GeriKelebek Yaşamdan korkanlar siyah giyer
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yaşamdan korkanlar siyah giyer

Yaşamdan korkanlar siyah giyer
refid:23502511 ilişkili resim dosyası

Etro’nun ikinci kuşak vârisi Kean Etro, geçen hafta İstanbul’daydı. Markanın neden bu kadar renkli olduğunu cüretkâr bir iddiayla anlattı.

Etro’nun temelleri, Kean Etro’nun babası tarafından atıldı ama şirketi bugünkü haline Kean ve abisi Jacobo getirdi. “Bu yüzden her ne kadar ikinci kuşak görünse de biz Etro’ya birinci nesil şirketi diyebiliriz” diyor Kean Etro.Markanın yıldızı onlar sayesinde parlamış çünkü önceden sadece triko üreten şirketin ürün yelpazesini onlar geliştirmiş. 1984-1986 arasında kravat, takım elbise, gece kıyafeti, parfüm, çanta hatta yatak örtüsü koleksiyonunu piyasaya çıkarmışlar.

AYDINLIKLA KARANLIĞIN SAVAŞI

Kean Etro yine de eski kuşağın hakkını teslim etmekten kaçınmıyor. Parfümün babasının fikri olduğunu ve onlara çok ivme kazandırdığını söylüyor: “1980’lerin ortasında bir gün babam geldi ve eski bir eczane satın aldığını ve bundan sonra parfüm üreteceğimizi söyledi. Ve dünyanın sayılı parfüm uzmanlarından birini bize öğretmen olarak tuttu. Her akşam saat yedide gelip bize kokuların nasıl ayrıştırılacağıyla ilgili ders veriyordu. Bu sayede sigarayı bıraktım ve parfüm konusunda uzmanlaştım.”
Malum Etro, kadın erkek ayırt etmeden rengin üzerine cesurca giden, rengârenk koleksiyonlar üreten bir marka… Kean Etro’ya bu cesaretin kaynağını soruyorum. “Sadece siyah giyen insanlar hayattan korkan insanlardır” diyor: “Yaptığımız işi sanat olarak görüyoruz ve bence sanat doğadan doğar. Doğaya baktığınızda asla siyah göremezsiniz çünkü doğa dişidir, dişi olduğu için de doğurgandır. Ve toprak ana her zaman renkleri doğurur. Denize baktığınızda gördüğünüz renk daima mavidir, siyah görüyorsanız anlayın ki içine petrol karışmıştır yani kirlenmiştir. Siyah; ışığın, saflığın, doğrunun yokluğu ve yoksunluğudur. Adı üstünde karanlık.... Bence dünyada aydınlık ve karanlık arasında sürekli bir savaş var. İnsanoğlu kendini sürekli iyiye götürmek ister, içimizdeki karanlıktan kurtulma çabasıdır hayat. Yüzde yüz kurtulanımız yok elbet. Benim de karanlık taraflarım var. Ben içimden dışarı attığım karanlık taraflarımı renkle doldurmak için renkli giyiniyorum ve benim gibi düşünenler için tasarım yapıyorum.”
Etro’da siyah hiç yok değil. Bazı ürünlerde gri ve tonları kullanılıyor. Ama asla baştan aşağı siyah bir şey yapılmıyor. Etro’nun tüm dünyada bu kadar ilgi görmesinin temel nedenini el işçiliğine bağlıyor Kean Etro.
Tasarımların tamamı İtalya’da üretiliyor. Hatta hangi şehirde üretildiyse etikette o şehrin adı yazıyor. Made in Venice, Made in Rome… Çünkü her biri bu şehirlerde yaşayan terzilerin ellerinden çıkıyor.
Kean Etro, bir aile şirketi olmalarının müşteriyle samimi bir bağ kurmalarına yardım ettiğini anlatıyor: “Diyelim ki Etro bir çantanız var ve bir yeri kırıldı. Mağazaya getirdiğinizde satış görevlisinin utandığını görürsünüz çünkü şirketteki herkes utanır, ayıbımızdan dolayı en başta ben kendim utanırım. Hemen sizden özür diler ve tamir ederiz. Kaç yıldır kullandığınızın önemi yoktur. Bunu İtalya’da aileler tarafından işletilen restoranlara benzetebilirsiniz.”

Maskülen bir Zoro koleksiyonu tasarlıyorum

Kean Etro ile röportaja gittiğimi söylediğim erkek arkadaşlarımın çoğu erkek koleksiyonunun renkliliğinden yakındı. Aynen böyle sordum. “Pembeler, su yeşilleri yüzünden feminen bir algınız var” dedim.
Kean Etro nedenini şöyle anlattı: “Hakkımızı yemeyin, dümdüz lacivert bir ceketimiz var ki son bir yılda rekor satış rakamına ulaştı.” Etro ünlüler üzerinden prim yapmayı seven bir marka değil. Kean Etro, “Ben görünmez insanlara inanırım” diyor: “Masallara inanırım, masal kahramanlarını giydirmeyi severim. Brad Pitt’i değil de Peter Pan’ı giydirmek isterim. Bu yüzden önünüzdeki kış koleksiyonunda Zorro’yu kullandım. Bunu da belki de koleksiyonu daha bir erkeksileştirmek için yaptım. Zorro Meksika’da yaşamış, özgür bir Meksika devleti kurmak istemiş, en sonunda da yakılarak idam edilmiş bir karakter. Sevdiğim bir maskesi var. O maske sayesinde güzellik ve adalet dağıtmış. Bence bu, günümüz erkeğinin
yeni devrimi, sihirli kelimesi. Tüm bakımlılığı, zarafeti ve şıklığıyla kadınının kalbini her gün yeniden fethetmeli.”

/images/100/0x0/55ea137ef018fbb8f869d6e6

Parmak arası deyip geçmeyin

Son 20 yılın yükselen değerlerinden parmak arası terliklerin tam 15 bin yıllık tarihi olduğunu biliyor muydunuz?

Evet, yanlış okumadınız kullanımı Taş Devri’ne kadar uzadığı için flip-flopların yaklaşık 15 bin yıllık bir tarihi var. M. Ö. 4000 yılında Mısırlıların parmak arası terlik kullandığı biliniyor. İsa’dan önce 1500’de Avrupa’da papirüs yapraklarından yapılan ilk flip-floplar bugün halen British Museum’da sergileniyor.
Bunlar İsa döneminde
Kudüs’te giyilmiş parmak arası terliklerin ilk örnekleri...
O yıllarda adı flip-flop değildi tabii ama bu terlikler çok çeşitli malzemeden yapılmaktaydı. Antik Mısır’da papirüs ve palmiye yaprakları, Afrika’da ham deri, Hindistan’da ahşap, Çin ve Japonya’da pirinç kamışı ve Mısır’da yukka adlı bir bitkinin lifi kullanılıyordu. Ayrıca tasarımları da çeşitliydi. Antik Yunanlılar büyük baş parmaklarının, Romalılar ikinci ayak parmaklarının, Mezopotamyalılar ise üçüncü ayak parmaklarının arasında giyiyordu parmak arası terlikleri.
Zamanın ilerlemesiyle unutulan flip-flop kullanımı tekrar arttı. 1950’li yıllarda 2. Dünya Savaşı’ndan dönen Amerikalı askerler sevdiklerine Japonya’dan flip-flop getirdiler. Amerika’ya giren flip-floplar geleneksel tasarımından uzaklaştı, renklendi ve modernleşti. Amerikalıların çok sevdiği bu terlikler ilk önce de sörf kültürüne adapte olarak, Kaliforniya tarzının vazgeçilmez bir parçası haline geldi. 1990’larda artık tüm dünyada flip-flop, yaz demekti. Havuz ve deniz kenarlarında 7’den 77’ye herkesin tercih ettiği bir yaz aksesuarı oldu.
1990’lardan sonra ‘Casual Fridays / Serbest Cuma’ gibi kalıpların yerleşmesiyle şehir ve iş hayatına da girdi. Artık işyerlerinde bile parmak arası terlikler giyiliyordu. Hal böyle olunca moda tasarımcıları olaya el atarak flip-flopları daha da geliştirdi. Parmak arası terlik, aynen tişört, jean ve spor ayakkabı gibi bir ‘high fashion’ materyali haline geldi. Hatta kişiselleştirilebildiği için artık lüks bir parça. Piyasadaki pek çok markada Swarovski taşlı flip-floplar var. Hatta abartıp gerçek pırlanta kullananları bile bulabilirsiniz. Ya da bu hayattaki en büyük tutkunuz özgürlük... O zaman Gisele Bündchen’in temsilciliğini yaptığı Twigy’nin peace yazılı ve özgürlük logolu terlikleri sizin için… Özetle bu terlik artık günlük bir aksesuar. Kate Moss, Ashley Greene, Charlize Theron ve Halle Berry gibi ünlü isimler günlük hayatlarının dışında kırmızı halıda bile giydiler. Her sezon olduğu gibi bu sezon da plajların ve şehir modasının olmazsa olmazı parmak arası terliklerde trendlerin izlerini görmeye devam ediyoruz.
2013 yazının trend başlıklarıysa şöyle: “Neon renkler, leopar desen, taş, payet ve zımba…”

PARMAK ARASI GİYEN ÜNLÜLER

Parmak arası terlik giyen erkekler arasında ise David Beckham, Penn Badgley ve Bolywood aktörü John Abraham bulunuyor.

2011’de Hawaii’de tatil yaparken fotoğrafı çekilen Barack Obama flip-flop giyerek görüntülenen ilk Amerika Birleşik Devletleri başkanı oldu.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle