GeriKelebek Yeter ki gel bana senede bir gün
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeter ki gel bana senede bir gün

Yeter ki gel bana senede bir gün
refid:18997385-spot ilişkili resim dosyası

Fakir ama çalışkan, idealist, duygusal ve duyarlı bir kız. Zengin, uçarı, vurdumduymaz, hercai ve çapkın bir erkek. Erkek, her gününü başka bir alemde geçirerek, ailesinin imkanlarını çarçur etmekten başka bir şey yapmazken, kız elindekiyle yetinip, üzerine eklemeyi biliyor.

Mezun oldukları 15 Temmuz 1988’de başlayan ilişkileri başka hayatlarda, başka kollarda da olsa yılda tek bir günde 15 Temmuz’da bir araya geldiklerinde yenileniyor, eksilmeden artıyor. David Nicholls’un aynı adlı çok satan romanından Lone Scherfig tarafından beyazperdeye uyarlanan Bir Gün, fena halde duygusal ve dokunaklı bir film. Ağlarken, sizin boşa harcadığınız o ‘bir günleriniz’ geçecek belki gözlerinizin önünden, pişmanlık defterinizi ister istemez açacaksınız.

Uyarılmıştım.
Mendilini de al öyle izle bu filmi demişlerdi.
Zaten ağlamaya pek bir hazırımdır.
Bir Gün hiç zorlanmadı.
Duygularımı karıştırdı, bünyemi hafiften bir sarstı, geçmişe götürdü, pişmanlık dosyamı açtı.
Fena dağıttı beni, hem de çok fena.

Yeter ki gel bana senede bir gün

FAKİR KIZ ZENGİN ERKEK AŞKI

Yaşamın şifresi iniş ve çıkışlarda gizli.
Aynı kalp atışlarının monitöre yansıması gibi.
Ama Bir Gün’ün iki kahramanının hayatlarındaki iniş çıkışları derin çizgiler belirliyor.
En büyük sorun, birbirlerini sevseler de aynı frekansta pek fazla buluşamıyor olmaları.
Temelde bir fakir kız, zengin erkek hikâyesi var karşımızda.
Emma, işçi sınıfı bir aileden gelen çalışkan, prensipli ve duyarlı bir kız.
Dexter ise aklı bir karış havada, uçarı ve çapkın bir zengin çocuğu.
Dünyayı, her şeyi aynı anda elde edebileceği bir oyun bahçesi gibi görüyor.

HER YIL 15 TEMMUZ’DA

Emma ve Dexter’ın arada sırada görüşseler de bir ömür boyu sürecek birliktelikleri üniversiteden mezun oldukları o özel günde, 15 Temmuz 1988’de başlıyor.
İkisi 20 yıl boyunca her 15 Temmuz’da bir araya geliyorlar.
Ve biz her 15 Temmuz’da farklılaşmış Emma ve Dexter’la karşılaşıyoruz.
Dexter, okulu bitirdikten sonra televizyon dünyasının renkli, şaşalı ama ucuz tarafına (filmde ciddi bir televizyon eleştirisi de mevcut) kendini kaptırınca, anne va babasının da onaylamadığı bir batağa saplanmış oluyor.
Emma ise yavaş yavaş ama istikrarlı bir biçimde ideallerine ulaşmak için çabalıyor.
Hayatın akışı içinde farklı rüzgarlarla savrulan, alakasız ilişkiler yaşayan Emma ve Dexter’ın ömürleri boyunca aradıkları şeyin yanıbaşlarında olduğunu anlamaları gerçekten de çok uzun zaman alacak gibi.

FARKLI BİR ISSIZ ADAM HİKÂYESİ

Bir Gün’ün en önemli ve başarıya ulaşan detaylarından biri 20 yıla yayılan öykünün her yılında o özel tek güne, 15 Temmuz’a dikat çekerek, hikâyesini onun üzerinden götürmesi.
Film, o tek güne odaklanarak, karakterlerdeki fiziksel ve ruhsal değişiklikleri büyük bir başarıyla perdeye taşıyor.
Çapkın ve uçarı erkeklerin aslında gerçek aşk ve sevgiden yoksun kalarak nasıl ıssız adamlaştıkları, nasıl da mutsuzluğun içine sürüklendiklerini de çarpıcı bir dille anlatıyor.
Diğer yanda ise tek bir erkeğe aşık olup, onu uzaktan sevmeye alışmak zorunda olan bir kadının yaşadığı dram var.
BİRİ İNERKEN
DİĞERİ ÇIKIYOR
Filmin en dramatik yanlarından biri de temelde birbirlerini seven çiftin hep farklı yönlere doğru gidiyor olmaları.
Biri ileri giderken, diğeri geriliyor.
Başarı, çöküş, ilişki, evlilik, ihanet, duyarsızlık derken sürekli zikzaklar çiziyorlar.
Zikzakların arasına beyaz camın kirli yüzü, kanser, hayırsız evlat olma durumu, çapkınlık, ihanet gibi günümüz dünyası insanına çok da uzak olmayan pek çok şey serpiştirilmiş.
Senaryo bunların her birine ayrı bir özen ve ihtimamla yaklaşıyor.

JIM STURGESS ZORU BAŞARMIŞ

Başroldeki Anne Hathaway’in İngilizce aksanına alışmak önceleri zor olsa da sağlam oyunculuğu bu detayı kısa bir süre sonra unutturuyor.
En az onun kadar, hatta daha da başarılı olan erkek tarafı Jim Sturgess bir harika.
Sturgess’ın işi Hathaway’den daha zor aslında.
Anne Hathaway, istikrarlı bir kadını oynarken, Jim Stugess çapkın bir genç adamdan, şımarık bir televizyon yüzüne, oradan da olgunluğa geçen bir karakteri canlandırıyor. Ve tüm bu değişimin altından başarıyla kalkmasını biliyor.

PİŞMANLIKLAR DOSYANIZI AÇIP DOYASIYA AĞLAYIN

En başta da yazdığım gibi bu filmi izlerken pişmanlıklar dosyasını şöyle bir açıyor insan.
Geriye dönüyor, bir günde, birkaç günde ya da diğer pek çok günde yaptığı yanlışları, anlamsız tercihleri, seçtiği dikenli yolları, kör sapakları, yoldan çıkmaları bir bir hatırlıyor, gözünün önünden geçiriyor.
Empati kurabileceğimiz, hayatımızın belli noktalarında özdeşleşebileceğimiz karakterler, gözyaşlarımızı serbest bıraktıran bir konu ve anlatım...
Bir Gün, haftanın en duygusal, en dokunaklı filmi.
Hayatınız boyunca unutamayacağınız bir gün geçirmek istiyorsanız, bir gününüzü ayırın ve bu filmi görün derim.

ONE DAY
BİR GÜN
Yön: Lone Scherfig
Oyn: Anne Hathaway, Jim Sturgess, Romola Garai, Patricia Clarkson
Tür: Dram
Süre: 107 dk.

Filmin şarkısı budur

Bir Gün filmi Türk yapımı olsa, içinde kullanılacak şarkı hazırdı. Bu film bu şarkıdan daha iyi nasıl anlatılabilir, bilmiyorum gerçekten de. İzleyince bana hak vereceksiniz.
Gönlümde açmadan solan bir gülsün
Her zaman gamlıyım her zaman üzgün
Beklerim yolunu aylar boyunca
Yeter ki gel bana senede bir gün
Ağarsa saçlarım
Solsa yanağım
Adını anmaktan yansa dudağım
Bu aşka canımı adayacağım
Yeter ki gel bana senede bir gün


Yorumları Göster
Yorumları Gizle