GeriKelebek ÜLKEMİN ÜZGÜN YÜZLÜ KADINLARI Ülkem üzgün yüzlü kadınlarla dolu. Hüzün ifadesi Türk kadın maskına çabuk sökülüp atılmayacak şekilde yapışmış durumda.
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

ÜLKEMİN ÜZGÜN YÜZLÜ KADINLARI Ülkem üzgün yüzlü kadınlarla dolu. Hüzün ifadesi Türk kadın maskına çabuk sökülüp atılmayacak şekilde yapışmış durumda.

ÜLKEMİN ÜZGÜN YÜZLÜ KADINLARIÜlkem üzgün yüzlü kadınlarla dolu. Hüzün ifadesi Türk kadın maskına çabuk sökülüp atılmayacak şekilde yapışmış durumda. Ne zaman? Belli değil. Neden? Bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa, o da çevremin üzgün yüzlü kadınlarla dolu olduğu. Hatta gülümsüyor olsalar bile…Bunu bana ilk kez, tatil köyünde rastladığım Rus asıllı bir adam söylemişti. ''Türk kadınları çok hoş, ama onlarda çözemediğim tuhaf birşey var. Neden hepsinin gözlerinde üzgün bir ifade var? Çok durgun ve neşesizler. '' İşte bu konuşmadan sonra, ülkemin kadınlarının yüzlerinde takılı kaldım. O günden beri heryerde yüzleri inceliyorum. Bu gözlerde de Rus adamın sözünü ettiği o hüzün var mı? Acaba neden bu kadar üzgün duruyorlar? Bu kadın mutlu mu dersin? Gerçekten mutlu olduğunda yüzünün ifadesi nasıl olur?.. gibi sorular dolaşıyor kafamda. Kanıksadığımız için Türk kadınlarının gözlerindeki hüznün farkına varmıyoruz ama Türkiye'yi ve Türk insanını hiç tanımayan, yabancı bir erkeğin, Türk kadınları hakkında ilk izlenimi böyle. Türk kadını en mutlu olduğu anda bile bu üzgün ifadeyi gizleyemiyor. Galiba ben de gerçekten mutlu ve neşeli bir Türk kadını hiç görmedim.O yüz ifadelerindeki şifre ve sırları çözmek çok zor. Kadınlar her ne kadar çok konuşur gibi gözükseler de, iç dünyalarını, duygularını ve beyin kıvrımlarında dolaşan düşüncelerini asla anlatmıyorlar. Çok hızlı konuşmalarının asıl nedeni ise, derindeki duygularının açığa çıkmasına engel olmak için. Bunu çok iyi başarıyorlar. Öyle ki, vücut dili bile onları ele vermiyor çoğu zaman. Kadınların derinlerine inmek çok güç. Erkekler bu konuda çok şikayetçi. Bu labirentte kaybolma ihtimali onları çok korkutuyor. Bu nedenle yüzeyde görünen mutlu ifadeyle yetiniyorlar. Kadınlar ise, eğer o kişi labirentin kapısını aralamazsa, en yakın arkadaşlarının bile gerçek duygu ve düşüncelerini anlamakta, analiz etmekte zorlanıyorlar.Türkiye'de kadınların yüzünü yıllar yılı örten peçeler, aslında hiç kalkmadı mı yoksa? Sanki hala gizli bir peçe, tüm kadınların yüzlerini gölgelemeye çalışıyor gibi. Her türlü gelişmeye, kazanıma ve modern yaşamın getirdiği tüm olanaklardan faydalanmalarına rağmen… En fakirinden en zenginine, en yaşlısından en gencine, en avamından en sosyetiğine, en cahilinden en eğitimlisine kadar geçerli bu izlenim.Aslında ülkemde, kadınların günlük hayattaki etkinliklerini, hayatın her alanında aktif rol aldıklarını görmek mümkün. Son yıllarda en üst düzeylerde olmasa da, profesyonel iş hayatında oldukça önemli kadrolarda yer alıyorlar. Küçük yerleşim bölgelerinde ve köylerde yaşayan Türk kadınları da, artık televizyon ve diğer etkili iletişim araçları sayesinde kendi bilinçlerini oluşturuyorlar. Eskiye oranla çok daha geniş alanlarda hareket etme özgürlüğü kazanıyorlar.Büyük şehirlerde ise, dışardan bakıldığında Türk kadını, batılı modern bir kadından geri kalmayacak standartlara sahip gibi gözüküyor. İyi eğitim alıyor, çalışıyor, seyahat ediyor, flört ediyor, istediği kişiyle evleniyor, çocuk sahibi oluyor, veya istemediği için olmuyor, çocuklarının eğitiminde karar alıyor, evini yönetiyor, işinde ilerliyor, araba kullanıyor, spor yapıyor, modern alışveriş merkezlerinde, dünya modasının ürünlerini satın alıyor, kültürel etkinlikleri izliyor, akşamları arkadaşlarıyla çıkıyor, boşanıyor, sevgilisi oluyor ve yapmak istediği bir çok şeye, bir noktaya kadar kendisi karar veriyor.Peki bütün bunlara rağmen, Türk kadınlarını diğer gelişmiş ülkelerin kadınlarından ayıran en önemli özellik nedir? Gözlerdeki hüzün…Evet gözlerdeki hüzün…Çarşıda dolaşan, çocuğunu okula bırakan, kafede sohbet eden, restoranda yemek yiyen, eve yetişmek için durakta taşıt bekleyen, araba kullanan, markette alışveriş eden kadınların yüzlerini inceleyin bir süre. Gözlerdeki arayışı, dudak kenarında takılı kalmış yarım gülümsemeyi, endişeyi, telaşı, güveni, güvensizliği, ikilemi, çatışmayı, inadı, direnci, boyun eğmeyi, sevgiyi, nefreti, hırsı, merakı, şefkati, öfkeyi, karmaşayı bir cam piramite vuran ışığın kırılmaları ve yansımaları gibi durmaksızın yanıp sönerken göreceksiniz siz de. Ama sanki görünmez demir bir kafes, bu cam piramitin üstüne ağır ağır inerek, ışıltısını gölgeliyor gibi gelecek size de. O yüzlerde ise derinden gelen, sebebi unutulmuş, asla sorgulanmamış ve muhtemelen hiç sorgulanmayacak olan o sonsuz hüznü göreceksiniz…Bu, belki de genelde Doğu'lu kadınlara özgü kültürel bir etki. Onları egzotik ve mistik kılan. Ya da, ya da öz kültürümüzün izi. Türk kadını, kendini ezen kültürel yargılardan kurtulamamıştır hala. Aşağılanmak istemediği için ağırbaşlıdır. Ama aslında o sırada içinde patlamalar oluyor olabilir. O patlamaları söndürmeye hazır birileri ve birşeyler vardır hep etrafta. İşte Türk kadınları, içlerinde kalmış bu patlamamış, patlamasına izin verilmemiş, lavlarını içine akıttığı yanardağlar yüzünden hüzünlüdür…Sizce?.. Zülal TÜZÜNER - 25 Şubat 2000, Cuma