GeriKelebek Yabancılar sufi müzikle daha ilgili
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yabancılar sufi müzikle daha ilgili

Yabancılar sufi müzikle daha ilgili
refid:17669149 ilişkili resim dosyası

Dünyaca ünlü Türk müzisyen Ömer Faruk Tekbilek, yıllar önce Adana’da başlayıp İstanbul’a, sonrasında Amerika ve tüm dünyaya uzanan müzik serüvenini şu sözlerle özetliyor:

“Sularız gönlümüzü şükretmenin suyuyla/ Geleceğe bakarız şimdinin huzuruyla/ Gelecek şimdi idi, şimdi ise gelecek/ Görüyoruz yaradan ne güzellikler verecek.” Sanatçıyı, 3 Mayıs akşamı Aya ırini’de vereceği konser öncesi ziyaret ettik.

İlk olarak müziğinizi neden “Sabır Ağacı” olarak tanımladığınızı sormak isterim...
- Sabır ağacı benim müzik hayatımdaki ustalarımı, hocalarımı temsil ediyor. “Tree of Patience” (Sabır Ağacı) albümüne koyduğum resimdeki ağacın temeli, Adana saz evindeki ilk hocam Aydın Cangürgel’i temsil ediyor. Çünkü makamları ondan öğrendim. Ağacın gövdesi Orhan Gencebay kompozisyonu... Ağacın sağı-solu ritim hocam Burhan Tonguç; sağ teoriyi, ne yaptığını bilmeyi, sol ise balansı işaret ediyor. Ağacın tepesi caz üstadımız rahmetli ısmet Sıral’ı yani felsefeyi temsil ediyor. O da bana müziğin felsefesini yani bir şey icra ederken ona mana yüklemeyi öğretmiştir. Müzik yaparken “Hadi ağaca çalalım, kuşa çalalım, annen uzakta ona çalalım” derdi hep. Yukarıdaki rahmet bulutu, Hacı Ahmet Tekbilek’i yani abimi simgeliyor, çocukluğumdan beri ve halen ilham aldığım kaynak olarak görüyorum kendisini. Son olarak da bahçıvan simgesi Brian Keane; o da müziğimin dünyaya yayılmasına vesile olup meyvelerin toplanmasını sağlayan kişi.
Siz müzikle uğraşmaya lise yıllarınızda başlamışsınız. Neydi içinizdeki müzik aşkını ortaya çıkaran?
- Aslında müziğe 9 yaşındayken iki abimden esinlenerek başladım. Bağlama ve kaval çalarlardı. Ben de o günlerde kaval çalmaya başlamıştım.

Adana’da lise öğrencisiyken, bir gün dünyaca ünlü bir müzisyen olacağınızı tahmin eder miydiniz?
- Bu soruya “Sabır Ağacı” bestemdeki sözlerle yanıt vereyim: “Sularız gönlümüzü şükretmenin suyuyla/ Geleceğe bakarız şimdinin huzuruyla/ Gelecek şimdi idi, şimdi ise gelecek/ Görüyoruz yaradan ne güzellikler verecek.” Yani, şu anın doyumluluğunu yaşadıktan sonra ileriyi düşünmemek gerekir bence... “An”dan kopmamak lazım.

KENDıMı KABUL ETTıRME GıBı BıR KAYGIM YOKTU

Amerika’ya yerleşme nedeniniz sadece eşinizin orada yaşıyor olması mıydı? Yoksa sanatınızı orada daha iyi icra edeceğinizi mi düşündünüz?
- Adana’dan genç yaşta geldiğim ıstanbul’da bir müzisyen olarak yaşarken, Amerika’daki Berklee College’da caz tahsili yapma hayalleri kuruyordum. Ama oraya yerleşmeme bir Amerika turnesinde tanıştığım, orada yaşayan eşim sebep oldu. Evimizden dokuz saat uzaklıktaki Berklee’ye gitme imkanım olamadı ama
Amerika’da yaşamak bana kendi içimde var olanları daha iyi keşfetme olanağı tanıdı.

Oradayken hiç ülkenize dönüp sanatınızı burada icra etmek istemediniz mi?
- Ben müziği kendi içimde bulup yaşamayı ve dünyanın neresinde olursa olsun insanlarla paylaşmayı seviyorum. Bunu yurdumda da ayrı bir şevkle yaşıyorum tabii ama temel motivasyonum içimdeki güzellikleri müzikle dışarı çıkarıp herkesle paylaşmak.

Orada kendinizi kabul ettirmekte zorlandınız mı?
- Samimiyetle söyleyebilirim ki hiçbir zaman kendimi kabul ettirmeliyim şeklinde bir kaygım ya da hedefim olmadı. Sadece samimi bir şekilde müziği sevdim, bu aşkı yaşadım ve içimdeki zevki paylaşmaktan başka bir şey düşünmedim. Halen de bir şey ispat etme çabam yok. Bence samimiyet her şeyin kolaylaşmasını sağlıyor.

YABANCILAR SUFı MÜZığE DAHA ÇOK ıLGı GÖSTERıYOR

Yurt dışında birçok konser vermenize rağmen, Türkiye’de çok az sahne aldınız. Neden?
- Bir taşı suya attığınız zaman halkalar merkezden dışarıya doğru açılır, ben de ilk Amerika’da suya atıldım yani ilk albümlerimi solist olarak orada yaptım. Haliyle kendi ülkeme belli bir zaman sonra ulaştı bu halkalar.

Yurt dışında size daha mı fazla ilgi gösteriyorlar?
- Hayır öyle bir şey diyemem. Nereye gidersem gideyim, ister Brezilya, ister Meksika, Rusya veya Uzakdoğu, benzer ilgiyi görüyorum. Her yerde konser salonu doluyor, her yerde insanlar ilgi gösteriyor. Ben bu durumu insanların ruhuna hitap eden enstrümantal manevi müziğin çekim gücüne bağlıyorum. Ancak şu da var; yurt dışında içinde chant (gazel) olan sufi müziğe ilgi daha fazla... Konserlerimden sonra gözyaşları içinde “Biz bu müziği ilk kez duyuyoruz ama çok etkilendik” diyen çok oluyor. Ben de tüm konserlerimde aynı mesajı veriyorum: Aslında yok birbirimizden farkımız, samimiyetle Allah’ı hisseden herkes aynı yerde buluşur.

Son olarak yeni bir albüm çalışmanız var mı?
- Evet, çok uzun vadeli diyebileceğim bir çalışmam var. Dünyanın birçok ülkesindeki sufi geleneğinden örnekleri, o ülkenin müzisyenleriyle birlikte seslendireceğim “Breath Riders” (Nefes Süvarileri) adlı bir albüm... Albümün Türkiye kısmını kapsayan repertuarı hazır ama birçok ülkeyi kapsadığı için ve sindire sindire üretileceğinden, ne zaman biteceğini ancak Allah bilir. Acelem de yok doğrusu...

HAYATI AşK ÜZERıNDEN ALGILIYORUM

Albümlerinizde sufi, romantik, folklor ve arayış köşelerine mutlaka yer verdiğiniz söyleniyor. Bu dört unsur neden vazgeçilmeziniz oldu?
- Ben hayatı hep aşk üzerinden algılıyorum ve bence bu köşeler hayatın tüm öğelerini kapsıyor: ılahi aşk, birbirimize olan aşk, hayata olan aşk, son olarak da değişik kültürlerin bir araya gelip ürettikleri yenilikler yani arayış köşesi...


Yorumları Göster
Yorumları Gizle