Yasemin'ce

Güncelleme Tarihi:

Yasemince
Oluşturulma Tarihi: Nisan 07, 1998 00:00

Yasemin BORAN
Haberin Devamı

Oradaydık şimdi buradayız

Bugün yine bir kitabın içine düşmüş bulunmaktayım. Aslında kitapların içinde kaybolmak sıkça yaptığım bir iş olmakla birlikte bugünün özelliğinden midir nedir, illa da kitap diyorum.

Üstelik anlatacağım bu kitabın çıktığı yayınevi de kendine özel. Şimdiye kadar rastlanmadık türden esprili ifadeleri kitabın içeriğine pek bir uyum sağlamış. Örneğin;

Hemen bütün kitaplarda kuru ve açık bir tanımlamayla kısaca şöyle der: ‘‘Kitabın bütün hakları yayınevine aittir. İzinsiz alıntı yapılamaz’’

Halbuki ‘‘Altıkırkbeş’’ adındaki yayınevi (Adından da anlaşılacağı üzere) şöyle diyor;

‘‘Bu çevirinin tüm haklarını sahiplendik. Tanıtım alıntıları dışında -makul boyutlarda- izinsiz çoğaltılması ahlak kurallarına ve yasalarımıza göre aykırı sayılmaktadır. Böyle bir harekete kalkışmak istediğinizde önce bize sorarsanız uygar dünya adına seviniriz.’’ Doğrusu ben de çok sevineceğim.

Fakat, öte yandan kitap okumak için kıvranan ve parası olmayanları düşündüğüm zaman her türlü hakları ihlal edenlere çok kızmama rağmen pek bir şey söyleyemiyorum. Ancak, sanırım ‘‘Altıkırkbeş’’ yayıncılık da bu durumun farkında olsa gerek ki, çok duygulandığım ve tebessüm ederek okuduğum şöyle bir dip not düşmüş;

‘‘P.S.: Tüm fotokopi fanzinler, yukarıdaki açıklamadan bağımsızdırlar. Onlar istedikleri ALTIKIRBEŞ kitabını veya metnini çoğaltabili, bozup yeniden yaratabilirler. Okurlarımızı yasal dergileri değil ‘‘fotokopi fanzinleri’’ izlemeye çağırıyoruz. Onlar sizi uçurumdan aşağı itecek güce sahiptirler ve uçmayı öğrenmenin zamanı geldi. Yaşasın FOTOKOPİ, yaşasın KAOS.’’

‘‘Fotokopi fanzinler’’inden neyi kastediğini pek anlayamadım ama herhalde fotokopi tiryakilerini anlatan bir terim yaratılmış olsa gerek. Belki de böyle bir kelime vardır. Neyse bunu benim cahilliğime verin ve ‘‘ALTIKIRKBEŞ YAYIN bir kaybedenler tribidir’’ şeklindeki kendilerini tanımlama biçimini aktardıktan sonra biz kitabımıza dönelim.

Kitabın adı ‘‘Hobbit’’. Adını, kahramanından alıyor. Ve, öyle sıradan, bol bulunur türden tipik bir roman değil. Hem bir edebiyat şaheseri hem de düpedüz bir dünya mitolojisi. Dünyanın çoook çok eski dönemlerini anlatıyor, Anglo-Sakson Profesörü J.R.R. Tolkien ve düpedüz yepyeni bir mitoloji yazıyor.

Kimbilir belki de, dünyanın bilemediğimiz bambaşka bir boyutunun hikayesini anlatmıştır. Belki de dünyada bilebildiğimiz tarihinden çok daha öncelerini kaleme almıştır. Herşey olabilir. Belki de hepsi birden olmuştur.

Kimbilir, belki de meşhur tufan sırasında nedenini bilemeyeceğimiz bir sebepten top yekün boyut değiştirmiş ve şimdi hala ‘‘Orada’’ bulunmaktadırlar.

Orada olanlar kimler mi? Tabii ki, kitabın içindeki mitoloji kahramanları. Başta ‘‘Hobbit’’ler (Özellikle de bir Hobbit) olmak üzere, Cüceler, büyücü Gandalf, Goblinler, gece ayı gündüz insan görünümünde olanlar, Elfler, İnsanlar (Evet, yanlış okumadınız. Bütün bu yaratıkların arasında bildiğiniz insanlar da yaşıyor), ejderha Smaug, kartallar, ardıç kuşları, kuzgunlar, örümcekler, kara kargalar ve daha bir sürü çeşit. Bütün bu yaratıkların hemen hemen hepsi birbirlerinin dilini anlıyor ve düpedüz konuşuyorlar.

Öykünün baş kahramanı, Hobbitler'in geleneksel davranışlarına hiç de uygun olmayan maceracı bir Hobbit. Yaşadığı serüven ise, hayal gücünüzü ciddi bir biçimde zorlayacak. Üstelik öyle bir anlatımı var ki, bulunduğunuz mekandan çıkıyor ve bambaşka bir dünyada yaşadığınızı sanıyorsunuz. Evet, kitabın içindeki bütün kahramanların yaşadığını kabul edebilirsiniz. En azından bir zamanlar...

En iyisi bu konuda hiçbir yorum yapmamak. Bütün bunların değerlendirmesini sizlere bırakıyorum. Ve mutlaka okuyun diyorum. Böylece siz de ‘‘Oradayız ve şimdi buradayız’’ diyebilirsiniz, tıpkı adı Bilbo Baggins olan Hobbit gibi...

İngilicesi olanlara orijinalinden okumalarını özellikle tavsiye ediyorum. Böylece kitabın keyfini daha bir çıkartabilirsiniz. Ancak, Türkçe'ye çeviren Esra Uzun'da hiç fena yapmamış. Keşke baskıya girmeden önce kitap bir kez daha okunsaymış demekten de kendimi alamıyorum, Yasemin'ce...

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!