GeriKelebek Türklerdeki itiraz haline bayılıyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türklerdeki itiraz haline bayılıyorum

Türklerdeki itiraz haline bayılıyorum
refid:16941297 ilişkili resim dosyası

“Ardahan yolu üstünde Kars tabelasını görmeden evvel bir sapağa giriyorsunuz. Orada mükemmel bir yol üstü lokantası var. Hiçbir yerde daha iyi kuru fasulye bulamazsınız.” Bu sözler Wilco van Herpen’a ait. Türk olmadığı 100 metre öteden anlaşılan Herpen; İZ TV’de yayınlanan ‘Wilco’nun Karavanı’ belgeseli için Türkiye’nin en ücra köşelerini bile dolaşıyor. Bu serü-veninin ardındaysa üç Türk kızıyla yaşanan aşk hikayeleri var.

Wilco van Herpen’ın (47) kendisine aşık karısı Gonca, iki yaşındaki kızı Şira ve köpeği Luna’yla Zekeriyaköy’de bahçeli bir evde huzurlu bir hayat sürüyor. Ancak bu huzuru bulana kadar çok şey yaşadı. Hikayesi Amsterdam’da başlıyor. Özgür ruhu daha 12 yaşında hayatına yön vermeye başladı. İyi bir okula gitmeyi reddedip, istediği ortaokula devam etti. Daha o yaşta at binmeyi öğrenip, şarap yapmaya başlayan Wilco’nun ilk mesleği aşçılık. 1990’a kadar otellerde aşçı olarak çalıştı. O otellerin camlarından inip kalkan uçaklara bakıp, “Ben de o uçaklarda olmalıyım” dedi. Mutsuz olduğunu fark eden çevresi, “Elinde fotoğraf makinesiyle dolaşıyorsun, gezmeyi de seviyorsun; git istediğin yerde fotoğraf çek! Seni tutan ne?” deyince, hayatını değiştirmeye karar verdi.

SENİN ADIN VOLKAN OLSUN

Türkiye macerasının başlangıcını anlatıyor: “1987’de otelde çalışırken, bulaşıkçı bir Türk arkadaşım vardı. Ülkesine aşıktı ve sürekli Türkiye’yi görmem için ısrar ederdi. Ona göre en iyi şoförler hep Türkiye’deydi ve güllük gülistanlık bir hayat vardı. Hemen ikna oldum. O dönem Hollanda’da yaşayan Türk asıllı bir sevgilim vardı. Onu da benimle gelmeye ikna etmeye çalıştım. Düşünün, Hollandalı halimle bir Türk’ü Türkiye’ye götürmeye çalışıyorum ve sonunda bunu başardım. İstanbul gözlerimi kamaştırdı ama oteller evli olmadığımız için bizi kabul etmedi. Çok şaşkındım. Sirkeci’de çok pis bir otele gitmek zorunda kaldık bu yüzden. Kızın ailesiyle de tanıştım. Amcası bana, ‘Senin adın Wilco değil, Volkan olsun’ dedi. Çok sevdim bu ismi, bana çok uygun. Benim de patlamalarım meşhurdur.

BİR AY BOYUNCA SADECE KURU FASULYE YEDİM

Hollanda’ya döndüğümde işimden sıkılıp, fotoğrafçılığa başladım. Sonra yine sıkılıp, sırt çantamla dünya turuna çıkmaya karar verdim ama Capetown’da takılıp kaldım. 1993’te tekrar Hollanda’ya dönüp, bağımsız fotoğrafçı olarak devam ettim hayatıma. Ama aklım hala Türkiye’deydi. Sürekli Hollanda’daki göçmenlerle beraberdim. Onların fotoğraflarını çektim, derneklerine katıldım. Sürekli Türkiye’ye gelip gitmeye başladım. Bu ülkenin karmaşasında kaybolmak gibisi yok. Türkiye’de, Türk insanında sürekli bir ‘itiraz’ hali var. Buna bayıldım ben. O dönem başka bir Türk’e, Nevin’e aşık oldum. 1999’da da tamamen Türkiye’ye yerleşip, onunla yaşamaya başladım. Buraya geldiğimde beş kuruş param yoktu. İşim de yoktu üstelik. Fotoğraf çekmek istiyordum sadece. O dönem, Abdullah Öcalan yakalanmıştı. Böyle büyük bir olayın bir parçası olmak istedim. Otobüse atlayıp, Mudanya’ya gittim. Bir şekilde oradaki gazetecilerle tanışıp, Radikal Gazetesi’nin tuttuğu evde yaşamaya başladım. Açlıktan ölmek üzereydim. Gün boyu hiçbir şey yemeyip, akşamları esnaf lokantasına gidiyordum. Bir tabak kuru fasulye, yanında da iki ekmek ve acı biber turşusu... Bir ay böyle beslendim.

TÜM FİLMLERE GİDİP GONCA’NIN İZİNİ SÜRDÜM

2002’de Nevin’den ayrılmaya karar verdim. Çünkü hayatımın iplerini elime alamıyordum, her şeyi o hallediyordu. O sene bir arkadaşımla İstanbul Film Festivali’ne gittik. Sonra bir filmde Gonca’yı gördüm. Bir yönetmene tercümanlık yapıyordu. Yönetmen konuşmasını bitirince, onu değil Gonca’ya dönüp alkışladım. ‘Ne yapıyor yahu bu adam’ bakışlarını attı bana. Konuşmak istedim ama pas vermedi. Bir yerden telefonunu buldum ama aramaya cesaret edemedim. Yüz yüze konuşmalıydık. O yılın ve festivalin 2003’teki tüm filmlerine gittim. Yok, yok, yok. En sonunda Beyoğlu Sineması’nda karşıma çıktı.”

Aman Allahım bu adam bana âşık

Renkli gözlü birinin asla anlamlı bakamayacağını düşünürdüm. Beyoğlu Sineması’nın merdivenlerinin başında duran bu adam farklıydı ama. Gözleri ışık saçıyordu. ‘Aman Allahım, bu adam resmen bana aşık’ dedim içimden. O sırada içeri girmek zorundaydım. İş bittikten sonra, tüm salonda onu aramaya başladım. Meğerse benim onu arayışımı seyrediyormuş. Rezil oldum. Sonra yemeğe gittik. Birkaç ay sonra da Cihangir’de yaşamaya başladık. 2007’de evlendik, Kızımız Şira doğunca Zekeriyaköy’e taşındık. Etrafımdaki herkes çok şaşırmıştı. Ama ailem bizi çok destekledi.

ALLAH’IN GÂVURU GEZİYOR BİZ GEZEMİYORUZ

2004’te TV8’de ‘Wilco’nun Gözü’ diye bir programa başladım. Çok da sevildi ama bir şekilde bitti. Hollanda devlet televizyonunun Türkiye temsilcisi oldum sonra. Ama hayatım 2006’da İZ TV’de yayınlanmaya başlayan Wilco’nun Karavanı’yla değişti. Programının adına karar verdik ama elde karavan yok. Ünlü Alman karavan markası Hymer, bize bir yıllığına karavanlarından birini verdi. İlk durak İğneada’ydı. İlk bir-iki program zorlandım ama sonra Anadolu insanı beni kucakladı. Çok ilginç şeyler de yaşadım. Kars’ın bir köyünde 80 yaşındaki bir teyze pelikanlarına patik giydirmiş dans ettiriyordu. Bunu  çektikten sonra kadın “Haydi şimdi öpüşelim” dedi. Halkın sevgisine alışığım ama bu çok farklı bir şeydi. Toplam 50 il filan gezmişimdir. “Peki hangisinde yaşamak istersin?” sorusunu asla cevaplayamam. Hepsi başka güzel. Bence programın tutma sebebi benim hiçbir metne bağlı kalmadan insanlarla konuşmam ve aklıma eseni yapmam. Nedense anneler çok beğeniyor beni. Erkekler kıskanıyor; “Elalemin gavuru Hollanda’dan gelmiş bizim toprakları geziyor, biz bilmiyoruz” diyorlar. Çok sevilmesine rağmen, programı 1-2 ay önce bitirdik ama tekrarları sürekli yayınlanıyor. Yeni projem, “İki Göz, Bir Şehir”. Alanının en iyisi sekiz fotoğrafçıyı anlatan bir belgesel dizisi. 10 sene sonra da ailemle Urla’da yaşamak istiyorum.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle