GeriKelebek Yeni kadınlar geliyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeni kadınlar geliyor

Çılgın akıllı girişimci

Burcu Cedetaş, çılgın ama akıllı ve çok güzel bir girişimci. İnternet'in yeni bir medya aracı olduğunu farkedip, bir İnternet servisi sağlayıcı şirketi kuranlardan: Prizmanet. Saint Michel ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu Cedetaş hayattaki her şeyin öncelikle içeriğiyle ilgileniyor, Prizmanet'in tipik bir İnternet servis sağlayıcı olarak çalışmadığını anlatıyor.

ONUN SHOWROOM'U VAR

Taç Demirağ 29 yaşında. High School ve Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık fakültesi mezunu. Bugüne kadar Ertur Yener, Mehmet Konuralp ve Hasan Mingü gibi mimarlarla çalışmış. Şu anda kendi mimarlık şirketi ve showroom'u var: Dekordesign. Demirağ, evli, gecenin bir yarısında, ‘‘Usta aradı, şantiyeye gitmem lazım, duvarlar akıyormuş’’ dediğinde, ‘‘Hadi beraber gidelim’’ diyen, surat asıp hayatını zindan etmeyen, hoş ve boş olmayan bir de kocası var!

KENDİ İŞİM OLMALI

Canan Akyüz, Acentam Textile Agency adlı şirketin sahibi. 30 yaşında. Hayatı boyunca, ‘‘Ne ticareti? Olur mu? Git bir yerde maaşlı çalış!’’ laflarını duyduğunu ama yılmadığını söylüyor. Onun maaşlı çalışmaya alerjisi var! ‘‘Sonunda da ne halin varsa gör dediler. Şimdi görüyorlar, halim iyi, bu işi beceriyorum...

Çimlerin üzerinde bir arada gördüğünüz Burcu Cedetaş, Meri Bahar, Grasiella Kohener, Söğüt Araşan, Esra Orhon, Gonca Karakaş, Canan Akyüz, Yakut Tarman, Taç Demirağ, sayıları az olan ama gün geçtikçe çoğalan yeni kadınların sadece bazıları. Bugüne kadar, kadın dergileri bir yeni kadındır tutturdu. Kah, özgür kadınlardan söz edildi, kah, başarı için her yolun mübah olduğunu düşünen kariyer kadınlarından. Oysa, bu kadınlar başka. Onlar ne kafayı sadece kariyerle bozan, ne de başarı için her şeyi hatta erkekleşmeyi mübah sayan kadınlardan. Aileleriyle, kocalarıyla, çocuklarıyla başarılı ve bağımsız olmanın yolunu bulan yeni kadınlar onlar. Üstelik hiçbiri maaşlı çalışmıyor, hepsinin kendi kurdukları bir iş, yani birer şirketi var...

Bütün bunları ne zaman yaptılar...

Makyavelist feminist değilim!

Yeni kadınlar deyince, ‘‘özgür kadınlar’’dan söz edildi bugüne kadar. Erkeklerin arasından sıyrılan kadınlardan. Ya da kafayı kariyerle bozmuş, başarı için her yolu, hatta ‘‘erkekleşmeyi’’ mübah sayan, makyevalist, feminist kadınlardan. Hep onlar yazılıp çizildi, bahis konusu edildi. Oysa, bir araya getirdiğimiz on kadın bu saydıklarımızdan farklı. Ondan yeni. Erkeklerle, iş dünyasıyla ve en önemlisi aileleriyle birlikte var olabilmenin bütün o kaos içinde başarılı ve bağımsız olabilmenin yöntemlerini bulabilen kadınlar yeni kadınlar. Ve geliyorlar. Sayıları her geçen gün çoğalıyor. Üstelik hepsi çok genç ve kendilerini hiç tereddütsüz farklı bir biçimde ifade ediyor:

Sorunları erkekler değil

Hayatlarını ailelerine göre organize ediyorlar (Gerekirse aynı apartmanda çalışıyorlar, çocuklarını ihmal etmiyorlar ya da çalışma saatlerini çocuklarının uyku saatlerine göre ayarlıyorlar)

Kadınların bugüne kadar görülmediği iş alanlarında başarılı oluyorlar, çünkü hepsi girişimci

Kendi şirketleri var ama iş hırsları ailelerinin ve kendilerinin ihtiyaçlarıyla sınırlı

Hepsi bakımlı, bundan asla taviz vermiyorlar. Kadın olmanın getirdiği yumuşak değerlere sahipler

İyi eğitimli ve bir kaç dil birden biliyorlar

Herkesden aldıkları ortak tepki: ‘‘Bu yaşta, bütün bunları ne zaman yaptın?’’

Hiçbiri ünlü değil. Şöhreti değil, hem aile, hem de ‘‘içi boş olmayan başarı’’yı yakalamak için uğraşıyorlar.

Canan Akyüz

Maaşlı çalışmaya alerjisi var

Canan Akyüz, Acentam Textile Agency adlı şirketin sahibi. 30 yaşında. Anlaşılacağı üzere tekstil işinde. Henüz bir kocası yok ama köpeği var! (Bu sadece şakaydı, erkekleri aşağılamak için yazılmadı!) Köpeğini ofise getiriyor, yani onu ihmal etmiyor. Canan, konuşurken çok espri yapıyor ve inanılmaz güzel gülüyor. Kadınların da kafasının ticarete bastığını anlatıyor: ‘‘Müşterilerimiz yurt dışından, onlar burada bizim aracılığımızla imalat yapıyorlar. Yani onların buradaki koluyum. Aracıyım ve komisyon bazında çalışıyorum’’. Canan, hayatı boyunca, ‘‘Ne ticareti? Olur mu? Git bir yerde maaşlı çalış!’’ laflarını duyduğunu ama yılmadığını söylüyor. Onun maaşlı çalışmaya alerjisi var! ‘‘Sonunda da ne halin varsa gör dediler. Şimdi görüyorlar, halim iyi, bu işi beceriyorum. On milyon mark Kasım ayı itibariyle döviz getirdim ama ne kazanıyorsun dersen, o rakamlara kıyasla çok cüzzi kalıyor. Gerçi şu anda ihracatçılar bile o kadar küçük marjlarla çalışıyorlar ki! Kadın olmam, tuhaftır, ticarette tercih sebebi olmama neden oluyor. Çünkü kadınlar daha çok güven veriyor. Daha detaycılar, dikkatliler ve sözlerini tutuyorlar. 26 yaşında kurdum şirketi, şu an on kişiyiz, artık problem çözücü haldeyim. Eskiden özel hayatım yok gibiydi, şimdi kesinlikle zaman ayırıyorum kendime. Senelerdir İtalyanca kursuna gitmek istiyordum. Artık gidiyorum.’’

Burcu Cedetaş

İnternet'te ilk canlı yayın

Burcu Cedetaş, Prizmanet adlı şirketin sahibi. O, çılgın ama akıllı bir girişimci. İnternet'in yeni bir medya aracı olduğunu farkedip, bir İnternet servis sağlayıcısı şirketi kuranlardan. Allah sizi inandırsın henüz 29 yaşında. Saint Michel ve Boğaziçi Üniversitesi mezunu. Sonra da İTÜ'de sanat tarihi master'ı yapmış. Televizyon kanallarına kültür sanat ağırlıklı programlar ve belgeseller yapmış. Çok sarmış, ama anlamış ki ülkemizde bunun pek alıcısı yok. Medyanın genel olarak fazla hızlı trafiğinin ona göre olmadığını söylüyor. Ve hayattaki her şeyin öncelikle içeriğiyle ilgileniyor: ‘‘Bizimki gibi bir şirket kurmak ciddi kapital isteyen bir iş. Yani, bir bilgisayar, sekreter ve ofis kiralamakla olmuyor. Cedetaş Grubu finans konusunda destek oldu ve biz abimle başladık. İş kendi işiniz olduğu için, saat altıda çıkayım da gideyim diyemiyorsunuz. Çok yakın bir döneme kadar bayramlar dahil haftanın yedi günü çalıştım. Şu an 25'e yakın bir ekip var Prizmanet'te. Tipik bir servis sağlayıcı olarak çalışmıyoruz. Kurulduğumuz günden itibaren çalışmalarımız öncelikle içerikle ilgili. Mesela neler? 12 Türk sanatçının katılımıyla ‘İnternette Türk Sanatı’’ diye bir proje hazırladık. Keyifli bir çalışmaydı ve Bilişim 96 Kurultayı da ödüle layık gördü. 96’dan Haziran'ından beri de ‘Kent Pusulası’ diye bir ürünümüz var. Avrupa Komisyonu ve G7 ülkelerinin ortak projesi olan GİP (Global İnvental Project) ödülünü kazandı. İnternet'te İstanbul'dan ilk canlı yayını biz başlattık. İki kameradan hem birinci köprüyü ve Kızkulesi'ni canlı yayınlıyoruz. Sonra emlak ilanlarını veriyoruz. Oldukça iyi ziyaretçi alıyor. Biz içeriğe yoğunlaşıyoruz. Teknoloji daha yeni oturuyor, ciddi takip ve dikkat gerektiriyor, anlayacağınız işten eve gelip evdeki bilgisayarın önüne oturmak gibi bir bilgisayar köleliğine doğru ilerliyorum. Ben galiba evde kaldım!''

Senem Zihnioğlu

Bal sektöründeki tek kadın

Senem Zihnioğlu 26 yaşında. Evli. Eşinin kendisine çok destek olduğunu söylüyor. Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliğini bitiriyor. Sonra da çeşitli büyük şirketlerde çalışıyor. En son çalıştığı Tetra Pak'dan da ayrılınca bal işine giriyor. Evet yanlış okumadınız, kendisi bal sektöründeki tek kadın bu ülkede: ‘‘Kendi işimi kurdum. Ticaretle uğraşıyorum ve bundan çok da keyif alıyorum. Arbal olarak yaptığım, marketlere nihai ürün sunmak. Yani balın sadece pazarlama ve ticaret kısmı bana ait. Şu an beş elemanımız var. Pazar genişlendikçe eleman sayısının artması gerekiyor. Üretimi ben yapmıyorum hazır alıyorum.’’ Senem, bal sektöründe kulvarların çok faklı olduğunu söylüyor ve ekliyor: ‘‘İyi adamlar ve kötü adamlar var. İyi adam olarak üç beş firma var. Biz de iyi adamlar kulvarındayız. Kötü adamlar bala hile katanlar. Baldan para kazanmak isteyen bir çok kişi hile katarak yapıyor bu işi. Benim yaptığım iş ne ise onu iyi ve düzgün yapıyor olmam gerekiyor. Yapıyorum da. Bal piyasanıdaki tek kadınım. Bana çok iyi davranıyorlar. Gerçi kadın olduğum için beni zorlamaya çalışıyorlar, daha çok pazarlık ediyorlar.’’

Esra Orhon-Söğüt Araşan

Bu sektörün öncüsüyüz

Şirketlerinin adı Era Eğitim ve Danışmanlık. Evet, doğru tahmin! Eğitim ve danışmanlık hizmeti veriyorlar. Esas ağırlılı konuları satış ve müşteri ilişkileri. İkisi de 1965 doğumlu. Yani çok gençler. Ama aynı zamanda evli ve çocuk sahibiler. Sıkı bir eğitimleri var. Esra Orhon, Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Siyaset bölümü mezunu (bu arada ABD'de master yapmaya da vakit bulmuş!). Söğüt Araşan'ın da ondan altta kalır yanı yok, Ankara Koleji ve ODTÜ İşletme mezunu. Önceleri, her Türk genci gibi ‘‘maaşlı’’ çalışıyorlar. Esra, City Bank'da bankacılık, Söğüt ise NCR'da satış yapıyor. Daha sonra da, eğitim ve danışmanlık hizmeti veren bir şirkette çalışıyorlar ama günün birinde canlarına tak ediyor ve kendi şirketlerini kuruyorlar: ‘‘Baktık piyasaya herkes her telden eğitim veriyor! Uzmanlaşma yok. Hoşumuza gitmedi, biz bunu kendimiz daha iyi yaparız dedik. 95 yılında kendi şirketimizi kurduk. Yurt dışından temsilcilik aldık. Bunu yapan ilk eğitim şirketi biziz, bu ülkede. İki kişi başladık, şimdi ful time çalışan yedi elemanımız, artı 24 danışmanımız var. Eğitim şirketi, evet 500 tane ama satış konusunda uzmanlaşmış tek şirket biziz. Alçakgönüllü olmaya gerek yok, Türkiye'de satış konusunda sektöre biz öncülük ediyoruz’’. Anlaşılacağı üzere yoğun çalışıyorlar: Sabah sekiz akşam dokuz. Çok sevdikleri bir şirketleri, sevimli kocaları ve çocukları var. Esra, işiyle evinin aynı binada olmasının büyük avantaj olduğunu söylüyor: ‘‘Ama maalesef eşim oturduğumuz apartmanın yöneticisi ve iş yerlerini tahliye kararı almışlar. Kendi karısını kayırıyor olmamak için de ilk davayı bana açtı!’’

Yakut Tarman

Şirketin adı Arzın merkezi

Yakut Tarman 28 yaşında. Kesinlikle insanın imanını gevretecek bir girişimci. Düşünebiliyor musunuz, kurduğu şirketin adı ‘‘Arzın Merkezi’’. ‘‘En uygun isim buydu, çünkü işi tanımlıyor’’ diyor. Müthiş bir espri anlayışı var. Üstelik çok zeki. İlkokuldaki sınıf atlamaları, gazetede çıkan ‘‘zeka küpü çocuk’’ haberlerini ve kolej sınavlarında birincilikleri buraya sığdırmak mümkün değil. Alman Lisesi'nde okuyor sonra gidip, Çapa Tıp Fakültesi'nden doktor olarak mezun oluyor. Ama doktorluğun kişiliğine uygun olmadığına karar veriyor. Hayatta meseleye küt diye giren insanlardan, şöyle diyor: ‘‘İnsanlar ya beni anlıyor, ya da bu manyak ne diyor diye anlamsız anlamsız suratıma bakıyor.’’ Önce İlaç firmalarında ürün yöneticisi olarak çalışıyor. Ama hayatta öldüğü şey reklam. Derken bir basın halkla ilişkiler şirketinde yönetici olarak çalışıyor. Asla maymun iştahlı değil, sadece hayatta ne istediğini, istemediklerini ayıklayarak anlıyor. Oradan da ayrılıyor. Şimdi yeni şirketiyle huzurlarınızda: ‘‘Biliyorum, ismi bile korkunç itici şirketin, ama aynı zamanda işi çok iyi tarif ediyor. Arzın merkezi, her türlü arzı, talep karşılığında zorla da olsa sunabilecek bir yapıya sahip. Amacımız iletişim yönetimi yapmak, bunu tanıtım reklam pazarlama stratejileriyle birlikte yaratmak. Bu yeni bir markanın sıfırdan sunumu olabilir, ya da varolan bir marka olabilir. Yani halkla ilişkileri, reklamı, multimedya hizmetleri hepsi bir arada.’’ Yakut'un aslında hayattaki amacı, ‘‘Ya bu insanla neler yapılabilir’’ dediği insanlarla çalışmak. O bir Voltran-sekizler çetesi oluşturmak istiyor. İnanın bunu da gerçekleştiriyor. Onu izlemeye devam edin.

Gonca Karakaş

Onlarınki alternatif aile

Gonca Karakaş, Effect Halkla İlişkiler'in sahibi. Effect deyince durun, çünkü piyasada var olan halkla ilişkiler şirketleri arasında ilk üçe giriyor. Ve Gonca henüz 29 yaşında, üstelik daha da küçük gösteriyor! Ama tamı tamına dört dil biliyor (İngilizce, Almanca, İtalyanca, Fransızca). Sayıyorsunuz, sayıyorsunuz yaşı bütün bunları öğrenmeye yetmiyor! Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyasal Bilgiler ve Uluslararası İlişkiler okuyor, ardından da master yapıyor. 17 yaşında çalışmaya başlıyor: Rehberlik yapıyor, zaten ondan bütün o dilleri sular seller gibi biliyor! Yirmilerin başında bankacı olmaya karar veriyor. Bir Alman Bankası’nda çalışıyor, daha sonra Yatırım Bank'a giriyor. Ama onun da girişimci bir ruhu var, hep kendi işini yapmayı istiyor. O deli! Çünkü ilk önce bir kömür şirketi kuruyor: ‘‘İthal kömür, orjinal bir fikirdi, dahası ticari olarak iyi bir işti. Ama halkla ilişkiler daha cazip geldi o işi kapattım. Evlendim. Effect'i kurdum. Bunların hepsi öye bir hal aldı ki 16 saat filan çalışıyordum, insanlıktan çıktım. Çocuk doğurdum bu arada. Medi Grup'ta toplantıdayken sancılandım, ama doğurduktan dört gün sonra işe döndüm.’’ Gonca, yirmi kişinin çalıştığı bir şirketi idare ediyor, çok sevdiği bir işi yapıyor. O, uzun vadeli şeyleri seviyor: ‘‘Her şeyim öyle, ilişkilerim de, müşterilerim de. Biz halkla ilişkiler gibi değil de, tüm iletişim ihtiyaçlarına hizmet vermek için çalışıyoruz burada. Zaman içinde sağladığımız hizmetleri görünce ikna oluyorlar. En büyük başarım, iki buçuk senede eğlenerek çalışacağım bir iş kurdum kendime. Dünyanın en anlayışlı kocasıyla evlendim ve müthiş bir çocuk doğurdum. Hepsini birden idare edebildiğim için de kendimi seviyorum. Alternatif kocam ve alternatif bir çocuğum var.

Taç Demirağ

Rockhouse'ın mimarı

Adı Taç Demirağ. Yaşı genç ama hali hazırda bir adet mimarlık şirketi ve showroom'u var. Ama sadece 29 yaşında. High School ve Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık mezunu. Mesleğini seviyor çünkü yaratmayı seviyor, üstelik mimarlıkta yarattıktan sonra bir de görebiliyor. Ertur Yener ve Mehmet Konuralp'le çalışmış. Daha çok bina konstrüksiyonları ve dış cepheler üzerine. Sonra da Hasan Mingü'yle, ofis ve mağaza mimarisi üzerine. Ama bir gün, bu kadar ünlü mimarlarla çalışmanın ona yetmediğini farkediyor ve atlıyor Belçika'ya gidiyor, (İngiliz Konsolosluğu'nun bir bursunu kazandığı için) ve bir süre Belçika'da mimarlık yapıyor: ‘‘Belçika'da çok farklı bir şeyle karşılaştım. Gittiğimde 22 yaşındaydım ama bana verilen değer çok farklıdı. Fikir beyan etmeye korkmamaya başladım. Kendimi buldum orada bir nevi. Bu işi yanlız yapabileceğime de inandım. Türkiye'ye dönünce Prenses Oteli'ne girdim. Çok büyük bir organizasyondu. İnşaatıyla birlikte bu olaya girmek. Mimarlıkta yaratmak kadar işi organize edebilmek de çok önemli. Rockhouse'u yaptık, bütün oteli, sinemalarını, gazinosunu, balo salonunu tamamladık. Ondan sonra kendi ofisimi ve showroom'umu açtım. Bu meslekte, mimariyi gösteren şey malzemedir. Malzemeyi iyi tanıyan mimar, yalın bir dekorasyonla çok güzel detaylar yaratabilir. Showroom'u açmam da bu sebeple’’. Taç, müşterilerine hem dekorasyon hem de malzeme konusunda yardımcı oluyor. ‘‘Laminat parke nedir?’’ diyenlere, ‘‘İşte bakın bu!’’ diyebiliyor. Bu arada beş yıldır evli, tekstille uğraşan bir kocası var. Gecenin bir yarısında, ‘‘Usta aradı, şantiyeye gitmem lazım, duvarlar akıyormuş’’ dediğinde, ‘‘Hadi beraber gidelim’’ diyen, surat asıp, hayatını zindan etmeyen, hoş ve boş olmayan bir koca! Henüz çocukları yok ama söz verdiler, en kısa zamanda yapacaklar!

Grasiella Kohener

Annelere danışmanlık

Grasiella Kohener 68 doğumlu. Onun da girişimci bir ruhu olduğuna şüphe yok. Meri Bahar ile birlikte açtıkları merkezin adı Kanguru. Annelere doğum öncesi ve sonrası danışmanlık veriyorlar. Grasiella, İstanbul Üniversitesi İşletme mezunu. Evli ve bir çocuk sahibi. İşi de tam da kendisi gibi küçük çocukları olan annelerle ilgili: ‘‘Düşündük ki, bu ülkede 0-3 yaşındaki çocuklar için hiçbir şey yok. Kreşler ve bakımevleri var ama Kanguru böyle bir yer değil. Bizim merkezimizin amacı anne ile bebeği biraraya getirip, anne ile çocuk arasındaki bağı kuvvetlendirmek, çocuğun gelişimine katkıda bulunmak ve aynı zamanda anneyi yönlendirmek. Biz doğum öncesi ve sonrası danışmanlık veriyoruz. Ama öyle, çocuğunu bırak git türünden bir yer değil bizimki. Müşterilerimizle hamilelikleri esnasında tanışıyoruz. Hamileyken fiziksel kondüsyonlarını sağlamak amacıyla jimnasitk veriyoruz. Artı doğum esnasında karşılaşabilecekleri sorunlardan söz ediyoruz. Doğum sonrası egzersizlerimiz de mevcut, ayrıca ilk yardım kursları da. Bu tür merkezler yurt dışında çok ama Türkiye için henüz pek yeni ve kesinlikle gerekli. Her konunun kendi profesyonel ekibi var, Kanguru'da. Kısacası hem eğlence hem oyun arasıda danışmanlık ve eğitim veriyoruz.’’

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle