GeriKelebek Türkiye’nin ilk çiftlerinden biriyiz
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’nin ilk çiftlerinden biriyiz

Türkiye’nin ilk çiftlerinden biriyiz
refid:16619059 ilişkili resim dosyası

Ali Erol, eşcinsel hakları için mücadele eden bir aktivist. 1994’te kurduğu ve şimdi dernek halini alan LBGT hareketinin önde gelenlerinden. Her yıl düzenlenen ‘Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın da koordinatörü. Erol, 18 yıldır Ali Özbaş ile birlikte yaşıyor. Adı, resmen evlilik olmasa da bunca zamandır aynı çatı altındalar. Eşcinseller arasında “Ali’ler” olarak tanınıyorlar

Mersin’in merkeze bağlı Esenli köyündenim. 80 öncesi Türkiye’deki çatışma atmosferi bire bir bizim köyde yaşanmadı, ilginç bir şekilde rahattı. Çocukluğumda biraz tez canlıydım ve okuma-yazmayı ilkokula gitmeden önce öğrendim. Babam, okuma-yazma bilmiyordu. Ama Mersin’e gittiğinde benim için Cumhuriyet Gazetesi getirirdi. Dokuz kardeşiz, ben dokuzuncuyum. Okutulan tek çocuğum. İlkokulu köyde, ortaokul ve liseyi Mersin’de okudum. Son çocuktan beklenti fazla oluyor. Öncekiler ister okumuş, ister okumamış olsun, bir şekilde herkes kendi dünyasına çekilmiş, kendi evini kurmuş. Dolayısıyla, ebeveynin beklentileri sana yükleniyor ve düş kırıklıkları vesaire olabiliyor. Üniversite için Ankara’ya gelirken, “Kendinizi fazla kaptırmayın, Mezun olursun, meslek sahibi olursun, evlenirsin gibi klasik beklentileriniz olmasın” dedim.

ÖĞRETMEN BENİ SINIFTA İFŞA ETTİ

İlkokulda ya da ortaokulun ilk yıllarında farklı duygulanımlarımı hatırlıyorum. İlk ergenlik döneminde bir baktım bütün oğlanların bir kızı var. Bazıları gerçek, bazıları hayali. Ama benim kızım yok. Bakıyorum kızlara. Tamam, biriyle iyi anlaşıyorum, öbürüyle ders alışverişi yapıyorum. Fakat arzu anlamında, hissiyat anlamında kendi cinsime dönüklüğüm var... Çocuklar beni dışlayamıyorlardı, bahçe muhabbetlerinde kenarda kalmıyordum. Ama ortaokul üçteyken teneffüste işin rengi değişti. Normale uymadığım o zaman fark edildi. Zeki Müren’e gönderme yaparak arkamdan “Zeki” diye seslenirlerdi. Lisede tamamen anlaşıldı bu iş. Aman Tanrım şimdi ne yapacağım diyecek bir durum olduğunu düşünmedim. 70 doğumlu olsam da, dışarıya açıldığım dönem 80’lerdi. Edebiyat dergisinden muhalif dergilere kadar içinde eşcinsellikle ilgili bir şey geçenleri bir radar gibi topluyordum. Lise sonda üniversiteye hazırlık için dershaneye gitmeye başladık. Dershanedeki fizik öğretmenimden hoşlanıyordum. Öğretmene belli de ediyordum ama görmezden geliyordu. Hetero arkadaşlarım sınıf öğretmenime söylemiş. O öğretmen, bir gün sınıfa geldi; “Çocuklar, bu arkadaşınızın dershanede sevdiği bir öğretmen varmış” dedi. Arkadaşlarım farklı olduğumu zaten biliyordu, “Eee ne olmuş” diye baktılar. Öğretmenin yaptığı çok hoyratçaydı. Sınıfta ifşa muhabbeti bende bir travmaya yol açmadı. O zamanlar lisede, dershanede “Eşcinselim” diyen birine rastlamadım. Zaten ortaokulda yana yakıla aramıyordum. Ama lisede cinselliği o dershanedeki öğretmenimle, beğendiğim bir-iki arkadaşla yaşasam çok mutluluk verici bir şey olurdu herhalde. Ama Ankara’ya kadar hiç cinsel ilişkim olmadı.

İLK ÇATIŞMA
Camide ezan okudum


Köyde yazın camiye gidiyorduk. Cami sosyalleşme ortamı gibiydi. Sureleri ezberliyorduk, hoca bazen bizi ödüllendiriyor, akşam ezanı okutuyordu. Ben de okudum bir kere. Ama namaz kılmıyordum. İlk çatışmam, eşcinselliğimin öncesinde dinle oldu. Ortaokuldayken, “Habil’in oğlu da Allah’a inanmıyormuş” diye bir söylenti çıkarıyor köyden bir adam. Orada babamla ilk çatışma başladı çünkü kahvehanedeki düzeni falan bozuluyor. Onun dışında lise hızlı geçti, cinsellik konusunda ailemle sorun yaşamadım.

EĞİTİM
Eşcinsel olduğum için sosyolojiyi seçtim


Eşcinsel vizyonum çocukken oluşmuş gibi geliyor bana. Düşünsene küçük bir köydesin, okuyan tek çocuksun, seçme şansın çok yok. Doktor, mühendis olmuyorsan öğretmen olacaksın. Ben kalkıp sosyolojiyi yazıyorum. Ne olacaksın? İşte anlatıyorsun sosyoloji ne? Ailen anlamıyor, arkadaşların anlamıyor vesaire. Tercih yaparken diğer şehirleri hemen geçip niye İzmir ve İstanbul’u eleyip Ankara’dan dört okul yazdım? Aslında varoluşumu ortaya koyabileceğim alanları seziyordum. Ağabeylerim, ablalarım gibi olmayacağımın farkındaydım. Ankara’yı seçmem bunun getirdiği bir şeydi. Sosyolog olarak yaşamak tahayyülüm yoktu. Sosyolojiyi seçmem eşcinsel olmamla ilgiliydi.

AİLEM
Annem dışlamadı babam küskün gitti


Liseden sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Sosyoloji bölümünü kazandım. 1986’da kayıt için babam benimle geldi ve çok mutluydu. İlk yıl saçımı uzattım, yazın da köye uzun saçla gittim, bu da bir çatışma konusu oldu. İkinci yıl çok açık bir mektup yazdım, ağabeyime gönderdim, o da aileye okur diye düşündüm ama okumamış. Kalktı buraya geldi, “Senin ne derdin var, bir ihtiyacın mı var” dedi. Adını koymak istemiyor, tahayyül de edemiyorlardı. İbne yerine koyacak olsalar, ibne değil; peki ne? Annem beni hiç dışlamadı. Diğerlerine karşı savunan da o oldu. Babam biraz küskün gitti, konuşamadık, kaldıramadı. Adamı eleştirmem; koşulları oydu. Demek savunacak argümanı yoktu. Köyde insanlar çok zalim olabiliyor.

İLİŞKİ
Camiada bize 'Aliler' derler
/images/100/0x0/55eabc14f018fbb8f893531a


Ankara’ya 86’da biraz da körpe olarak geldim. Üniversitede de açıktım. Benim açık olmam, bir reaksiyon getirmedi. Sadece bazı hocalar, mesafeli duruyordu. Ama o koca fakültede iki yıl boyunca bir eşcinsele rastlamadım. İkinci yılda psikoloji dersinde birini fark ettim, ilk sosyal arkadaşım o oldu. Sonra öğrendim ki, insanların sosyalleştiği yerler varmış. Güvenpark’a benim gibi insanların gittiğini, birbirlerini bulduğunu, cinsel partner değilse bile orada muhabbet ettiklerini çok sonra keşfettim. Sevgilimle de Güvenpark’ta tanıştım. Camiada, ikimiz ‘Aliler’ diye biliniriz. Sevgilimin adı da Ali (Özbaş). 92’de hayatımızı birleştirdik. Aç da kalsak, tok da olsak bundan sonra birlikte yürüyeceğiz dedik ve maddi-manevi her anlamda hayatımızı ortaklaştırdık. Camiamızda ilk çiftlerden biri olduk. İnsanlar bizim eve gelip dertleşiyordu. Partner bulamayan ağlıyor, partner bulan da; “Tamam cinselliği yaşadık, o kalktı gitti ne olacak böyle? Oturup çay içemeyecek miyiz?” diye ağlıyordu. “Bu iş sadece cinsellikten ibarettir; iki kişi bir araya gelir, sonra herkes kendi yoluna gider” diye bakılırdı. Biz dedik ki, hayatımıza sahip çıkıp, aklımız erdiğince bu sorunlara müdahale edebiliriz. Bundan sonra Kaos GL süreci başladı.

KAOS GL DERGİSİ
Yeni bir eşcinsel kuşak oluştu


90’larda sadece alternatif diyebileceğimiz bir-iki dergi çıkıyordu: Sokak, Yeşil Barış ve Yeni Gündem vardı. Ankara’da bir şeyler yapıyorduk ama insanların kafasında, bu iş olsa olsa İstanbul’da olur düşüncesi vardı. Eşcinsellik İstanbul’dur, Beyoğlu’dur, Taksim’dir, İstiklal’dir, bunun dışında var olamaz deniyordu. Derginin taslağı bir yıl önceden hazırdı ama İstanbul’u bekledik. Oradan bir hareket gelmeyince heteroseksüel bir kadın öğretmen arkadaşımızdan para alıp dergiyi çıkardık. İlk sayı, 20 Eylül 1994’te çıktı. Dergiyi bir kere bile aksatmadık. İlk sayıları iş yerlerinde arkadaşlarımız kaçak olarak dizdi. Kaos, fizikte evrenin ilk hali, sürekli bir akış, sürekli bir oluş halidir. Aynı zamanda bizim ütopyamız. Onun için Kaos GL dedik. O dönemde küçük bir feminist grup dışında herkes bizi dışlıyordu. 93-94 gibi Lambdaistanbul ve Ankara’da Kaos GL kurulduğunda önceki kuşaktan bir kopuş oldu. Eşcinselim, gay’im, lezbiyenim diyen insanlar ortaya çıktı ve birbirini buldu. Ankara ve İstanbul’da her pazar düzenli toplantılar yapıldı. Artık LGBT hareketi diyoruz. Yani lezbiyen, gay, biseksüel, trans hareket. Bu Kaos’un şekillendirdiği bir mücadele hattı. Camianın cinselliğin dışına çıkması, entelektüel, politik bir kimlik olarak kurulması Kaos GL’nin gayretiyle oldu. 15 Temmuz 2005’te dernekleştik. Valilik, derneğin kapatılmasını istedi, savcılık bu isteği reddetti.

ASKERLİK
TSK bu işi erkeklik savaşına döndürdü


Daha önce “Ben eşcinselim” diye ortaya çıkanlar, bir-iki kişiyi geçmiyordu. Bizim hareketimizle birlikte insanlar, “Ben eşcinselim” demeye başladı. Üç kişi mi rapor almış, 33 kişi mi; ordu mesele etmiyordu. Ama şu an TSK bu işi, bir erkeklik savaşına döndürdü. “Eşcinselsen eşcinselsin bana ne! Pekala askerliğini yapabilirsin” aşamasına geldi. Rapor vermek için de ya psikiyatr kabul edecek ya da cinsel ilişki anında çekilmiş fotoğrafını getireceksin! Milli Savunma Bakanlığı, Der Spiegel’de bu yönde çıkan haberleri yalanlasa da bu gerçek. Ama her yerde geçerli değil. Anlattığın hikayeye bağlı olarak askeri psikiyatr fotoğraf istemeyebilir. Benim askerlikte bir sorunum olmadı. Zaten açık bir eşcinseldim. Sevgilimle birlikte gitmiştim. Psikiyatrla 10 dakika konuştum, sonra da sevgilimle beş dakika görüştü. Bu işin çözümü vicdani red hakkının tanınması.

EŞCİNSEL EVLİLİK
Türkiye’de de kaçınılmaz

Biz özgürlük istiyoruz. Özellikle AKP ile birlikte metropollerde sosyal alana tezahür eden pratikleri itibariyle muhafazakar kesimlerle bir çatışma yaşanıyor. Devlet Bakanı Aliye Kavaf’ın, “Eşcinsellik hastalıktır” açıklamasını muhafazakar örgütler destekledi. Yine de umutluyum, demokratikleşme şemsiyesi altında AKP, cinsel yönelimde de adım atabilir. Bizim kuşakla birlikte, insanlar artık farklı hayat tarzları kurdu. Çift olarak yaşayanlar var. Sadece aşk ve arzu üzerinden değil, aynı zamanda maddi ve manevi ve mülk üzerinden hayatlarını birleştiriyorlar. Batı’da bunun çok formülü var; eşit olarak evlilik tanıma, kayıtlı birliktelik formülü gibi. Türkiye’de de bu kaçınılmaz. Böyle yasal bir gelişme olduğunda benim için de evlilik olabilir elbette. Ama şu anda birincil talebimiz bu değil. İş Kanunu’nun değişmesi ve cinsel yönelimin kayıtlara geçmesi, eşcinsel ve trans öldürenlere cezai indirimin kaldırılması çok daha acil.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle