GeriKelebek Yeniden yaşar gibi: 1968 ve Gezi
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeniden yaşar gibi: 1968 ve Gezi

Yeniden yaşar gibi: 1968 ve Gezi
refid:23515499 ilişkili resim dosyası

QARAGÖZ: Ne Gezi’ymiş be Hacı caw caw! Herkesin gözü Taksim’de...

HACİWAT: Hayatında tarihi bir olaya ilk defa tanıklık ediyorsun, ondan inanılmaz geliyor. Tabii ki ilk değil bu olaylar.
Q: Bu olanlar aslında Arap Baharı’nın devamı diyorlar. Onu mu kastediyorsun?
H: Hayır efendim! İki hareketin içerikleri ve arka planları çok farklı. Benim dediğim Avrupa ve Amerika’daki 68 hareketleri.
Q: İyi de ailedeki büyüklerden dinledim ben. 1968’de Türkiye’de zaten bir sürü harekete katılmış gençler. Batı’ya neden bakayım?
H: Canım ona bakarsan gençlik hareketleri Tanzimat’tan beri var. Ama 1968’de bizde olup bitenlerin nedenleri farklı. Mesela, Amerika’nın 6. Filo ziyaretine karşı tam bağımsızlık, vb. söylemiyle ortaya çıkmış daha belirgin talepleri olan bir siyasi gençlik hareketi. Oysa Gezi protestolarının özü Fransa ve Amerika’da olanlara daha çok benziyor.
Q: Nesi mesela?
H: Bir kere orada da geniş bir koalisyon var. Türlü çeşit grup… Amerika’da, 1965-1968 arasında, sivil haklar-zenci hakları, azınlık hakları, vb. savunucuları, feministler, çevreciler ve Vietnam Savaşı karşıtları bir arada. Hepsi, daha çok özgürlük istiyor. Merkezi bir organizasyonu, partisi olmayan ortaklaşa eylemler bunlar. Fransa’daki isyansa hem 10 yıllık De Gaulle rejimine hem de yerleşik düzene karşı. Gençler, ‘yaşlı dünyayı süpürüp yeni bir dünya yaratmak’ istiyorlar... ‘Eski Fransa’nın eğitim yöntemlerine, yerleşik ahlaka isyan ediyorlar... İşi genel greve kadar götüren işçilerse daha iyi çalışma koşulları ve daha iyi ücret peşindeler... Hareketin sloganlarından biri ‘Ben katılırım, sen katılırsın, biz katılırız… Onlar kazanırlar’.
Q: Yani?
H: Yani, her işin üretimine biz katılırız, kazanıp kâr edense hep yerleşik düzenin sahipleri olur anlamında. Eğitimde, üretimde ve siyasette daha fazla söz hakkı talep ediyorlar.
Q: Sadece yürüyüşler, grevler falan mı?
H: Hayır. Nanterre Üniversitesi’nde başlayan gösteriler Paris’te alevleniyor. Çok ciddi sokak hareketleri var. Gençler, barikatlar kurup, yolları kesip polislerle çatışıyor. Attıkları kaldırım taşlarına karşılık polisler de göz yaşartıcı bombalar atıyor, tazyikli suyla durdurmaya çalışıyor. Polisin aşırı sertliği ve olayların televizyonlarda izlenmesi nedeniyle isyan bir anda büyüyor. 1 milyon kadar kişi Paris’te protesto gösterisine katılıyor.
Q: Arkadaş bugünü anlatır gibisin. Tek fark, arada 45 yıl olması sanki!
H: Dedim sana… Partilerle doğrudan bağlantıları yok. Ama genellikle sol ve liberal eğilimli sanatçılar, düşünürler hareketi destekliyor. İşin ilginci o yıllarda kapitalist ülkelerin ekonomik durumu aslında kötü değil. Buna rağmen öğrenciler Sorbonne Üniversitesi’ni, işçilerse çalıştıkları fabrikaları işgal edip otonomluklarını ilan ediyor! Tüm bu süreçte polis, gösterici, liseli altı kişi hayatını kaybediyor, yüzlerce kişi yaralanıyor.

/images/100/0x0/55ea851df018fbb8f8855455
Q: İstediklerini elde ediyor mu peki bu hareketler?
H: Hem evet, hem hayır. Amerikan toplumu olaylarla hayli sarsılsa da öyle bir anda değişmiyor. Kentli ve kırsal kesimin yaşam tarzındaki zıtlıklar daha da artıyor. Öte yandan çoğulculuk adına çok ciddi bir değişim başlıyor. Azınlık hakları güçleniyor. Tabii sonraki süreçte protestoların da etkisiyle (biraz da bahanesiyle) Amerika, Vietnam’dan çekiliyor.
Q: Fransa’da durum ne?
H: Halkın baştaki güçlü desteği gençlerin aşırı talepleri nedeniyle zaman içinde azalıyor. Ama bir ay kadar süren olayların güçlü siyasi etkileri oluyor. Devlet Başkanı De Gaulle, “İsyancıların Elysée Sarayı’na saldırmalarını ve benim savunulmam için kan dökülmesini istemiyorum” diyerek ülkeyi terk ediyor ama birkaç gün sonra geri dönüyor makamına... Bu defa da 800 bin civarında De Gaulle destekçisi ellerinde ulusal bayraklarla isyancılara karşı gösteriler düzenliyor. İsyancı öğrenciler affediliyor. İşçiler ücretlerinde önemli artışlar elde ediyor. Gösteriler ve genel grev erken seçim kararı aldırtıyor.
Q: Kim kazanıyor peki seçimleri?
H: Yine De Gaulle’ün partisi… Hem de açık farkla! Ancak bir yıl sonraki anayasa referandumunun ardından De Gaulle siyasetten çekiliyor. Gençler okullarda katılımcılık ve toplum içinde daha fazla serbestlik kazanıyor. Dönemin kalıcı bir etkisi cinsel devrim oluyor sanki. En güçlü ilerlemeyi feminizm elde ediyor. Tabii bir de protestocuların yaratıcı duvar yazıları geleneği kalıyor!
Q: Avrupa Birliği ne demiş peki tüm bu olan bitene?
H: İlahi Qaragözüm… Ne arasın o yıllarda bugünkü Avrupa Birliği? Birliğin siyasi kurumları sonraki yıllarda oluştu.
Q: Dalga geçme, alırım gazını Hacı caw caw...!
H: Aman Qaragözüm, şiddete gerek yok, gözünü seveyim.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle