GeriKelebek Yarışma için 3 milyar borçla kızına üst baş alan anne
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yarışma için 3 milyar borçla kızına üst baş alan anne

Türkstar Yarışması büyük jürisinin üyelerinden Armağan Çağlayan, elemeler sırasında tanıştığı ve tanık olduğu ‘‘portreleri’’ anlatmayı sürdürüyor. Çağlayan, Antalya'da Titanic Otel'de elemeler öncesi adayların arasına girip sohbet etti.

Sinem star olacak başka yolu yok

Otele girdim. Uykum yoktu. Titanic Otel'in lobisine otururken etrafımız kalabalıklaşıverdi. Meğerse, seçmeler bu otelde yapılacağı için günler öncesinden rezervasyon yaptırarak otelde kalan adaylar da varmış. Bütün otelin rezervasyonları doluymuş. Hemen yanımızda oturan güzelce bir kız dikkatimi çekti. Annesi olduğunu sandığım bir kadınla oturuyordu. ‘‘Sende mi yarışmacısın?’’ dedim. ‘‘Evet’’ dedi. İzmir'den gelmiş Sinem. ‘‘İzmir'de niye jürinin karşısına çıkamadın’’ dedim. ‘‘İzdihamdan’’ dedi. Birden annesi atladı söze. ‘‘Ben’’ dedi, ‘‘Çok masraf ettim bu iş için. Çok borca girdim.’’ Ve devam etti: Sinem İzmir'de kendi tabiri ile ‘‘müzikhollerde’’ şarkı söylüyormuş. Ailesine Sinem bakıyormuş. Annesi aslında geçen sene yaptığımız yarışmaya katılsın istemiş ama o sırada Sinem'in ablası trafik kazası geçirip uzun süre hastanede yattığı için olmamış. O kazaya kadar onlara abla müzikhollerde şarkı söyleyerek bakıyor, Sinem de yarışmaya hazırlanıyormuş. Ama abla beyin travması geçirince, Sinem yarışmaya giremediği gibi, eve bakması gerektiği için sahneye çıkmaya başlamış. Yarışmayı seyrettikçe çok üzülmüş giremediği için...

Anne Belgin Kayadibi olanüstü hırslıydı. ‘‘Sinem star olacak, başka yolu yok’’ diyordu. Bana döndü ve dedi ki: ‘‘Armağan Bey, kızımı bu yarışmaya sokmak için çok mücadele verdim. Sırf yarışma için üst baş aldım, 3 milyar lira borçlandım.’’

Melodi ile havlayan köpek

Arabaların içinde dörderli, beşerli gruplar yaparak uyuyanları gördüm. Bir arabadan gelen ses dikkatimi çekti. Bir köpek havlıyordu. Cama vurdum. Direksiyonun başında oturan bayana ‘‘Niye havlıyor’’ diye sordum. Güldü. Cep telefonunu çıkardı, bir zil sesi tonuna basıp köpeğinin kulağına tuttu. Köpek aynı melodi ile havlamaya başladı. İnanılmazdı. Belki de bana şunu demek istiyordu: ‘‘Ben müzik aşığıyım, o kadar müzik aşığıyım ki, sabaha karşı bu saatte buradayım ve köpeğimi bile müzikle eğittim.’’ Ama ertesi gün seçilemedi.

Saat sabahın 2’si, ama otelin önü ana baba günü

Antalya elemeleri için Titanic Otel'e yerleştiğimizde çok güçlü bir fırtına vardı. Hava Antalya için tahmin bile edemeyeceğiniz kadar soğuktu. Otele girerken kapının önündeki birkaç adayı görmüştüm ama aklım onlardaydı. Bu havada ne yapıyorlardı acaba? Odama çıktım. Fırtınanın sesi kulaklarımda uğulduyordu. Dışarda yarınki elemeyi bekleyen adayları düşününce çok huzursuz oldum. Vicdan azabı çektim biraz. Hemen yönetmenimizi aradım, 'Bülent hadi al bir kamera adayların yanına gidelim. Moral olur onlara' dedim. 'Tamam' dedi Bülent. Sanki onların yanına gidince, soğukta ben de üşüyünce, rahatlayacaktı biraz vicdanım. Sanki onlarla bu soğuk geceyi paylaşınca daha rahat edecektim. Öyle hissediyordum. Bülent, ben, kameraman ve reji asistanıyla kapının önünde bekleyen kalabalığa doğru yürümeye başladık. O sırada saati sordum. Saat 02.00 olmuş. Bir otelin önünü böyle kalabalık belki de hayatımda son kez görebileceğimi düşündüm.

Sesini açar diye çiğ yumurtayla gelen yarışmacı

Hemen etrafımızı çevirdi kalabalık. Tabii bir jüri üyesi gecenin o saatinde aralarında olunca hemen marifetlerini sergilemeye başladılar. Bir aday, yanında yumurtayla gelmişti. Çiğ yumurtanın ses açtığını düşünüyor ve sürekli kırıp kırıp içiyordu.

Otobüs tutup gelen 30 aday

Başka bir adayla konuşmaya başladım. Mardin'den kalkıp İzmir elemelerine gelmişti, ama izdihamdan jürinin karşısına çıkamamış. Yılmamış İzmir'de tanıştığı diğer 30 kişi ile birlikte otobüs tutarak, Antalya'ya gelmiş. ''Hadi bir şarkı söylesene‘‘ dedim. Söyledi. Sesi kötüydü. İçimden ‘‘Sen bu soğukta bekleme, git’’ demek geldi, ama söyleyemedim. Jürinin karşısına çıkıp ‘‘O anı yaşadım’’ demek hakkı vardı en azından. Hem de fazlasıyla vardı.

Makber’i okuyan Fethiyeli amca

40-45 yaşlarında bir başkası ilişti gözüme. ‘‘Amca sen nereden geldin’’ dedim. ‘‘Fethiye'den’’ dedi. ‘‘Hadi söyle bir tane de içimiz ısınsın’’ dedim. Makber'i söylemeye başladı. Çok güçlü bir sesi vardı. O kadar içten söylüyordu ki şarkısını. ‘‘İşte’’ dedim içimden ‘‘Antalya'dan İstanbul'a götüreceğimiz adaylardan birisi.’’ Ama bu amca ertesi gün jürinin karşısına çıktığında çok başarısız oldu ve elendi.

Taksi durağının içinde 60-70 kişi bekleşiyordu

Sabahın 02.00'sinde adaylarla sohbet ederken dndüm baktım, bir taksi durağının içine fırtınadan korunmak için sığınmış yaklaşık 60-70 kişi bekleşiyordu. Durağın yanındaki telefon kulübelerinin içi bile bağırarak ses açan adaylarla doluydu. Durağa girdim. Beni hemen baş köşeye oturttular. Koyu bir sohbet başladık. ‘‘Yarın jürinin karşısına çıkarken nelere dikkat etmeliyiz; hangi şarkıyı söylemeliyiz; kıyafet önemli mi’’ gibi sordular. Her soruya cevap vermeye çalıştım, çünkü hepsi böyle bir ‘‘torpil’’i hak ediyordu. Çok istiyorlardı. Bu fırtınaya rağmen yılmamışlar, gecenin üçünde o soğukta, uykusuz kalarak bekliyorlardı.

Gözüm bir köşede oturan kadına takıldı. Başı bağlıydı. Yüzüme bakmadan beni dinliyordu. İçimden bir hüzün geçti. Öteledim içimdeki hüznü. Başka adaylarla konuşmaya başladım. Hemen yanımda oturan bir aday, o saatte nişanlısını cep telefonundan arayarak benimle konuşturdu. Kızı, Armağan olduğuma zor ikna etti. Ama aklım hálá köşede oturan ve yüzüme bile bakmayan kadındaydı. Eğer soru sorarsam, duyacaklarım beni çok üzer mi korkusuyla soramıyordum. Telefonu kapattım ve kadına dönüp birden soruverdim: ‘‘Siz nereden geliyorsunuz?’’ Yine yüzüme bakmadan cevap verdi: ‘‘Ben oğlumu getirdim Elazığ'dan.’’

‘‘Nerede oğlun’’ dedim. Diğer adaylar artık birbirleriyle tanışmış oldukları için, hemen dışarıya bağırdılar. Koşarak genç, esmer bir delikanlı girdi içeriye. ‘‘Niye annenle geldin?’’ dedim. Meğer yaşı 17 imiş. 18 yaşından küçükler velilerinin izniyle girebildikleri için annesiyle gelmiş elemelere.
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle