GeriKelebek TÜRKLER TRAFİKTE NEDEN BÖYLEDİR?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

TÜRKLER TRAFİKTE NEDEN BÖYLEDİR?

Önceleri herkes gibi ben de ülkemizde yaşanan trafik kargaşasını, yollarımızdaki felaketi, daha ziyade, hızlı göç, geri bıraktırılmışlık, çarpık şehirleşme, hatalı ulaşım politikası gibi nedenlere bağlardım. Elbette bunların her biri çok doğru ve yerinde tespitlerdi ama trafik sorunun büyüklüğü karşısında yetersiz kalıyorlar, bir türü sorunu tamamen tüketebilen açıklamalar sunamıyorlardı. Bir süre sonra, mesleğimin gereği olarak sorunlu sürücüleri görüp tanıdıkça, onların tüm ülkemizin başına musallat olmuş "sosyopat" dediğimiz kişilerle aynı hamurdan olduklarını anlamaya başladım. Trafik sorununu da daha birçok başka şeyin yanında toplumumuzun henüz stabil hale gelememesinin yol açtığı kaos ortamında toplum düşmanı sosyopatik kişiliklerin ön plana çıkmasına bağladım. Yollardaki "Trafik canavarı olmayın!" tabelalarını eleştirdim, kimseyi yolların canavarlaştırmadığını, trafik canavarlarının hep aynı kişiler olduklarını ve apaçık kimlikleri ve kişilikleriyle ortada dolaştıklarını söyledim. Trafik sorunu açıklamalarıma bu yeni katılan unsur çok iyi bir açılım sağlamasına rağmen yine bir yerlerin eksik kaldığı hissi peşimi bırakmadı.

Bir süreden beri, "Türk grup davranışı" diye bir kavramla ilgili olarak çalışmalarımı sürdürüyorum, bu konuda bir kitap, epey makale ürettim. Bu düşüncelerimi www.hurriyet.com.tr okurlarıyla bu köşede paylaşıyorum. İnsanın bireysel davranışından ayrı olarak bir de başkalarıyla bir arada ortak yaşam sürmenin getirdiği, "ben"i "biz" yapan, nesillere aktarılabilen "grup davranışı" var. Bugün Türkiye'de yaşayan insanlar, tarihsel olarak geriye doğru izi sürülebilecek, atalarının da benzerlikler gösterdiği, bir grup davranışı seti içinde yaşıyorlar. "Türk grup davranışı" kavramı, Türk olarak içine doğduğumuz bu davranış setini, tarihsel psikolojimizi ifade ediyor. "Türk grup davranışı" kavramı zihnimde netleşeli beri artık, trafik kargaşamızı açıklarken tarih boyunca düşüncelerimizi, davranışlarımız belirleyen bu grup psikolojik özelliklerimizin payını da eski görüşlerime ekliyorum. "Türk grup davranışı" adını verdiğimiz grup psikolojik özelliklerimiz trafiğimizi nasıl mı etkiliyor?

"Türk grup davranışı"nın yollarımızdaki vahşete ve keşmekeşe yansıyan en önemli bileşenlerinden birisi, tarihimiz boyunca yakamızdan düşmemiş olan "gösteriş ve şatafat kültürü". Elbette otomobil kullanmanın her kültür için evrensel sayılabilecek bazı yanları var: Otomobil, insanın ulaşım potansiyelini çok fazla artırabilen, bedenin ve beynin bir uzantısı haline gelebilen, güç ve cesaretin gösterilebildiği, estetik zevkin ve marka düşkünlüğünün sergilenebildiği bir teknolojik araç. "Türk grup davranışı", insan-otomobil etkileşiminin bu evrensellik özelliklerine kendine özgü gösteriş ve şatafat kültürüne göre bir renk katıyor; otomobilin güç ve cesareti simgeleyen yanını, markayla hava atılan yanını öne çıkarıyor.

Otomobil tutkusunun psikanalize üzerine yazılanlar, genellikle otomobili erkek cinsel organı simgesine (phallus) benzetmeyle yola koyulur ve otomobil sevgisinin bilinçdışı cinsellikle, saldırganlıkla ve öz-sever (narsisistik) yanlarla ilgili bir doyum sağladığını söyleyerek devam ederler. Bu söylenenlerin belki bireysel psikolojik gerçekliği açıklamada bir faydası olabilir ama trafikteki "Türk grup davranışı"nı açıklamada çok işe yaramazlar. Hele hele kadınlarımızın otomobilleriyle ilişkilerini ve trafikteki tutumlarını gördüğümüzde yaşadığımız hayret ve şaşkınlık, psikanalitik açıklamaları iyice felce uğratır.

Oysa trafikte yaşadıklarımızı "Türk grup davranışı"nın gösteriş ve şatafat kültürü  çerçevesinde düşündüğümüzde ilginç sonuçlara ulaşabiliriz: İçinde yaşadığımız gösteriş ve şatafat kültürünün sonucu olarak yollarımızı bin bir çeşit markalı, pahalı otomobiller dolduruyor ve onları hiçbir rasyonele, hatta herhangi bir zevk estetiği rasyoneline dayalı olmadan, maddi, bedensel ve ruhsal zarar göreceğimizi bile bile tepe tepe kullanıyoruz. Şehir içinde Land Rover cip kullanmak da, derme çatma otomobilinin arkasına "Babam öyle diyo" ya da "Nazar etme ne olur- Çalış senin de olur" yazmak da doğrudan doğruya bu gösteriş ve şatafat kültüründen türeyen grup davranışının parçaları. Ekonomik krizlere ve her hafta yapılan benzin zamlarına rağmen yollardaki araç sayısının azalmaması; park yeri bulma uğruna saatlerce yapılan didişme ve çekişmelere rağmen otomobil kullanmaktan vazgeçmemiz; büyük şehirlerimizde nüfus açısından benzer birçok Avrupa kentine göre trafiğe kayıtlı araç sayısı oldukça düşük olmasına rağmen trafikte bulunan araç sayısının kabarıklığı, bunların hepsi, arabalarımızla hava atmaya bayıldığımızdan oluyor. Bu yüzden trafikte binlerce eza cefa çeksek de yaya hakları için, toplu taşım için, raylı sistemler için sivil bir hareket oluşturamıyoruz. Bir bakıma alan razı satan razı...
 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle