GeriKelebek Yoksa siz bir milenyum kadını mısınız?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yoksa siz bir milenyum kadını mısınız?

Bu hafta sizin için altı maddelik bir test hazırladım. Hayır dediğiniz her şıkla kendinizi farklı kılacaksınız. Ama çağı yakalama şansını kaybedeceksiniz. Evet'leriniz çoğaldıkça yükselen değerlerle buluşacaksınız. Milenyum kadınına gittikçe yaklaşacak, ama sıradanlaşacaksınız....

Bridget Jones gibi hissediyorum

Demek siz de Helen Fielding denen kadının yazdığı kitapları okudunuz? Zaten ilk kitabı Bridget Jones'un Günlüğü dünyada bu kadar satış rekorları kırmasaydı; Fielding de inatla, günlüğe, ikinci bir kitap halinde devam etmeye niyet etmezdi. Böylelikle ben ve benim gibi kadınlar da aslında ‘‘genele’’ girdiğimizi anlamazdık.

Ama belki siz daha Bridget Jones ile tanışmadınız. O vakit detayları vermek bana kalıyor:

Bridget'in yaşı tam olarak bilinmiyor. Ama 30 ila 40 yaşları arasında olduğu sanılıyor. Hakkında kesinlikle bilinen tek gerçek, hayatının her gününe yeni kararlar listesiyle başlaması...

Listesinde yok yok: Öncelikle on kilo verip, sigarayı tamamen bırakmak istiyor. Bir spor salonuna üye olmak, beyaz atlı milenyum prensini bulmak, iş hayatında kariyer yapmak, listedeki diğer şıklardan birkaçı.

Öteki şıklar? Söylemeye gerek yok; çünkü Bridget hiçbirini başaramıyor. Sabahları genellikle işe geç kalıyor, daha çok kurbağaya benzeyen milenyum prensi adaylarından günler boyu telefon bekliyor. Üstelik evli veya bekar, hayatlarından sıkılan kadın arkadaşlarına sürekli akıl veriyor. Ama bu verdiği akıllar nedense kendisine hiç yaramıyor.

Bridget aslında hayatı sürekli erteliyor. Ama tuhaf olanı bu arada çok da eğleniyor.

Eee? İçinizdeki ses ‘‘Ben de biraz Bridget'im’’ demeye başladı mı?

En favori dizi Sex and the City

Bir de decoder olayı olmasaydı; ‘‘en favori dizim’’ denilebilirdi. Ama Türkiye ekranlarında bu dizi Cine 5 aracılığıyla yayınlanıyor. Ancak yine de şöhreti dilden dile yayılıyor.

Dizi, zaten ABD'de ve Avrupa'da reyting rekorları kırıyor. Mevzu malum: Dört bekar kadın kahramanın aşk maceraları anlatılıyor. Kahramanlardan biri işkolik, diğeri ise içine kapanık bir kadın. Ötekilere gelince, birinin cinsel dürtüleri fazlasıyla faaliyette, diğeri ise ara sıra anlatıcı rolünü de üstlenen acar gazeteci...

Bu kadınlar her hafta başka maceralarla karşımıza çıkıyor. Ben en son izlediğimde, dördü birden Sarah Jessica Parker'ın evinde toplanmış, lolipop yiyip karşı komşunun sevişmesini pencereden dikizliyorlardı!

Hatırladınız mı?

Ben de Hülya Avşar etkisi istiyorum

Tabii ki, Julia Roberts veya Angelina Jolie etkisi talep edecek değiliz. Neyse ki aramızdaki mesafe kıtalararası uzaklıkta. Üstelik sinema ekranının yarattığı etki ‘sanal ortamdaki sevdaları’’ hatırlatıyor. Ama... Hülya Avşar faktörü ayrı. O her yerde karşınıza çıkabilir.

Ben tecrübe ettim, size anlatayım: Geçtiğimiz hafta, yorucu geçen günün sonunda ‘‘bir değişiklik’’ yaparak, yedinci katın kadınlarıyla beraber Hürriyet Medya Towers’ın barına indik. Ama bir tuhaflık vardı. Bara inen her adam takım elbiseliydi. Hatta ‘‘ben takım elbiseli değilim’’ diyen Kanat Atkaya bile lacivert ceketini bir güzel giyivermişti. Pantolon açık bej, gömlek beyaz, bir de ceket lacivert olursa, o vakit ben de buna ‘‘moderen takım tarzı’’ derim! Sebep bir on dakika sonra buram buram parfüm kokuları saçarak yanımdan geçti. Hülya Avşar, Hürriyet'e ani bir ziyaret yaptığını söylerek gelmişti.

Tabii inanmadım. Ben yıllardır bu binada çalışırım. Ara sıra kendimi bıraksam bile, süslenir püslenir takıp takıştırırım. Üstelik utanmadan kendimi bir de güzel sanırım.

Sonuç: Hülya Avşar’ın yarattığı etkiyi bastırabilecek bir parfüm var mıdır? Varsa orama burama sürüp dolaşacağım. Siz de beni destekliyor musunuz?

İçimde bir dansöz var

Ben hayatımı ikiye ayırıyorum: Serdar Ortaç öncesi ve sonrası. Aslında ben Türk popunu hep severdim. Hatta fantezi ve arabesk hallerine de tutkum vardı. (Yıllar önce Ferdi Tayfur'un ‘‘Emmoğlu’’ diye bir şarkısı vardı. Onu gizli gizli banyo yaparken söylerdim.) Ancak Serdar Ortaç'ın ‘‘Asrın Hatası’’ ortaya çıkana dek, bırakın kıvıra kıvıra dans etmeyi, yüksek sesle şarkı söylemek için bile tek yolum vardı; o da eve gitmek.

Anlayacağınız daha ölçülü bir kadındım. Ama şimdi Türkçe müzik çalmayan eğlence mekanlarına ‘‘gidesim’’ gelmiyor. Çünkü Emel'in ‘‘Gel Günaha Girelim’’ şarkısı başta olmak üzere, en popüler Türkçe parçalarla iki saat hoplayıp zıplamayı seviyorum: Üzerimde stres giderici bir etkisi var.

Peki ben neden bu haldeyim? Bir arkadaşım, bu halin 30 yaşı geçen her kadında görülebilecek bir durum olduğunu söylüyor. Ben ise sebebi, kadınlar gezegeninin milenyuma girmesine yüklüyorum... Ya siz?

Aklıma geleni söyler oldum; kısacası dilime vurdu

Eskiden hayat ne kadar kolaydı di mi? Ölçülü ölçülü yaşar, ona göre flört eder, çalışır, hatta yemek yerdik. Ama şimdi herkes özgür. ‘‘Kendiyle barışık olma’’ sözü bile 90'larda kaldı. Yerine arıza olma modası çıktı. Ekran karşısında ağlamayan, yıllardır sakladığı sırrını açıklamayan ünlü bile kalmadı. Hal böyle olunca, ben de duruma uyum sağladım. Artık aklıma geleni söylüyorum. Hatta artık dilimden korkmaya başladım. Dilime tam vurur da anlatmadığım sırrım kalmaz diye... Tanıdık geldi mi?

Önüme çıkan her testi yapıyorum

Şimdi siz bu soruya kadar bütün yazıyı okudunuz; öyle mi? Üstelik tüm şıklara evet cevabını da verdiniz? Ben size ne diyeyim!

Bütün dergilerin mevcut testlerini yaptığınız gibi siz burç sayfasını da mutlaka okuyorsunuzdur.

Fal merakınızı daha ileri götürüp klipler arasında şarkı da tutuyor musunuz? Ya Sezen Aksu'nun ‘‘Keskin Bıçak’’ı çıkarsa karşınıza? Benim o vakit size tavsiyem hemen bir depresyon testi yapıp şarkının bitmesini bekleyin. Sıra mutlaka Hande Yener'in ‘‘Yalanın Batsın’’ şarkısına gelecektir... Öyle değil mi?

ETİLER BİTTİ, HEDEF BEYOĞLU

Gecenin rotası değişti

HAREKET geçen yıl başlamış ve Safran'la beraber sosyete Beyoğlu'nu keşfetmişti. Etiler'de veya Nişantaşı'nda uygun bir İtalyan restoranında yemek yeniyor; saatler geceyarısını vurduğunda Beyoğlu sürprizlerine dalınıyordu.

2001 için ise yeni bir akıma hazırlanın: Etiler bitti; tüm yollar Beyoğlu'na çıkar. Nasıl mı?

Safran hala ‘‘trend setter’’ Aslı Altan'ın mekanı. Sürekli dolup taşıyor. Hatta cuma ve cumartesileri kapıda kuyruklar oluşuyor.

Magma kapanıp Milk adını alınca sosyete tarafından keşfedildi. Üstelik Jay Jay Johanson orada konser verince mekanın adını telaffuz etmek bile moda oldu.

Dulcinea ve Godet'de tabii ki bu yoğunluktan nasibini aldı. Beyoğlu'nu keşfe çıkan İstanbul sosyetesini mutlulukla ağırlıyor.

Ama esas trendleri yeni mekanlar yaratıyor: Örneğin Soho. İki hafta öncesinde sadece Beyoğlu'nun klasik sakinlerini ağırlarken bir zamanların Etiler tayfası kabul edilen herkes oraya gidiyor.

Bu durumu fark eden gece hayatının en önemli patronları da tabii ki boş durmuyor. Metin Fadıllıoğlu Şubat ayında açacağı kulüp için çalışmalarını hızla sürdürüyor. Herkes yeni bir ‘‘Kulüp 29’’ döneminin tekrar başlayacağını sanıyor. Ama Fadıllıoğlu o dönemi Etiler'de bırakıp sır gibi sakladığı yeni bir isimle Beyoğlu'na adım atıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle