Yaz geldi, dedi şair

Güncelleme Tarihi:

Yaz geldi, dedi şair
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 09, 2010 21:33

Anadolu Yakası, geçen yüzyılın ilk çeyreğine kadar Beyoğlu, Şişli, Beyazıt’ta yaşayanların sayfiye bölgesi, huzur mekanıydı. Kadıköy çok sayıda yazara, müzisyene, ressama ev sahipliği yaptı. Ahmet Haşim, Yahya Kemal gibi şairler, Münir Nurettin gibi müzikçiler, Bedri Rahmi gibi ressamlar geçti bu semtten. Tüm bu sanatçılar Kadıköy’ün o yıllardaki asude hayatından etkilendi, eserleriyle semtin hayatını etkiledi. 30 yıldır Kadıköy’de yaşayan şair Refik Durbaş, yazarların düşlerindeki semtin izlerini sürdü.

Kara karga, gölgesini karşıdaki apartmanın çatısında bırakarak avludaki erik ağacının en uç dalına kondu. Ağaç, hafif bir sallantı geçirdi ve iki nar kırmızısı eriği yere bıraktı. Kara karga, kara kanatlarıyla yaz güneşinin araladığı kapıdan gökyüzüne çıktı.“Yaz geldi” dedi şair.Moda’da, çalışma odasının penceresinden apartmanların arasına sıkışmış arka bahçeye bakıyordu.Pencereyi kapadı; Ressam Şeref Akdik sokaktan Moda caddesine çıktı. Güneşin sıcaklığını gölgesine siper ederek Moda burnuna doğru yürüdü. Tepede, bedenini Marmara’nın serinliğine uzatmış çay bahçesine oturdu.“Yaz geldi” dedi şair.SULTAN MAHMUD’UN FENERBAĞÇE SEVGİSİVe Kadıköylü şairlerin düşlerinde “yaz”ın izlerini sürdürmeyi düşündü.“Mesela” dedi, “Divan şairi, Kadıköy’ün zevkini süremedi. İstese de süremezdi... Çünkü Kadıköy, “Körler Diyarı” idi.Hayatı hakkında pek bilgimiz olmayan 18. yüzyıl şair ve musikişinaslarından Fenni Mehmed Dede, Kavaklar’dan fenerbahçe’ye kadar kıyı semtlerinin isimlerini Divan Edebiyatı’nın söz sanatına göre dile getiren bir şiir yazar. Bu şiirin üç bölümü Haydarpaşa, Kadıköy ve fenerbahçe içindir: Düldül-i naza süvar olsa şuh-i yekta- tek / Atı oynağı olur saha-i Haydar Paşa / Ey gönül boşlama davanı hemen gamla soruş / Kadıköyü’nde ayak naibinin payına düş! / Fikr-i ruhsarı ile yandı tenim bilmez mi / Aceb o mah Fenerbağçesine gelmez mi?Fenni Mehmet Dede’den yaklaşık 50 yıl sonra ölen İzzet Efendi “Sahilname” şiirinde Kadıköy’ün o yıllardaki günlük yaşamıyla ilgili ipuçları verir: Tevbe et varma Harem iskelesi canibine / Saklasın herkesi namahrem olandan Tevvab / Ehl-i irfana safa sahil-i Haydarpaşa / Kadıköyünde pişirsin kuzu lahmile kebab / Hak bu kim sahn-ı Fenerbağçesi cay-i ferah / Eylemiş cay-müluk anı Hüda-yı Vehhab Adli mahlası ile şiirler yazan Sultan İkinci Mahmud, bir şarkısının son dörtlüğünde Anadolu Yakası’nın keyif mekanı olduğunu anlatır: Rahat mı olur anda iken cümle ahibba / İster ki gönül zevk edelim biz bize tenha / Bir gün de Fenerbağçesine gitmeli amma / Yarın gidelim Çamlıca’ya canım efendim.NECİP FAZIL’A GÖRE KADIKÖY SÜSLÜYDÜ Kadıköy’de Kurbağalıdere Caddesi’nden Gazhane’ye giderken sağda dere kenarındaki yedi sokağa, Tanzimat Edebiyatı sonrası ile Edebiyat-ı Cedide arasında yer alan beş edebiyatçı ve iki ünlü gazetecinin adı verilir: Nabizade Nazım, Andelip Esad, Ahmed Rasim, Ali Ferruh, Abdülhalim Memduh, Ali Ruhi ve Mahmud Sadık...Cenap Şahabeddin, Hüseyin Suad, Süleyman Nazif ve Saffeti Ziya da 1908 Meşrutiyeti’nden sonra bir süre Kadıköy’de yaşarlar. Cenab’ın oturduğu, sonraları Dişçi Hasan Basri’nin muayenehane olarak kullandığı Mühürdar Caddesi’nde 62 numaralı kagir ev yakın tarihe kadar ayaktaydı.Mütareke yıllarında, Altıyolağzı’nda Şemsitap Sokağı’nda Matmazel Liza’nın pansiyonunda kalan şair Halid Fahri Ozansoy, daha önce Cenap Şehabeddin ile Hüseyin Suad’ın bir süre bu pansiyonda oturduklarını anlatır. bağdat doğumlu Ahmet Haşim, Bahariye Caddesinde 72 nolu, üç katlı Belvü apatmanında oturur ve son nefesini burada verir.Kadıköylü bir şair de Yahya Kemal’dir: Bedri Tahir Şarman’a zarif dostluk havasının ilhamıyla adadığı “Bedri’ye Mısralar” şiiri şu dörtlükle sona erer: Lakin bu ikinci varlığımla / Son devrede ihtiyarlığımda / Artık çekilince söz ve sazdan / Ömrüm İçerenköy’de geçsin. Yahya Kemal “Erenköy’ünde Bahar” şiirini de yazmıştır. Nihal Atsız Kadıköy’deki evinde Orhan Şaik Gökyay, Muharrem Ergin, Mehmet Kaplan gibi dostlarını ağırlar. Ne yazık ki geçen yıllar içinde iki büyük yazarımızın evi yerle bir edilmiştir. Böiri Necip Fazıl Kısakürek’in Erenköyü’nde yıllarca oturduğu köşktür. Öteki de aynı bölgede bulunan Ali Fuad Başgil’in evi. Necip Fazıl, “Canım İstanbul” şiirinde Kadıköy’ü “süslü” sözcüğüyle nitelemeyi tercih eder: Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler! / Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler... / Eyüp oksuz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu / Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.MATMAZEL LİZA’NIN MÜŞTERİSİ OZANSOYŞair, tiyatro yazarı, çevirmen ve öğretmen Halit Fahri Ozansoy, mütareke sonrası Yoğurtçu ve Kızıltoprak arasında Kadıköy Sultanisi’ne öğretmen olarak atanır. O tarihte Beyoğlu’dan ayrılarak Erenköy’e taşınır. Kendi deyişi ile yedi yıl sonra da Şemsitap mahallesinde ihtiyar bir kız olan Matmazel Liza’nın pansiyonuna yerleşir. Şemsitap Sokağı, Halitağa Caddesi’ne çıkan bir sokaktır ve evler genellikle sol taraftadır.Liza’nın pansiyonunda Halid Fahri’den önce Cenap Şahabettin ve Hüseyin Suat oturmuştur.Halit Fahri’ye Faruk Nafiz, Reşat Nuri, Fahri Celal Göktulga, Salih Zeki gelir. Bazen de Ömer Seyfettin, Ahmet Haşim, Yusuf Ziya... Faruk Nafiz, Kuşdili’nde oturur.SÜLEYMAN NAZİF’İN UNUTULMAZ POTU/_np/9393/11089393.jpgSüleyman Nazif, Moda’nın dar sokaklarından birinde, iki katlı küçük bir evde oturur. Meşrutiyetin ilanından beş-altı ay geçmiştir. On iki yıldır yarı sürgün yaşadığı Bursa’daki görevinden alınarak Konya’ya atanan Nazif, verilen görevi kabul etmeyerek istanbul’a dönmüştür. O tarihte Recaizade Ekrem, Maarif Nazırıdır. Nazif’e, Kabataş Lisesi müdürünün aracılığıyla okulun edebiyat hocalığını teklif eder. Nazif bu işi istemez. Bir gün yolda rastladığı Ekrem Bey, neden bu görevi istemediğini sorunca, Nazif her zamanki alınganlığıyla “Ben edebiyat adı altında bir bilimin varlığına inanmıyorum. İnanmadığım bir bilimi okutmak için de para almaya nefsimde hak görmüyorum” cevabını verir. Birden aklı başına gelir. Karşısındaki yaşlı Maarif Nazırı, yıllarca edebiyat hocalığı yapmış ve yazdığı “Talim-i Edebiyat” isimli ders kitabı ile şöhrete ulaşmıştır. Kırdığı potu tamire çalışır:Meğer ki insan efendimiz gibi, bir taraftan eser meydana getirip, bir taraftan okutup öğretebilecek üstün bir güce sahip olabilsin!NAZIM HİKMET'İN KADIKÖY'ÜNazım Hikmet 1925’te Moskova’dan döndüğünde babası Kadıköy ile Moda burnu arasında ahşap bir evde oturmaktadır. Annesi Celile Hanım da Cevizlik’te iki katlı ahşap bir eve yerleşmiştir. Babası Hikmet Bey, bir süre Süreyya Paşa’nın yaptırdığı Süreyya sinemasının müdürlüğünü yapar. Bu sırada da ölür. Yıl 1932...Hikmet Bey’in ölümünden sonra aile bağlı bahçeli bir eve taşınmak ister. Mithat Paşa ailesine olduğu söylenen çamlıklı bir evi 50 lira aylık kira ile tutarlar. İki koyun, kırk kadar tavuk alırlar. Fakat bu sırada Nazım tutuklanır. 13 hapis yattıktan sonra 1950’de hapisten çıkar. 15 Temmuz’da hapisten çıkar. Eşi Münevver ile Vala Nurettin’in Salacak’taki evinde bir ay dinlenir. Ardından annesinin Cevizlik’teki evine taşınır. 1951 Martı’nda Münevver Kadıköy’deki bir klinikte bir erkek çocuk doğurmuştur. Ailenin bu küçük evde barınması zordur. Bunun üzerine Mühürdar’da Sular İdaresi’nin karşısında bir apartmanın zemin katına taşınırlar. Burası Nazım’ın Türkiye’de oturduğu son mekandır. Gökte bulut yok / Söğütler yağmurlu / Tuna’ya rastladım / akıyor çamurlu çamurlu / Hey Hikmet’in oğlu, Hikmet’in oğlu / Tuna’nın suyu olaydın / Karaorman’dan geleydin / Karadeniz’e döküleydin / Mavileşeydin mavileşeydin mavileşeydin / Geçeydin Boğaziçi’nden / Başında istanbul havası / Çarpaydın Kadıköy iskelesine / Çarpaydın çırpınaydın / Vapura binerken Memet’le anasıZiya Osman Saba, “Nişanlılık” şiirinde o günlerin Mühürdar’ında gezer: Rüzgar dinmiş, ağaçlar dinler gibi / Gün batarken o sakin sonbaharda / Akşamları dolaşmamız / Kol kola Mühürdar’daOKTAY RİFAT’IN ÖZLEMİFazıl Hüsnü Dağlarca, ömrünün büyük bölümünü Kadıköy’de geçirmiştir.Melih Cevdet Anday, daha önceleri Moda’da oturmuştu, ömrünün son yıllarında yine Moda’ya sığındı. Fakat bugünün Barlar Sokağı, yani Kadife Sokak sükunetini kaybedince evini satıp savıp apar topar Kadıköy’den kaçtı ve Büyükada’da son nefesini verdi. Adalar ve Burgaz denilince akla elbette Sait Faik gelir. Hüseyin Rahmi Gürpınar ise Kınalıadalı’dır. Can Yücel de ömrünün bir bölümünü Kınalı’da geçirmiştir.Melih Cevdet’in arkadaşı Oktay Rifat’ın Garip dönemi şiirlerinde
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!