GeriKelebek Yarın kalmadı, şu an verelim...
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yarın kalmadı, şu an verelim...

İngilizler ‘false friends’ derler hani, yani yazılım ve ses olarak yabancı dillerdeki farklı anlam içeren ve bu yüzden sizin kafanızı karıştıran kelimeler... Mesela ‘actually’ İngilizce’de ‘aslında, doğrusu’ demektir, oysa önce Fransızca öğrenmiş olan herkes bu kelimeyi ‘şu anda’ diye anlar. İşti böyle bir ‘false friend’ benim işimi uzun yıllar zorlaştırdı, çünkü Fransızca’da ‘nouvelle’ roman değil ‘öykü’ demektir...

Neyse lafı uzatmayalım...

Öykü, İngiliz dilinde yazanların (ve okuyanların) sevdiği ve geliştirdiği bir edebi türdür. Kıta Avrupası romanı yeğler. Artık toplumsal yapı mıdır bu farkı yaratan, kültürel miras mıdır, kimbilir! Amerika’da prestijli öykü ödüllerinin, New Yorker gibi çok satan gazete ve dergilerin öykülere yer vermesinin de bunda etkisi olduğu söylenir. Ama bu dünyanın dört bir yanında çok iyi öykü ve kısa roman (bir de bu var!) yazarının çıkmasına engel değil.

Mesela Rus Andrei Gelassimov bu türün son yıllarda yaygınlaşmasını ve tutulmasını şöyle izah ediyor: “Bu kısa edebi metinlerin giderek tutulmasının sebebi, eminim, 24 saatlik bir günün yapısını yansıtmasıdır. Bir senenin değil, on senenin değil. Günümüzde insanlar ‘burada ve şimdi’ yaşamayı yeğliyor...”

İsrail’in en önemli ‘novelist’lerinden biri olan Etgar Keret de katılıyor bu görüşe: “Öykü ve kısa roman bizim sabırsız ve asabî coğrafyamıza çok uygun. Parçalanmış bir gerçeği parçalanmış bir yazıdan iyi ne aktarabilir?”

‘Kısa hikayeler’ (öykü ve kısa roman) üzerine bir yazısını, eleştirmen Emilie Grangeray şu sualle bitiriyor:

“Bir edebi tür olarak öykü acaba yeni bir dönemeçte mi bugün? ‘Şu an’ın şüpheli bir geleceğin önüne geçtiği bir dünyanın aynası olarak?” (Le Monde des Livres, 4 mart 2005)

Bu satırları okurken düşünüyorum:

‘Şu an’ gerçekten de ‘ne olacağı belirsiz’ yarınların önüne mi geçmekte?

Öyleyse eğer, Batı’da işsizlikle yaygınlaşan gelecek kaygısı mıdır acaba bunun sebebi yoksa halkın önemli bir kesiminin - ‘koruyucu Devlet’in kanatları altında - gelecek endişesi taşımaması mı?

Ya bizde?

Düşünmeye değer...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle