GeriKelebek Usta ile çırağın bayram muhabbeti
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Usta ile çırağın bayram muhabbeti

Bayram çocuklar için sihirli bir kelimedir. Ama, büyüdükçe çocuklar için de bayramların büyüsü kaybolur. Bir gün gelir 'nerede o eski bayramlar' diyen kuşağın arasına karışılır. Zaman değişmiştir, yıl boyu yoğun çalışma temposundan, şehrin patırtısından, gürültüsünden kaçmak kaçınılmaz hale gelmiştir. Bayramlarda evler boşalır, tatil beldeleri ve oteller dolar taşar. Ancak tüm bu manzaranın aksine bayramdan kaçmayanlar da var. Meslek icabı zorunluluktan değil, bayramı bayram gibi yaşamayı adet edindikleri için. Yılların tiyatro sanatçısı Gazanfer Özcan, tiyatro sahnesine adım attığı günden beri çalışanlarıyla birlikte kendi tiyatrosunda bayramlaşıyor. Bayramda oyunlarına ara vermiyor. Usta tiyatrocuya genç bir tiyatro ve dizi film oyuncusu Esra Akkaya ile bayramdan birkaç gün önce de olsa bayramlaşmaya gittik. Mecidiyeköy'deki tiyatro salonunda tiyatro ve bayram hakkında konuştuk.

Gazanfer Özcan - Rahmetli abimden kaynaklanır, biz yılardır tiyatroda bayramlaşırız. Kendisi bizim tiyatronun müdürüydü simitler alıp gelirdi, çalışan herkes biz de dahil alışmıştık toplanırdık. Tüm özel günlerde kutlamaları tiyatroda yaparız. Zaten tiyatro bizim asıl evimiz. Hatta ev biraz fuzuli gibi geliyor bana. Otele gider gibi gidiyoruz nasılsa.

Esra Akkaya - Şimdi arkada bir oda olsa ne güzel olur değil mi?

Gazanfer Özcan - Tabii. Şişli'deki tiyatromuzun üst katında ev tutsak derdim hep. En son giydiğim kıyafet hep bana zor gelir. Çünkü 10-15 dakika sonra eve gittiğinde çıkartacaksın, pijamaları giyeceksin. Halbuki evin tiyatronun üst katında olsa, ne güzel pijamalarınla çık yukarıya.

Esra Akkaya -Tevfik Abi'nin (Gelenbe) öyleydi. Odası yatak odası şeklindeydi. Tiyatroya Tevfik Gelenbe'de başladım ben. Nasıl özenirdim o kulise. Bazen kapıyı aralık bulduğumda makyajını yapmasını seyrederdim. Büyülü bir dünya gibi gelirdi orası bana.

Gazanfer Özcan -Tevfik bizimle beraber çalışırdı ilk başlarda. Dokuz yıl çalıştık. Sonra ayrıldı. Tiyatrosunu ayakta tutmak için Anadolu turneleri yaptı. Karış karış gezdi.

Esra Akkaya -Ben hep bir tiyatroyla Anadolu turnesi yapmak istedim. Gerçi on günlük turne bile bugün için çok uzun geliyor. Siz gezmişsinizdir?

Gazanfer Özcan -1951 senesinde dokuz ay dolaştım. Vahi Öz ile Muazzez Erdiken'le çıkmıştık. Üç tane Muazzez vardı o zaman: Katır Muazzez, Çopur Muazzez, Kürdan Muazzez. Erdiken Katır Muazzez'di ve kadroda daha kimler yoktu: Suat Sim, Renan Fosforoğlu, Alev Sururi ve daha kimler...

Esra Akkaya -Kadroya nasıl dahil oldunuz?

Gazanfer Özcan -Beni kandırdılar. Çok gençtim. Şehir Tiyatrosu'nda yeni başlamıştım. Kadrosuz olduğumuz için, yazın çalışmamıza izin verirlerdi. İstanbul'dan başlayıp, Edirne'ye kadar sürecek dediler. O niyetle çıktık.

Esra Akkaya -Ama nasıl kandınız?

Gazanfer Özcan -O zaman çeşitli taktikler vardı. Oyuncu tiyatroya aşıksa, iyi rol verilirdi ya da iyi bir rol verileceği ima edilirdi. İşte biraz çapkınsa kumpanyanın en güzel kızını ona musallat ederlerdi.

Esra Akkaya - Sizin zaafınız neydi?

Gazanfer Özcan - Yani bir şekilde kandırdılar. Edirne'den çıktık, Çanakkale'yi geçeceğiz, sadece bir hafta dediler. Dönelim diyoruz. Turne çok başarılı oldu filan derken bir kaptırdık. Yanımda Nazif Şen vardı. Bir baktık Mardin'deyiz. Yedi ay olmuş. Nazif haritayı açtı, İstanbul'dan Mardin'i karışladık, dönmek ne mümkün. Yedi lira yevmiye alıyoruz, büyük para. Şehir tiyatrosunda aylığımız 24 lira, karşılaştırın.

Esra Akkaya -Para da önemli ama, tiyatroya duyulan aşk önemli bence. Şimdi tiyatroya o aşk kalmadı.

Gazanfer Özcan - Bunun en büyük nedeni televizyon. Televizyon tiyatronun rakibi. Bir tiyatrocunun alması gereken parayı veremiyorsunuz. Bu açık. Eğer gerçekten seviyorsa tiyatro yapıyor yeni tiyatrocular.

Esra Akkaya - Tiyatro eskisi gibi değil.

Gazanfer Özcan - Benim girdiğim yıllarda Şehir Tiyatrosu'nun beşinci plandaki oyuncuları bile tanınırdı, hepsi birer ustaydı. 12 yıl çalıştım orada. Ustalarımı görür ben de bu kadar kalabilecek miyim tiyatroda derdim. Şimdi geriye bakıyorum 51 yıl olmuş.

Esra Akkaya - Maşallah. Darısı başıma. Tevfik Gelenbe'de başladığımda 13 yaşındaydım. Aynı soruyu sormuştum kendime, 17 yıl oldu. Sahneye çıkmak fikri beni çok heyecanlandırıyor. Ağır ağır makyajını yapmak, rolüne hazırlanmak, sıranı beklemek bana kutsal bir rütüel gibi geliyor.

Gazanfer Özcan - Benim kendi dileğim, gerçek tiyatro adamının, Allah gecinden versin, oyun sonrası makyajını silerken ölmesi. Her şeyi bitirmişsin, alkışı almışsın...

Esra Akkaya - Ona yakın bir şeyi Ahmet Evingen'le yaşadık. Karşılıklı oynuyorduk, Ahmet abi mide kanaması geçiriyormuş, oyunu bırakmadı. Ne enerjisi ne yüzünde renk kaldı anladık bir terslik olduğunu ama sahneyi bitirdi. Kulise gitti oradan hastaneye.

Gazanfer Özcan - Çok beyefendi bir adamdı. Uzun süre Kuruntu'da oynadı. Zaten oynamayanı saymak daha kolay, o kadar çok insanla çalıştık ki...

Esra akkaya - Ben oynamadım.

Gazanfer Özcan - Ben emin olamıyorum artık. Oynadım desen doğrudur derim. Bana o da oynadı bu da oynadı diye hatırlatıyorlar. Ee tabi, 16 yıl dile kolay.

Esra Akkaya - Evet çok olmuş. Bizim dizi dokuz yıl oldu.

Gazanfer Özcan - Dizilerin ya da tiyatronun ömrünün uzun olması sevgisiz saygısız olmaz. Tiyatroda kimsenin kimseye dargın olmaya hakkı yoktur.

ESRA AKKAYA

Bayrama badem şekeriyle başlar bütün gün yerim

Şimdi mendil verilmiyor. Benim anneannem o mendilleri özenle katlardı, içine de kağıt para koyardı. Mendille birlikte para da ütülenmiş olurdu. Renk renk mendiller biriktirir, arkadaşlarımızla karşılaştırırdık, değiştirirdik. Ben hala çok olağandışı bir durum olmazsa İstanbul'da olurum bayramlarda ve yine bayram ziyaretine ailecek babaannemin evinden başlarız, kendisi rahmetli oldu ama halam yaşıyor o evde. Sabahın köründe badem şekeriyle başlarım, bütün gün şeker yerim.

GAZANFER ÖZCAN

İlk ziyareti harçlığı bol Şaziye teyzeye yapardım

Benim çocukluğumda erken kalkar bayramlıklarımızı giyerdik. Bayram namazından döndüğümüzde kapı zili beklenmeye başlanırdı. O zaman öyleydi, sabahtan başlardı bayram ziyaretleri. Ben Cihangir'de doğdum büyüdüm. Karşımızda oğlu Rusya'da konsolosluk yapan Şaziye Hanım vardı. Onun harçlığı boldu. O yüzden ilk ziyereti ona yapardık. 1938-39'dan bahsediyorum, şekerin kilosu 28 kuruş, Şaziye Hanım 10 kuruş bayram harçlığı veriyor, büyük para. Sonra anneanneme gider, mendillerimizi alırdık.

TİYATRODA BAYRAM KUTLAMASI

Gazanfer Özcan - Eskiden bayramlarda şehir boşalmazdı. Turistik bir olay haline gelmemişti bayramlar. Bu durumun bir mecburiyetten kaynaklandığını düşünüyorum. İnsanlar o kadar yoğun çalışma içerisindeler ki, buldukları her fırsatı değerlendiriyorlar. Başka türlü yorumlamak istemiyorum ben. Aslında kaçmak yanlış bir şey. Eskiden biz bayramlarda ek matineler yapardık. 1962-70 arasında seyircimiz katlanırdı. Sabahtan itibaren kuyruklar oluşurdu. Bunları yaşadık. Bayram seyircimiz çok farklı olurdu, çok uzak yerlerden gelenler olurdu. Oyunu duymuştur ama fırsat bulamamıştır. Diyelim Bostancı'da oturuyor, bayram tatili fırsat bilir gelir. Salon dolar taşardı, ama yabancı seyirciyle. Aslında bizim tiyatronun kemikleşmiş seyircisi vardır. 35 senedir bizi seyreden insanlar var. Bu bayram da oyunumuz var. Bizim ömrümüzün büyük bir kısmı tiyatroda geçtiği için bayramlarımızı tiyatroda kutlardık. Mesela Adile (Naşit) Hanım'la aynı yaştayız biz. Rahmetli şeker getirirdi, çocuklarımız da bu adete alışmıştı, kutular büyük zevkle açılır, içinde akidesi, çikolatası tam çocuklara göre... Tiyatromuzun sahibi çok öyle geleneklere göreneklere bağlı birisi değildi ama bu alışkanlığımızdan o kadar etkilenmişti ki böyle çok büyük bir kutu çikolata yaptırmaya başlamıştı.

Esra Akkaya - Ben Antalya Devlet Tiyatrosu'nda çalışırken tiyatroda kutluyorduk. Antalya, İstanbul gibi bayramlarda boşalmıyor. Çok keyifli bayram oyunları oynadık. Bayramın ilk günü tiyatroda toplanır birbirimizle bayramlaşırdık. Aramızda para toplar, şeker, börek gibi bayramlık yiyecekler, küçük hediyeler alıp, çocuk esirgeme kurumuna, huzurevine giderdik. Antalya'da geçirdiğim üç sezon boyunca hep böyle kutladık bayramı. Bölgelerde tiyatroyu daha yoğun yaşıyorsunuz, zaten ailenizden uzaktasınız, bayramı daha çok hissediyorsunuz.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle