Gündem Haberleri

    Kemalizm başarıya ulaştı

    Hürriyet Haber
    03.07.2001 - 00:00 | Son Güncelleme:


    Kemal Derviş, Fransızlar'ın ünlü dergisi Politique Internationale için Zeynep Göğüş'e verdiği ve dün yayınlamaya başladığımız röportajında kriz dönemlerinde zenginlerin vergilendirilmesinden, AB'nin 21. yüzyıldaki vizyonuna, Kürt sorunundan Kemalizm'e birçok önemli konuya değiniyor. İçinde bulunduğumuz bütün olumsuz koşullara karşın, bir konuda çok kesin konuşuyor: ‘‘Türkiye, gerek tarihi, gerekse coğrafyasıyla küreselleşmeye özel olarak hazır.’’

    Dünya Bankası ve IMF son yıllarda epey eleştiriye uğradılar. Sözgelimi 97 Asya krizini öngörmedikleri için suçlandılar. Bretton Woods kurumları sizce hala bir işe yarıyor mu?

    - Kesinlikle yarıyor. Hatta dünya ekonomisinin içinde bulunduğu bugünkü evrede temel bir rol üstlendiklerine inanıyorum. Biraz önce piyasa ekonomisini daha etkin ve rekabetçi kılabilmek için devletin devreye girmesinin ne denli önemli olduğunun altını çizdim. Bu söylediğim uluslararası planda da geçerli. Günümüzde piyasa ekonomisi küresel piyasa üzerinde işliyor. Ulusal piyasa gibi uluslararası piyasanın da ekonomik faaliyetinin oynaklığını azaltacak ve sermaye akışını düzenleyecek denetim mekanizmalarına ihtiyacı var. IMF ve Dünya Bankası bu denetim mekanizmaları sağlayan kuruluşların başında geliyor. Oldukça yaygın olan görüşün aksine, ekonomi küreselleştikçe bu kuruluşlara duyulan ihtiyacın artacağı kanısındayım. Asya krizinin şiddetini öngöremedikleri doğru. Ama şunu da kabul edin ki onlar devreye girmeseydi Kore, Tayland ve Brezilya'nın krizden çıkışları hem çok daha uzun zaman alırdı hem de çok daha zor olurdu.

    21'inci yüzyılın büyük meselesine gelelim şimdi de: Küreselleşme ile ulus devletin gerekleri nasıl bağdaşacak?

    - Klasik sol ile ekonomik liberalizm, devletçi sosyalizm ile piyasa kapitalizmi arasındaki klasik tartışma kapandı artık. 20'nci yüzyılın sonuna doğru kapitalizm ve sosyalizmin sentezi gerçekleşti; fakat tarih hala devam ediyor. Bir başka büyük tartışma açıldı: Bu tartışmanın konusu, yerel, ulusal düzeyden kıtasal düzeye ve tüm dünyayı kapsayarak devlet müdahalesinin haklı olup olmadığı, kamu gücünün hangi düzeylerde müdahale etmesi gerektiği ve siyaset ile ekonominin birbirinden ayrışması meselesi. Her vatandaş siyasi karar mekanizmasını etkileme imkanına sahip olmalı. Bunun içinde kalkınmayı ilgilendiren ve ekonomik konulardaki işbirliği güçlendirilmeli. Ulus devletin bazı yetkileri Avrupa Birliği gibi bol bölgesel kuruluşlara devredilmek zorunda.

    Türkiye küreselleşmeyi göğüslemeye hazır mı?

    - Her yerde olduğu gibi elbette burada da karşı çıkışlar var. Ancak Türkiye, gerek tarihi, gerekse coğrafyasıyla küreselleşmeye özel olarak hazır. Birbirinden farklı unsurlar taşıyan kültürel ve etnik miras modern bir devlet içinde birleşti ve Fransız vatandaşlık kavramına yakın bir vatandaşlık kavramı içinde eridi.

    Ya Kürtler?

    - Arnavutlar, Bosnalılar, Çeçenler ve Gürcüler'le aynı şekilde Kürtler de Türk halkının bileşkenlerinden birini temsil etmektedir. Türk halkı etnik bir mozaiktir ve gücünü çeşitliliğinden almaktadır. Yarının en büyük sınavı Cumhuriyet'e bağlılığı ve aynı ulusa ait olma duygusunu koruyarak bu çeşitliliği geliştirmektir.

    Bu nasıl olacak?

    - Önemli olan Türkler'in kendilerine güven duymaları. Cumhuriyet'e güvenmeleri, ekonomiye güvenmeleri ve - bu söyleyeceğim noktanın üzerine basıyorum - Türkçe'ye güven duymaları. Sovyet imparatorluğunun yıkılmasından itibaren Türk dili birinci derecede uluslararası bir dil haline gelmiştir. Bu güven duygusu bir kere tesis edildikten sonra dinsel ve diğer farklılıklara karşı hoşgörü artacaktır. Sosyal sorunları çözmenin ve demokrasiyi güçlendirmenin en iyi yolu insanların geleceklerine inanmaları ve kendi ülkelerinde rahat etmeleri için ekonomiyi düzeltmektir. Refah içindeki bu ülkede yaşamayı herkes isteyecektir. Türkiye; Doğu Akdeniz, Ortadoğu ve Kafkasya'nın kavşak noktasındadır ve ekonomide bölgenin lokomotifi olmaması için hiçbir sebep yoktur.

    Aynı zamanda da Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılımından yanasınız.

    - Çünkü Türkiye her şeyden önce Avrupalı. Osmanlı İmparatorluğu bile Avrupa ulusları grubuna dahildi. Kemalist reformlar Türkiye'nin Avrupalılık yönelimini güçlendirdi. Bu reformların önemli olanlarından birinin de kadınların özgürleşmesi olduğunu hatırlayın. Kuşkusuz bu alandaki ilerlememiz yavaşladı ve geride kaldık, ama söylediğim gibi Türkiye'nin pekçok yüzü var. İspanya'nın Latin Amerika'ya ya da Almanya'nın Doğu Avrupa'ya köprü olması gibi Türkiye de güneye ve güneydoğuya doğru bir köprü. Türkiye'nin ne kadar Avrupa'ya ihtiyacı varsa Avrupa'nın da bu açılıma ihtiyacı var. Avrupa ile kimilerinin düşündüğünden çok daha hızlı birleşeceksek sebebi bu tamamlayıcılıktır. Sorulması gereken soru Avrupa Birliği'ne hangi tarihte üye olacağımız değildir. ‘‘Türkiye Avrupa macerasına katılmak istiyor mu?’’ Önemli olan tek soru budur. Benim açımdan bu sorunun cevabı çok açık biçimde ‘‘Evet’’tir.

    Türkiye AB'ye katılan ilk Müslüman ülke olacak...

    - İslam ve Hıristiyanlık arasındaki tarihi gerilimlerin ek bir zorluk oluşturduğu doğru. Fakat Avrupa dini ya da etnik bir yapı değil. Bu ekonomik, bölgesel ve kültürel bir yapı. Samuel Huntington'un dünyanın medeniyet gruplarına ve karşıt dinlere bölüneceği tezine inanmıyorum. Küreselleşme hareketi bölgeselleşme eğilimlerinden daha güçlü.

    Huntington'a göre Kemalizm'in amacı Avrupa medeniyetinin üstünlüğünü dünyanın geri kalanına kabul ettirmekti ve Kemalizm bu tarihi misyonunda başarısız olmuştu. Siz bu yoruma şiddetle karşı çıktınız...

    - Evet. Bana göre ‘‘doğru anlaşılmış’’ Kemalizm başarıya ulaşmıştır. Atatürk'ün şu mesajı onun büyük bir yenilikçi olduğunu göstermektedir: ‘‘Size miras olarak hiçbir dogma bırakmıyorum. Sadece düşünmeyi sürdürmenizi ve gerçeği ilerleme ve bilimde aramanızı istiyorum.’’ Onun eylem ve düşüncesini dogmatik biçimde yorumlayanlar ona haksızlık etmekteler. Türkiye'yi batılılaştırmanın ya da Avrupalılaştırmanın peşinde değildi. Tersine, son derece milli bir politika izledi. O yıllarda gerçek vatanseverlerin çoğu batı sömürgeciliği ile işbirliği yapan gelenekçiler arasından değil Kemalistler arasından çıkmıştı. İngiltere arşivlerini açınca gördük ki 1909'daki karşı devrimin (31 Mart Vakası) başını çekenler, görünürde gelenekçi ve dindar olmakla birlikte aslında İngiliz gizli servisinin hizmetindeydiler. Kemalizmin notunu sonuçlarına bakarak vermek gerekir. Olumlu tarafların olumsuzlara galip geldiğini anlamak için Türkiye'nin durumunu bölgesindeki diğer ülkelerle kıyaslamak yeterlidir.

    Ekonomik programın başarısı IMF’nin de başarısı olacak

    Türkiye'de uygulanan program IMF için saygınlık testi değil mi?

    - Verilen paraların büyüklüğünü dikkate alırsak programın başarısının aynı zamanda IMF'nin de başarısı olacağı açık. Tersine, şayet program hedeflerine ulaşmazsa IMF kısmen de olsa bundan sorumlu tutulacak.

    Krizden çıkmada şok terapinin faydasına inanıyor musunuz?

    - Her program, özellikle de şiddetli kriz durumunda bütünlüğü olan bir program olmak zorunda. Çok uzun zaman süren reformlar krizi uzatmaktan başka işe yaramaz. Bunun içindir ki hızlı gitmek en fakir katmanların dahi çıkarına. Ama dünya ekonomisinin eşitsizlik taşıdığı da doğru. Sermayenin son derece hareket edebilir özellikte olmasına karşın çalışanlar yerlerinden kımıldayamıyorlar. Kriz çıktığında en zenginleri vergilendirmek çok zor, çünkü hemen paralarını daha elverişli yerlere taşıyorlar. Bu durum üzerinde hiçbir devletin kontrol sağlaması mümkün değil.

    Yarının Avrupası açık bir Avrupa olacak. Yüzünü Slav ve Ortodoks dünya ile Akdeniz'e dönecek. 21'inci yüzyılın Avrupası gücünü Türk ve Arap kökenli bileşiminden alacak.

    Vergi kaçırmayla mücadelede çözüm küresel olarak bulunmak zorunda. Yurt dışında gizli hesap uygulamasını kaldırmak, bankalar için global bir denetim mekanizması oluşturmak gerekir.

    Özveri hep fakirden

    Sizce programınızın sosyal yönü yeterli mi?

    - Maalesef, en ağır özverilerde bulunanlar hep en fakirler. Hiçbir ülke tek başına bu adaletsizliği düzeltme gücüne sahip değil. Çözüm küresel olarak bulunmak zorunda. Uluslararası camianın vergi kaçırmayla mücadelede işbirliği yapması gerekiyor. Sermayenin nerede bulunuyorsa bulunsun vergilendirilmesi gerekir. Bahama Adaları'nda ya da başka yerde olsun gizli hesap uygulamasını kaldırmak, bankalar için global bir denetim mekanizması oluşturmak gerekir. Fakat temelinde en iyi sosyal politika krizin ve yol açtığı insani dramların olmamasını sağlayan önleyici bir politikadır. Bu noktada da sorumluluk yine devlete düşmektedir.

    Türkiye'de krizi önleme noktası geride kaldı. Kriz önümüzde duruyor. Ülkeyi çıkmazdan kurtaracak önlemleri alırken bu güç dönemeci aşmaları için zor durumdakilere yardım ediyoruz. Özellikle tarım sektöründe ve küçük sanayide en fazla etkilenen kesime yardım için krediler ayırdık. Krizin öncesinde Türkiye özellikle tarım kesiminde devlet yardımlarının doğrudan devlet eliyle ya da devlet bankaları tarafından verilmesi sistemini uyguluyordu. Bu yöntemin en elverişsiz tarafı seçici olmayıp öncelikle zenginlerin işine yaramasıydı. Gerçekten ihtiyacı olanlara verilmesi koşuluyla ilke olarak devlet yardımlarına karşı değilim. Herkese yardım etme imkanımız yok. Bu program çerçevesinde ek sosyal önlemler almayı hedeflemeliyiz.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı