GeriKelebek Yerli malı, herkes onu kullanmalı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yerli malı, herkes onu kullanmalı

Efendim bu hafta sizi iki kişi ile tanıştırmak istiyorum. Birincisi şu fotoğrafta üstüne kurulmuş olduğum Tiger 250, diğeri ise benim öz be öz sevgili kardeşim, İbişim, Mustafa... Benden başka kimsenin ‘İbiş’ demesine izin vermez ona göre, aman diyeyim denemeyin siz siz olun Mustafa’yı deneyin.

Ne alaka şimdi kardeşin de demeyin anlatacağım. Kendimi bildim bileli biz onunla ‘edi ile budü’ gibiyizdir. Yıllarca sokaklarda beraber misket oynayıp, top koşturup, oyuncak otomobillerle oynayıp, bisikletle gazladık. Yani yemin olsun ona hiçbir zaman bir erkek kardeş eksikliğini hissettirmedim. Hea kız kardeş eksikliği hisseti mi bilemem? Çok severiz yani birbirimizi, ama bunun yanında çok şamatalı kavgalarımız, kıskançlıklarımızda yaşanmamış değildir. Nasıl bir adam olduğunu bilmenizde fayda var. Kendisi şekilde de görüldüğü üzere yakışıklıdır. Yakışıklı olmasının yanında, hınzırlığa beyni son derece hızlı çalışan bir abimizdir. F1 konusundaki bilgi ve ilgisi Türkiye’de pek çok kişiyi hayrete düşürtecek kadar derindir. İkimizin de otomobil, motosiklet ve motoru olan pek çok şeye ilgi duyduğumuz yıllarda o atak yapıp otomobil kullanmasını benden önce öğrenmiştir. Ama o gün; ‘bunu yanına bırakmıcam...’ diyen bendeniz, o, hala el alemin motosikletlerine ağzının suları akarak bakarken, yanından, kendi, öz, hakiki motorumla geçmek sureti ile yıllar sonra hıncımı almışımdır. Şimdi ise, o da motosiklete yeni yeni biniyor işte yani izin veriyorum arada binmesine... Heh he... O da bana otomobilde aynı şeyi yapmıştı.

Lütfen Kask Takalım Bayanlar, Baylar

Neyse, olayı bağlayacağım birazdan, şimdi gelelim Kanuni’ye... Ne zamandır Kanuni’nin piyasaya yeni çıkardığı modellerden birini alıp kullanmak istiyordum. Kanuni Tiger verebiliriz, hatta vermeyi çok arzu ederiz diyen sevgili firma yetkililerinden, motoru, fırsat bulup bir türlü alamayınca, ‘biz size getiririz’ dediler ve bir çekim sabahı erkenden bu kırmızı kızı kapıma getirdiler. Sağ olsunlar... Benim meraklı İbiş kardeş de yanımda bitti tabii hemen... Hatta benden önce inmişti aşağıya. Ancak, motoru evin penceresinden ilk gördüğümde şok oldum, çünkü üstünde oturan beyin saçlarının hafif dökülmüş olduğunu çok net görmek mümkündü. Yani kask takmamıştı. Aşağı indiğimde merhaba bile demeden ilk sorduğum; ‘Siz böyle mi geldiniz?’ oldu. Yeşilyurt Motorlu Araçlar’dan sevgili Hüseyin Yeşilyurt gülümseyerek; ‘Evet!’ dedi. Otomobille Hüseyin beyi takip eden Akın bey ise; ‘Otuz yıllık motorcu o...’ diyerek beni sakinleştirmeye çalıştı. ‘30 yıl mı? Heaaa tamam o zaman canım ne gerek var kaska di mi?’ Allah allaaaaah! Ay çok kızdım vallaha... Şurada anlaşalım. 1 ay, 3 sene, 30 yıl, 60 yıl bir şey değişmiyor arkadaşlar. Yıllar geçtikçe kafataslarımız mı kalınlaşıyor ki kask kullanmayalım? Çok rica ediyorum. En kısa mesafeye bile olsa, kask takmadan gitmeyin, lütfen! ‘Ben çok iyi motorcuyum! Artık kask takmayayım!’ diye bir şey yok. Zaten motosikletin öğrenme konusunda herhangi bir doyum noktası da yok. Hayat gibi her seferinde yeni şeyler öğrenilir motorda. Motora her bindiğinde, yeni bir şey öğreneceğini hisseder insan. Bu öğrendikleri bazen acı tecrübeler de olabilir. İşte bizlerin yapması gereken, böyle riskli tecrübelere hazırlıklı, donanımlı olmak. Kask da bu işin donanımının olmazsa olmazlarından. Neyse ya bak konuyu iyice saptırdım. İşte konu böyle hassas yerlere gelince dayanamıyorum.

İbiş de Kanuni’yi test etti

Hüseyin beyin kask takmadan gelmesini kafamın bir yerine not edip, motor hakkında anlattıklarını sevgili İbişle dinlemeye başladık. Hüseyin bey korna düğmesinden, göstergelerine kadar oldukça detaylı bir şekilde anlattı motoru... ‘İşte bu kornası, bu sinyal, benzin göstergesi, vites göstergesi, cep telefonu çalıyor göstergesi vs...’ Anlatım işi bittiğinde kampana olan arka frenle ilgili bir ayar yaparken, kafası hala kasksız gelmesine takılı olan bendenize ‘frene basar mısın’ diyince ve ben de Hüseyin beyin hangi frenle uğraştığına bakmaksızın ön frene basınca, sevgili Akın ve Hüseyin’in yüzlerindeki anlık şok ve ‘Ula motoru veriyoz ama kime veriyoz yahu, tüh ya yazıyo çiziyo ama atmasyon olmasın bu Rüzgarın Kızı, yani kullanmayı filan biliyo mu acaba?’ tereddütünü görünce dayanamadım. Hüseyin beyin tüm anlattıkları bitince; ‘peki debriyajı nerde bunun?’ dedim! Ay çok keyifliydi... Yüzlerindeki ifadeyi fotoğraflamayı çok isterdim. Tabi İbiş bastı kahkahayı... Onlar da birbirlerine bakıp; zoraki de olsa tereddütle gülümsediler. Sonra Hüseyin bey kendi kendini ikna etmek istercesine; ‘Olur mu canım, ben CNN Türk’deki programınızı izliyorum, bayaaa kullanıyorsunuz işte.’ diyor. Çok tatlı insanlar. Gülümsüyorum... Kanuni’yi teslim alıp, vedalaşıyoruz.

Giriş seviyesi ‘Cruiser’ sınıfında bir motosiklet olan Kanuni Tiger 250’yi bizzat kullandıktan sonra, meraktan çatlayan İbiş’in de kullanmasına izin veriyorum. Ama bir şartla. Bindikten sonra görüşlerini yazması şartıyla. Tamam diyor ve atlıyor kınalı kıza... İşte birazdan okuyacağınız test yazısı benim sevgili kardeşim Mustafa’nın kaleminden Rüzgarın Kızı’nın yorumlarıyla... Fena da yazmamış hea kerata?

ESTETİK: İlk bakışta gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim : ‘Tiger 250 bugüne kadar Türk mühendisler tarafından üretilmiş en güzel motosiklet.’ Gerçekten ilk bakışta Kanuni’den beklenmeyecek bir şıklık var. Detaylar, kromajlar, genel simetri gerçekten çok başarılı. Gerçeği, fotoğraflardaki halinden çok daha güzel görünüyor. Üzerindeki yazıyı çıkarsanız yerli üretim olduğuna inanmak güç (tabii uzaktan bakıyorsanız). Motora binip alıcı gözüyle bakınca göstergeler, krom kaplamalarıyla pek şık, fakat direksiyona bakınca tam bir hayal kırıklığı ile karşılaştım. Ne yazık ki direksiyondaki enstrümanlar inanılmaz ucuz ve basit üretilmiş. Altı üstü plastik, biraz daha pahalısı, kalitelisi ne kadar pahalı olabilir ki? Detaylarda bir sorun da kromajlı vidaların daha 30 kilometredeki bir motor olmasına rağmen içlerinin oksitlenmiş olması. Yakından bakınca hemen dikkat çekiyor. Genel yakışıklı havasına hiç yakışmıyor. Depo üzerindeki devir saati çok başarılı fakat kafayı eğip bakmak çok garip. Peg yerine ayak tablaları bulunuyor ve çok şık görünüyor. Tek silindir olmasına rağmen, krom kaplı çift egzoz çıkışı var. Gerekli mi? Tartışılır, ama güzel görünüyorlar. Ufak tefek sorunları olsa da hakkını vereyim Tiger 250 estetik olarak sınıfı rahatlıkla geçiyor. (RK; Kesinlikle katılıyorum, gezdiğim pek çok pahalı ve havalı motordan bile daha çok ilgi çekti Tiger trafikte...)

SÜRÜŞ:İlk kullanımda, cüssesine göre oldukça hafif olduğu ayrıca ağırlık merkezi yere yakın olduğundan dar manevralardaki rahatlığı dikkatimi çekti. 185 kilogram ağırlığı motosikletin üstünde hiç hissettirmiyor. Genel olarak ciddi bir ergonomik bozukluk yok. Fakat elciklerin yüksek ve içe doğru açılı olması (RK; Bu genel bir Cruiser özelliği) elcikleri bilekleri bükmeden kullanmayı imkánsız kılıyor. Yolda dengesi, doğru seçilmiş rake açısı (RK; Maşanın yere açısı) sayesinde hem kararlı bir düz gidişi hem de yeterli seriliği sağlıyor. (RK; Bak bak baaaak? Neler de bilirmiş benim İbişim...) Açıkçası hiç bir motosiklette elleri bırakarak gitmek bu kadar kolay olmamıştı. (RK; Bak şimdi yaaa... Öz kardeşim bunu yaparsa, bırak yapmayı bi de buraya yazarsa... Vallaha vermicem bi daha sana motor-mutor yok.) Lastiklerin rodajı bitmemiş olduğundan viraj limitlerini zorlamadım, fakat genel olarak oldukça dengeli ve kontrollere yanıtı çabuk. Bu virajdaki keskinliğin sebebi oldukça sert seçilmiş süspansiyon ayarları. Bu tip bir motosikletten beklediğinizden çok daha sert süspansiyon kullanılmış. Bozuk zeminde seleden sürücüsünü sıçratacak kadar sert! Bu artı mı eksi mi tartışılır, fakat ben daha yumuşak ayarları tercih ederdim.

TİGER’IN BONUSLARI: (RK; Ne demek bonusları, motosikletin bonusu mu olur? demeyin.) Vallaha hiçbir motosiklette olmayan ilginç aksesuarları var Tiger’ın.

YILBAŞI AĞACI: Ben öyle isim koydum bu özelliğe, çünkü her frende dörtlü flaşörler yanıyor!!! ‘Süper di mi?’ dedi Hüseyin bey. Ben de ‘Bunu iptal edebiliyor muyuz?’ dedim. Sürekli frende 5 saniye boyunca dörtlüler yanıyor. Sinyal verirken bu özellik devre dışı. Her an panik fren yapıyormuş gibi hissettirdiği için, özellikle geceleri alışana kadar yollarda yılbaşı ağacı gibi geziyorsunuz. Dikkati de dağıtıyor. (RK; İbiş’e katılmakla beraber bu konuya başka taraftan da bakmak da fayda var diye düşünüyorum. Yani bu fonksiyon pek tabii, pek iyi niyetlerle konulmuş. Fren yapan bir motosikletin fark edilmesini artıran her şeye saygı duymak lazım. Ama alışkanlık istiyor tabii.)

CEP SENSORU: Hız göstergesinde cep telefonu çaldığında yayılan sinyallerle yanıp sönen bir led var. Lakin görevini tam olarak değil fazlasıyla getiriyor. Nasıl mı? Cep telefonum evde olduğu halde trafikte sık sık yanıp durdu. Sanırım yakınlardaki arabalarda konuşanların sinyallerini de alıyor bu led. Evet, bu hafta bu kadar yeter. Haftaya ‘Yerli Malı Yurdun Malı’ Tiger’ın motor özellikleri ve frenlerine de yer vereceğim. Genel bir sonuç duymak isterseniz Tiger kesinlikle bu güne kadar gördüğüm en güzel Türk motoru. Bu motosikletin Türk yanı beni oldukça ilgilendiriyor ve umutlandırıyor. Umarım daha da ilerletir, geliştirirler. Triumph’ın Tiger diye pek sevdiğim eski bir modeli olduğundan mı bilmem, yeni bir şey koymadıkları için adını çok sevmesem de, genel olarak şunu söylemeliyim ki; özellikle fiyatı göz önüne alındığında, pek çok motor sevdalısını, sevdalarına kavuşturabilecek bir motosiklet Tiger. Kaç Yeni Türk Lirası mı? Aaaa söylemedim di mi? Yahu bu güzelim alet topu topu; 4 bin 650 YTL.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle