor. Ben de o tarafa yöneliyor, havlayıp, debelenip duruyorum.

Gazeteleri okuyorum. Hemen hemen her haber, bana soygun ve talan kokuyor. Zavallı Necati Doğru, yeni yıla soygun yazısı yazmayacağım diye girdi. Sadri Şener adında müflis bir müteahhidin Atatürk Havalimanı'nda pist yapacağım diye devletin en az 10 trilyon lirasını nasıl söğüşlediği meselesine gömüldü kaldı. Bu işte bir yamuk yoktur diye ilgililerden gelen açıklamalar tam deli saçması. Bok paçalardan akıyor. Bu işlerin içinde yıllarını geçirmiş bir kişi olarak, müteahhitliğin bir ‘‘kazı-kazan'' işi olduğunu hepimiz biliriz. Yani, ne kadar çok toprak kazarsan, o kadar çok para kazanırsın. Ne demiş atalarımız, ‘‘Her zengin müteahhidin arkasında, mutlaka bir kazı ihalesi vardır.''

* * *

Benim derdim, müteahhit hırsızlıklarıyla bitmiyor. Keşke devlet soygunları, müteahhit hırsızlıklarından ibaret olsa. Hiç olmazsa, o konuda yazılanları herkes anlıyor. Belki bir gün birileri çıkıp ‘‘Yahu arkadaşlar, ayıp oluyor, bu soygunlara bir son verelim'' veya ‘‘Devleti soyalım, soyalım da ölçüyü kaçırmayalım'' diyebilir. Benim derdim, anlaşılması müteahhit soygunları kadar kolay olmayan talanlarda. Liste uzun, size bugün tek bir örnek vereyim.

Biliyorsunuz, batakçı işadamlarının kurtuluş umudu banka sahibi olmak. Nasıl olsa davul devletin sırtında. Onlar da tokmağı alıp ‘‘çalacak''. Çalmaktan yorulunca veya çalacak takat kalmayınca, nasıl olsa ‘‘mevduatı sigorta fonu'' imdada yetişiyor. Halkın parasıyla, ‘‘tasarruf sahibini rehin almış'' batakçı işadamı kurtuluyor. Buraya kadar yeni bir şey söylemedim. Bundan sonrası daha da acı. Bankayı devralan bürokratlar derhal beyanat veriyor. ‘‘Biz şimdi bankayı hastaneye yatırdık, iyileştirip tekrar ekonomiye kazandıracağız. Hatta bu bankayı çok güzel bir fiyatla, özel sektöre satıp bu işten devleti kârlı çıkartacağız.'' Külliyen yalan ve yanlış. Bu şekilde adam olmuş ve iyi fiyatla özel sektöre satılmış bir tek banka yoktur ve olmayacaktır. Bu satırları, sadece bir köşe yazarı olarak değil, hayatını işletme ekonomisi disiplinine adamış bir kişi olarak yazıyorum. Enflasyona göre düzeltilmiş kâr rakamından, devlet tarafından konulmuş sermayenin alternatif getirisini (devlet iç borçlanma faizleri ile) hesap ederek düştükten sonra ‘‘operatif olarak'' kâr eden bir devlet bankası şimdiye kadar olmuşmu ki, bundan sonra olsun. Anadan doğma devlet bankaları, zarar rekorları kırarken, sonradan olma devlet bankaları nasıl kâra geçecek?

SON SÖZ: Günahın alenisi, gizlisinden yeğdir.



X