GeriKelebek Türkiye’nin ilk organik kozmetik markası emeklilik hayaliyle doğdu
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’nin ilk organik kozmetik markası emeklilik hayaliyle doğdu

Türkiye’nin ilk organik kozmetik markası emeklilik hayaliyle doğdu
refid:12945668 ilişkili resim dosyası

Neylan Dinler, Cem Boyner’in kız kardeşi. Uzun yıllar Beymen’de deri konfeksiyon bölümünün başındaydı.

Sibel ARNA
 
Eşi Semih Dinler, yelkenli tekne üretimi yapıyordu. Dinler çiftinin organik yolculuğu bundan 11 yıl önce Göcek’in Gökçeovacık köyüne gitmeleriyle başladı. Önce köye bir zeytinyağı fabrikası kurdular. Sonra adaçayı, defne, kekik yetiştirdiler. Ürettikleri bütün ürünleri “Yakatarla” markası altında pazarladılar. Durmadılar, esansiyel yağ üretimine kafayı taktılar. Fıstık yağından acı biber yağına 55 çeşit yağ ürettiler. Sonunda Türkiye’nin ilk sertifikalı organik kozmetik markası Rare Blassom’u yarattılar.

Bundan 14 sene önce, şehirden Kemerburgaz’a taşınınca tabiatı fark ettik. Evin bahçesine bir şeyler ekip biçmeye ilk o yıllarda başladık. Bir süre sonra kendimize bir emeklilik uğraşı arayışı içine girdik. İkimizin de iyi olduğu taraf üretmek. Bizi bir odanın içine kapatın, 48 saat boyunca sürekli üretiriz. Üretiriz ama ürettiğimizi pazarlamak konusunda iyi değiliz, değildik... 11 yıl önce bir arkadaşımız Göcek’in Gökçeovacık köyüne yerleşti. İstanbul’un ikimize de fazla geldiği bir dönemdi. Gökçeovacık ruhumuzu dinlendirdi. Buradan arazi alalım dedik ve istediğimiz gibi arsayı kısa sürede bulduk. Evin inşaatı hemen başladı. O zamanki düşüncemiz yazları gidip gelmekti. Sonra arazideki zeytin ve badem ağaçları dikkatimizi çekti. Köylülerle zeytin hakkında konuşmaya başladık. Nasıl sıkıyorsunuz dedik. “Şöyle toplarız, 70 km ileride bir fabrika var. Bazen 20 saat, bazen 30 saat bekleriz, sıktırır getiririz” dediler. İstanbul’a döndük, internetten zeytinyağı fabrikası nedir diye araştırmaya başladık. Bir İtalyan firma bulduk ve tüm bilgileri kağıda bastık. Ertesi gün elimizde dosya bankaya gittik. Araziye traktör almak için leasing anlaşması yapacağız. Ne olduysa birden dosyanın içindekiler yere dökülüverdi. Banka memuru hanım bu İtalyan firma ile ilgileniyorsanız size Türkiye temsilcisinin telefonunu verebilirim dedi. Bu olduğunda saat onbirdi. Saat dörtte zeytinyağı fabrikası ile ilgili teklif masamızdaydı. Evin inşaatını durdurduk, işçileri fabrika inşaatına yönlendirdik. Eniştemin 15 yıl önce bir gün lazım olur diye alıp, benim Küçükçekmece’deki atölyeme kaldırdığı bir kamyon çelik konstrüksiyon çok işimize yaradı. Altı ay sonra fabrikamız devreye girmişti.

KÖYLÜLER BİZE DELİ ŞEHİRLİ DİYORDU

Fabrikayla birlikte zeytini ve zeytinyağını öğrenmeye ve köylülere de öğretmeye başladık. Biz köye gelene kadar zeytini döverek topluyorlardı. Onlara dövülerek toplanan zeytinden iyi kalite yağ elde edilemeyeceğini öğrettik. Yaralı zeytinlerin yağın asidini arttırdığını sabırla anlattık. Her bir zeytin ağacına sallama makineleri taktık. Altına fileler gerdik. İlk başta hepsi bize gülüyor, deli şehirliler diye bakıyorlardı. Ama bir yıl verir bir yıl küser dedikleri ağaçlar her yıl mahsul vermeye başlayınca bizi anladılar. Sadece budama yaparak verimi yüzde altmış arttırdık.

Zeytinyağı işini kotardıktan sonra, ormanda doğal olarak yetişen otlara gözümüzü diktik. İnanılmaz güzellikte kekik, defne ve adaçayı vardı. Uygun mevsimlerde onları ormandan söküp, araziye diktik. Bu vesile ile organik tarımı öğrenmeye başladık. Profesyonel destek almadık. Çok kitap devirdik. Ektiğimiz tohumu ilaç kullanmadan tutturmayı deneye yanıla öğrendik. Domates böceklenmesin diye yanına aynısefa bitkisi diktik. Turpları kurttan kurtarmak için yanına patates diktik. Bunların hepsini kitaplardan öğrendik. Organik tarım yaparken bezmemeyi de kitaplardan öğrendik. Her kitap, bu işin geri dönüşünün en az üç, en fazla beş yılda alınacağını yazıyordu. Üç yıl sonra ürettiğimiz zeytinyağı, kekik, adaçayı, defne gibi ürünleri paylaşmaya karar verdik. Arazinin tapuda yazan ismini marka yaptık: Yakatarla.

55 ÇEŞİT YAĞLA NE YAPACAKTIK

Neylan eskiden beri aromaterapide kullanılan uçucu yağların üretimine meraklıdır. Yakatarla ürünleri piyasaya çıktıktan kısa süre sonra bir arkadaşımıza geçmiş olsun ziyaretine gittik. Orada tesadüfen Türkiye’nin en büyük gül yağı üreticilerinden bir beyle tanıştık. Esansiyel yağ üretiminin nasıl yapılacağını ondan öğrendik. Bir hafta sonra destilasyon sisteminin siparişini vermiştik. Bir ay sonra kekik yağı, adaçayı yağı, defne yağı üretiyorduk. üretiyorduk ama ucucu yağları tutmak çok zor oluyordu. 30 derecede buharlaşıyordu. Saklamak için taşıyıcı yağ dediğimiz susam yağı, badem yağı gibi yağlar üretmemiz gerekti. Almanya’dan bir makine getirtip onları da üretmeye başladık. Böyle böyle 55 çeşit yağ ürettik. Pişirmelerde kullanıyorduk, karıştırıp kendimize sürüyorduk ama pazarlayamıyorduk. Bir arkadaşımızın önerisi ile 1995’te Nürnberg’de biyolojik bir fuara katıldık. İspanyol ve İtalyanlar’dan zeytinyağımızla ilgili çok ciddi talepler geldi. Bu arada köydeki çiftlik sit alanı içine girdi ve üretim yasaklandı. İki senelik bir debelenme döneminin ardından İstanbul, Küçükköy’de bir fabrika kurduk ve üretime orada devam ettik. Derken birden bizim yağlarımızı kozmetik üreten bazı kişilerin kullandığını farkettik. Bu insanlar bizi Yeditepe Üniversitesi Kozmetik ve Eczacılık bölümü ile tanıştırdı. Ve o an ışık yandı. Biz neden bir organik kozmetik markası yaratmıyoruz dedik ve kolları sıvadık. Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Bölümü’nden bir arkadaş da bize katıldı. 23 aylık bir uğraşın ardından sertifikalı ilk Türk organik kozmetik markası ortaya çıktı: Rare Blossom.

SAÇ ÜRÜNLERİ YOLDA

Rare Blossom’ın portfoyünde, cilt bakımından el ve ayak bakım ürünlerine, aromalı yağlardan güneş serisine, bebek ürünlerine kadar birçok ürün yer alıyor. Saç ve göz altı gibi ürünler en kısa zamanda çıkacak. Markanın kantoronlu bakım yağı kesikten uçuğa, yara izinde sivilceye her türlü problemi en fazla iki günde çözüyor. Sihir gibi... Semih Bey, bu yaz ağaç budarken koluna testere düşürmüş. Birden kan fışkırmış. Neylan Hanım çantasından hiç ayırmadığı kantoronlu bakım yağını yaranın üzerine sürüp sıkıca sarmış. Ertesi gün açtıklarında kesiğin içini görmek için oldukça çabalamışlar.

ÜRÜNLERİN HEPSİ SU KADAR SAF

Rare Blassom markası altında ortaya çıkan ürünleri, Avrupa’nın tarafsız ekolojik sertifikasyon kuruluşu ECOCERT’e onaylattık. Şu anda 32 tane sertifikalı ürünümüz var. Ambalaj da incelemeye tabi tutuluyor. Kutunun, kapakların, kutunun üzerindeki yazının yazıldığı mürekkebin bile organik olması gerekiyor. Kutu kağıdının geri dönüşümlü olduğunu söylemeye bile gerek yok. Ecocert bize öyle şartlar ileri sürdü ki bu şartları yerine getirince otomatik olarak dört tane İSO belgesi aldık. Bütün ürünlerimiz neredeyse su kadar saf.
Fabrikada çalışan herkes 35 yaş ve altı. En yaşlıları biziz. Bize göre ileri yaşta da olsa, herkesin bir amacı olmalı. Biz Yakatarla ve Rare Blassom sayesinde hayata bağlandık. Genç ve aktif yaşıyoruz. En çok her pazartesi yaptığımız araştırma geliştirme toplantılarında heyecanlandırıyoruz.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle