GeriKelebek Yine dolmuş, yine olay
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yine dolmuş, yine olay

GEÇEN hafta bir gün..Kasım ayında böyle sıcak olur mu be!Minibüse bindim.Hava soğuk olur diye giyinmişim, öyle de olacaktı zaten ancak son anda meteorolojik bir abukluk yaşanmış olmalı.Terliyorum ve içim sıkılıyor.Yanıma bir bayan bindi. Üst orta yaş grubunda bir bayan. Hayatta her şeye kızan, kızılacak bir şey bulamayınca da onu kendisi yaratan insanlardan biri.Sinirli. Etrafındaki herkesi kavga edilecek bir artık değer olarak görüyor.Ben ondan mümkün olduğunca uzaklaşmak için kendimi camın dibine dayadım.Ancak tabii bu bir minibüs. Boş gitmesine imkán yok. Ve kural da sadece dört kişinin oturmasına müsait olan koltuğa altı veya yedi kişinin oturtulması.Sonuçta kadın yanıma yaklaştı. Kolunu azıcık oynatsa, benim montuma değiyor ve sanki kol oynatan benmişim gibi bana kızıyor. ‘‘Çık’’ diye dişini emiyor, huzursuz oluyor.Benim ise o anda hayatta en son istediğim şey ona dokunmak. Bırakın ona dokunmayı paltolarımızın bile sürtüşmesi fikrine şiddetle karşı koyuyorum açıkçası.Meseleyi şöyle anlatayım. Dünyada kalan en son kadın o olsa, ben 15 yıldır kadın yüzü görmesem ve o hayatında ilk kez sinirsiz bir halde yanıma gelse benim tercihim paltomu alıp çekip gitmekten yana olurdu.Şimdi durum böyleyken onun minibüsün içinde havalar atması insanı gerçekten sinirlendiriyordu.*Sonra kaçınılmaz şey oldu...Öne minik çocuklarıyla bir karı koca bindi.Her minibüste minimum bir adet çocuk olmalı. Galiba böyle yazılı olmayan bir kuralları var ve minimum bir çocuk olmadan seyahate çıkmıyorlar.Çocuk arabanın kapısında ağlamaya başladı. Nedeni belli değil...Anne ve baba çocuğun arabaya binmekten korktuğunu düşünüyorlar. Baba inelim bari dedi, çocuk bu kez daha da bağırarak ağlamaya başladı. Bu kez ağlama nedenini açıklayan teori de ‘‘babası onu bırakır diye korkuyor’’a dönüştü.Kapalı ve haddinden fazla kalabalık bir alana baba ve annesiyle birlikte binen bir çocuk neden baba tarafından bırakılmak korkusuyla ağlasın ki?Eğer ağlıyorsa da ailenin minibüste ne işi var, bir an önce psikoloğa gitmeleri gerekmez mi?*Ağlaması durmuyor. Biraz susuyor iç geçiriyor, sümüğünü çekiyor, sonra yine bağırmaya başlıyor.Bunun tek avantajlı tarafı, yanımdaki hilkat garibesinin tüm kızgınlığını, hayattaki tüm birikmiş kinini, saplantılarını çocuğa yöneltmesi ve beni unutması oldu.Bu arada anne ve baba çocuğu susturmaya yarayacağını düşündükleri bir dizi abuk hareketler yapıyorlar.Örneğin çocuğun suratına birçok anahtar taşıyan bir anahtarlığı yaklaştırıp sallıyorlar.Veya ‘‘emi, emi’’ diye söylenip ağzına bir emzik tıkmaya uğraşıyorlar. Çocuk emziği her defasında tükürdü.Sonra önde oturan bir yaşlı kadını gösterip ‘‘Bak nine de bizle geliyor’’ da dediler.Dünyadaki hiçbir kadın, yaşı kaç olursa olsun nine olarak adlandırılmaktan hoşlanmaz.Kendi torunu da olsa bunu söyleyen, bunu kamuya açık yerlerde ifade etti diye torununu dövebilir de...Doğal olarak minibüsteki yabancı kadın da tanımadığı ve tanımak istemediği bir çocuğun durup dururken ninesi ilan edilmesine kızdı.Dönüp onlara öyle bir baktı ki hem anne ve baba hem de çocuk korktular. Anne ve baba korkularını içlerine attılar, çocuk daha fazla ağlamaya başladı.*Terliyorum. Yanımdaki kadının negatif enerjisi bana da sirayet etmiş durumda.Bunaldım.Çocuğun ağlayan suratı tam 30 santim kadar önümde.Bana bakarak ağlıyor.Şöyle uzansam, kafayı tutsam, bir çevirsem kopacak kafası.Sonra kopan kafayı yandaki kadının kucağına koyarım.Sinirler aniden ölmez, kafa kopsa da çocuk ağlamasını 10-15 saniye sürdürür muhakkak.Ağlayan kafayı kucağında görünce tahmin ediyorum ki kadının siniri sonunda geçecektir.30 santim ilerde ve tek hareketle sessizlik olacak. Düşünebiliyor musunuz?*Tam bunları düşünürken sessizlik oldu.Birden panikledim. Acaba düşünürken kendimi kaybedip, transa geçip düşündüklerimi yaptım mı diye korktum.Etrafta ağlayan kopuk çocuk kafası aradım. Yoktu. Kafa hálá daha vücuda bağlıydı.İmkánsızı başarıp onu susturan mucizeyi yandaki hilkat garibesi gerçekleştirmişti.Bütün meymenetsizliğiyle, çocuğa doğru kendi elindeki anahtarlığı sallayıp, ‘‘Eeee sus bakalım artık ama’’ dediği anda çocuk susmuştu.Çocuk yakın ve yaklaşmakta olan tehlikeyi görmüştü.Sustu da ancak ne yazık ki onlar da hemen indiler ve biz de hayatta ilk kez içinde çocuk olduğu halde sessiz kalmayı başaran bir minibüste yolculuk etme fırsatını yine kaçırdık.