GeriKelebek Vardır benim de birkaç sabıkam
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Vardır benim de birkaç sabıkam

Vardır benim de birkaç sabıkam
refid:17900171-spot ilişkili resim dosyası

Sezen Aksu’nun yeni albümü ‘Öptüm’ dün raflara düştü. Nostaljik soundlu şarkılarının yanında Balkan müziklerine de inceden göz kırpan, prodüktörlüğünü oğlu Mithat Can Özer’le birlikte yaptığı, süpervizörlüğünü Aykut Gürel’e teslim ettiği albümü yayınlanmadan önce dinledik; Sezen Aksu’yla yeni albümü, müzik ve hayat üzerine konuştuk.

‘Arkadaş Şarkısını Duyunca’ adlı şarkınızdaki gitar tonları ve ana melodisi nostalji kokuyor. Bu, Türkçe retro-pop’a dönüşünüzün bir işareti olabilir mi? - Benim için önce şarkının duygusu gelir. Şarkının özü budur çünkü... Bu yüzden, yapılacak düzenlemenin şarkıya hizmet etmesidir esas olan. O duyguyu koruyabildiği ve çoğaltabildiği ölçüde de başarılı olur kanımca. Bu albümdeki nostaljik tatlar, sanırım bu dönem benim biraz nostaljik takılmamdan kaynaklandı. Son yıllardaki albüm soundları, nostaljik pop furyası ve 45’liklerin tekrar ilgi odağı haline gelmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?- Müzik dışında modada da, sinemada da dönem dönem nostaljik eğilimler olur. Ben bu eğilimlerin hep bir ihtiyaca cevap vermek için ortaya çıktığını düşünürüm; hayatın günlük akışı içinde kendiliğinden oluşan ve tuhaf bir şekilde herkese iyi gelen bir ortak talebe cevap verirler. Çok açıklanabilir bir şey değil. Kalpten kalbe yol vardır dedikleri bu olsa gerek...‘Ballı’ şarkısının sözleri Nazan Öncel’e ait olsa da sizin de ‘dilinizde sövmeleriniz’, ‘yüzünüzde gölgeleriniz’ ve elbette ‘kalbinizde dövmeleriniz’ vardır. Tanrının veya hayatın bir sanatçıya şarkı yazması için verebileceği nimetler mi bunlar sizce?- Sadece müzikte değil, her alanda hayatı ileriye taşıyan şey yaşanmışlıklardan biriktirilenler... Üretim, kayıtsız şartsız hayatla beslenen ve çoğalan bir şey. Tabii ki yetenek ve hayal gücü gibi doğal lütuflar üretimin miktarını ve kalitesini belirlemekte doğrudan etkilidir. Bize de bunun için şükretmek düşer...‘Vay’, her albümünüzde mutlaka yer alan, yürek yırtan, rakı şarkılarından biri. Böyle bir şarkı nasıl bir içsel patlama sonucu ortaya çıkıyor?- ‘Vay’ bence en yalın keder şarkılarından biri. Yıllarla birlikte insan olgunlaşırken acı çekme biçimi de olgunlaşıyor. Ama acı öyle bir şey ki basitin içinde bile gücünü gösterir. Müzikal ya da sözel anlamda ne kadar sade bir dil kullanırsanız kullanın yürek yırtabiliyor. Rakıya gelince bu hepimizin ortak temayülü. Ben de bahanesi oluyorum herhalde...KİMSE KİMSEYE BİR ŞEY ÖĞRETEMEZHer albümünüzde farklı tarz ve soundlardan besleniyorsunuz. Bunlara rağmen albümün bütününde sound değişmiyor ve ruhunu koruyor. Bu nasıl başarılabilir, sadece sanatçının köklü imzası yeterli midir?- Baştan söyleyeyim, bu sanatçının imzası meselesine gereğinden fazla önem yüklememek lazım. Üretimin gücü yoksa, imzadan mimzadan eser kalmaz zaman içinde. Sound’a gelince... Türkiye gibi bir ülkede, yani bu kadar çok rengin ve malzemenin olduğu bir yerde, enstrümantal bazda bir ses bütünlüğü çok da gerekli mi bilemiyorum. Bütüne bakıldığında kullanılan sesler albümün ruhuna iyi hizmet veriyorsa, tamamdır benim için. Son yıllarda sıkça üzerinde düşündüğüm bir konu bu. Kategorize etmek, adını koyamadığı şeylerden dolayı, doğası gereği rahatsız olan insanoğluna iyi gelebilir ama esas olan özdür. Yerli yerinde kullanılırsa ve özün daha iyi hissedilmesine katkıda bulunursa, en eklektik yapı bile kabuldur nazarımda. Bir de albüm süresince bütün müzisyen arkadaşlarımla birlikte hareket etmeyi önemli buluyorum. Sonuçta bütün farklılıklara rağmen bir ortak ses duyabiliyorsanız eğer, bundandır. ‘Ayar’ parçanızdaki söze ithafen; sözle uslanmayana ayar yapmak farz mıdır? - Ayar yapmak çok mecbur kalmadıkça, yani karşımdaki kendine ayar verdirmek için canını dişine takıp uğraşmadıkça, hasssasiyetle kaçındığım bir durum genelde. ‘Kimse kimseye bir şey öğretemez’ sözüne kalben inandığım için belki... Şarkıda sözünü ettiğim, şu veya bu nedenle zaman zaman ya bize verilen ya da bizim verdiğimiz ayarlar... İnsanoğlunun zaafı bu herhalde. İlk eylem, anlamaya çalışmak değil, kendi doğrularımıza ve kendimize göre ayarlamaya çalışmak çünkü... Şarkılarınızın pop müziğimizdeki en etkili aşk şarkıları olduğuna katılıyor musunuz? - Size ilginç bir şey söyleyeyim. ‘Eksik Şiir’ kitabım çıkana kadar, ben de en çok aşktan söz ettiğimi sanıyordum. Kitap çıktığında gördük ki üçte biri bile değil. Aşkı öne çıkaran, dinleyicinin tercihi olmuş yani. Çok da doğal, şu ölümlü dünyada daha önemli ne var ki.Tamamdır demeseniz de ‘tamam’a en yakın bulduğunuz şarkınız hangisi?- Matematiksel bir şeyden söz etmek mümkün değil. His meselesi bu. Bestenin, şiirin kendi müziğine ve ritmine müdahale etmeden, sadece eşlik etmesi gerekir. Bunu da ancak duygularınızla sezebilirsiniz. Ha, yanılabilirsiniz de. O zaman da dinleyiciden bir temiz dayak yersiniz. VARDIR BENİM DE BİRKAÇ SABIKAMAlbümde Yıldırım Türker’in de ismini görüyoruz ‘Acıtmışım Canını Sevdikçe’deki sözlerini kendinize yakın buluyor musunuz? Hayatınızda hiç çok sevdiğiniz için kanattığınızı düşündüğünüz insanlar oldu mu?- Vardır benim de birkaç sabıkam...Hayatınız boyunca kalbinizin sesini bu kadar dinlemenin dezavantajlarını gördünüz mü hiç?- Kalbinin sesini dinlemeyenler kadar değil...‘Ah Felek Yordun Beni’ şarkınızdan yola çıkarak soruyorum, hayatınızın hangi döneminde bu cümleyi sarfettiniz?- Çocukluk hariç, feleğin ne beni ne de başka kimseyi rahat bırakmışlığını görmüşlüğüm yok. O ne felek o! Slalom yaparak yaşıyoruz işte...‘Aşka Şükrederim’de “Bir tek o ayırmıyor insanı insandan ölene dek” diyorsunuz. Ölümün de insan ayırmadığını öngörürsek aşkla ölümün birbirine çok yakın hayat tecrübeleri olduğunu düşünebilir miyiz? - Bu konuda Metin Altıok “Ben hep ölüme ve aşka inandım” cümlesiyle diyeceğini demiş zaten, benim söyleyeceğim hafif kaçar.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle