GeriKelebek Türkiye evim gibi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye evim gibi

Türkiye evim gibi
refid:17500263 ilişkili resim dosyası

İran’da başlayan ve beş yaşında Hindistan’da devam eden bir hayat... İran Devrimi’nden sonra bir daha ülkesini göremeyen Azam Ali, 15 yaşında Hindistan’dan Amerika’ya göç etti. Artık Kanada’da yaşayan şarkıcının; ülkesi İran ve Türkiye’nin yanı sıra, tüm dünyada seveni çok. Ali ile Ortadoğu çocuklarına ithaf ettiği son albümü Türkiye’de yayınlanmadan önce; İran, evim dediği Türkiye, aile kavramı ve müziği hakkında konuştuk

Cennetten çıkma ruhani sesiyle büyüleyen o kadını elimde telefon beklerken nasıl biriyle karşılaşacağımı bilmiyordum. Telefonu sıcak bir ses tonuyla ‘Merhaba’ diye bağırarak açan Azam Ali; bazı Türkçe cümleleri anladığını fakat konuşamadığını söyleyip Kanada’da yaşama sebebine geçiyor: “Oğlumun büyümesi için Amerika’dan daha iyi bir yer. Özellikle Quebec’te Avrupalı bir hayat tarzı var. Ayrıca sosyo-politik durumlardan ötürü de yaşam daha kolay. İran’dan kaçmadım. Annem eğitimi önemsiyor ve İngilizce eğitim almamı istiyordu. Beni Hindistan’a gönderdi. O sıralar İran’a sıklıkla gidip geliyordum fakat devrim olduktan sonra bir daha gidemedim. 15 yaşımda Amerika’ya göç ettik. 2002’de annem hayatını kaybedene kadar Los Angeles’te yaşadık” diyor.
Azam Ali, Niyaz grubundaki partneri ve eşi Loga Romin Torkian’la Kanada’ya gidip ülkeyi beğendikten sonra, oğulları iki yaşındayken Quebec’e taşınmaya karar verdi. “Bir süre Türkiye’de yaşasam mı, diye düşündüysem de oğlum için zor olacağına karar verdim” diyor.

VATANSIZLIK ANNESİZLİK GİBİ

Azam Ali şimdiye kadar Vas ve Niyaz gibi gruplarla çalıştı. İkisi de etnik, elektronik ve ambient türlerinin sevenlerin gözdesiydi. Kendi solo albümleri de bu gruplarınkiler gibi Türkiye’de ilgi gördü. Önümüzdeki hafta Türkiye’de ilk kez bir albümü, Doublemoon tarafından Dünya’yla aynı anda basılacak.
Azam Ali, ‘From Night Of The Edge Of Day - Ortadoğu Ninnilerine Güncel Yorumlar’ isimli bu albümünü, sosyo-politik durumlar yüzünden haksızlığa uğrayan tüm çocuk ve insanlara adadığını anlatıyor: “Albüm için çok heyecanlıyım. Elhamdülillah hiçbir şeyden şikayet edemem. Bu albüm için oğlum İman Ali’den ilham aldım ve önce ona sonra da dünyadaki tüm ezilenlere ithaf ettim. Oğlum Amerika’da doğdu. Hayatımın en mutlu ve en acı verici dönemiydi. Beni en çok üzense İran’daki ailemin oğlumu hiç görememesi. Bu üzüntü dünyanın çeşitli yerlerindeki diasporaları, azınlıktaki etnik grupları düşünmeme sebep oldu. Sosyo-politik kaostan nasibini almış tüm masum çocuklar ve insanları düşünerek albümü yaptım. Konuya uygun olduğunu düşünerek konsept olarak Ortadoğu ninnilerini seçtim. Fakat çocukları değil büyükleri düşünerek yaptığım bir albüm. Üç kez ülke değiştirdim. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, anavatanının olmaması annenin olmaması gibi bir şey. Her zaman biraz kayıpsındır.”
İran Devrimi’ne kadar İran’a sıklıkla gidip gelen Azam Ali, tüm politik tartışmalarda felaketlerin Batı’dan geldiğini konuştuklarını hatırlıyor. Şimdi bu fikri değişmiş. Artık sorunların, halkların kendi içinden doğduğunu söylüyor. Kıskançlık, önyargı ve din gibi sorunların İran halkı için en büyük düşman olduğuna kanaat getiren Ali: “Ancak önyargılarımızdan kurtulursak güçlü olabiliriz. İçimizdeki güçle her türlü dış etkeni defedebiliriz. Niyaz grubunun kuruluşunda da bu fikir yatıyordu. Yeni albümümde de azınlıklara odaklandım. Düşünsene Quebec’te herkes Fransızca konuşurken oğlum evde Farsça konuşuyor ve kafası karışıyor. Müziklerimde her zaman bu meselelerden beslendim.”
Modern bir İranlı kadın olarak Türkiye’ye hayran olan Azam Ali’nin bu duygularının göbeğinde, vatan hasreti çekip Türkiye’yi kültürel anlamda İran’a çok benzetmesi yatıyor. “Türkiye genel olarak çok ilginç bir ülke. Herkes politika konusunda çok ateşli. Bana da hep soruyorlar. Gördüğüm kadarıyla Türkiye’de sizi politik olarak hep bir tarafa çekmek istiyorlar. Eğer bir tarafta değilsen hiçbir şeysin. Tarafsızlık şansın yok. Türkiye ve İran diğer Arap ülkelerine göre birbirine çok yakın kültüre sahip. Buna rağmen İran artık, politika ve yaşam tarzı olarak en iyi ihtimalle tüm dünyanın 40-50 yıl gerisinde. Hatta Türkiye’yle karşılaştırıldığında neredeyse çağ gerisinde. Sadece şarkı söylüyorum diye yasaklıyım; artık İran’a geri dönemem çünkü ülkeye girdiğim anda hapse atılırım” diyen Azam Ali, İranlılar’ın büyük tepkisini çeken 300 Spartalı filminin müzikleri için de şarkı söylemişti. Bu yüzden İran’a gitme isteği ailesi tarafından reddedildi. Çünkü hayatı tehlikede olabilirdi.

İSTANBUL’DA TATSIZ BİR ANI

İranlı olduğu için özellikle Amerika’ya ilk gittiği 1985’te sıkıntı çeken Azam Ali, kendisini aşağılayanlara “Hepinize sırf Amerikalısınız diye George Bush yaftası yapıştırılsa ne hissederdiniz?” diyerek çıkışırmış. Fakat en kötü anısı İstanbul’da geçiyor: “Eşim ve oğlumla iki yıl önce bir yaz akşamı Cihangir’deydik. Oğlum da bizim gibi müzik sevdalısı. Küçük bir restoranda kanun çalan bir adam görünce içeri girip dinlemek istedi. Normalde çok rahat etmem ama Cihangir gibi yerleri seviyorum. Sonuçta güya ‘yüksek sınıf’ın takıldığı bir yer. İçeride çok az kişi vardı, müzik güzeldi ve oğlum da çok eğleniyordu. Çapraz masada çok içen üç genç adam oturuyordu. Bize laf atmaya başladılar. Farsça konuşmamızdan İranlı olduğumuzu anlamış olmalılar ki, ‘Ahmedinejad ve İran’ diye tezahürat yapar gibi bağırdılar. Çok üzülmüştüm. Eşim çok rahat ve sakindir ama ben kolay sinirlenirim. Kalkıp masalarına gittim. Bizi tanımadıklarını ve dalga geçmelerinin hiç hoş olmadığını söyledim. Biraz da bağırmaya başladım sanırım. Adamlar durumu toparlamaya çalışsalar da dalga geçtikleri her hallerinden belliydi. Evim hissettiğim bir ülkede bile böyle bir şey olması, bunların her yerde yaşanabileceğini gösterdi. Aslında bu kadar dalga geçilmesi de İran’ın suçu. Kendimize de bakmalıyız.”
İran’ın politikalarını beğenmeyen ve Ahmedinejad’a ‘yalancı’ diyen Azam Ali gerekçesini şöyle anlatıyor: “Mesela Filistin’deki ezilen halk üzerinden siyaset yapıyor ama aslında onlar umrunda bile değil. Bunu politik bir konu olarak görüyor. Ben Filistin konusunda bayrak taşıyabilecek bir aktivistim. Ancak o insanları kullanarak Müslümanları kendi tarafına çekmeye çalışıyor.”

OSMAN SINAV MÜTHİŞ BİRİ

İstanbullu arkadaşım ve daha önce de çalışmalar yaptığım saz üstadı Ulaş Özdemir’le birlikte Osman Sınav’ın yeni filmi için çalışacağız. İstanbullu bir erkek ve New York’ta bir kızın aşkının anlatıldığı hikayeden çok etkilendim. İstanbul’daki bir konserimde Ulaş vasıtasıyla tanıştığım Osman Sınav’ı çok sevdim. Film sanırım 2012’ye ertelendi ama onunla çalışmaktan çok memnunum. Müthiş biri.

OĞLUM SABAHAT AKKİRAZ DİNLİYOR

Folk müziği dünyanın ve halkların gerçek müziği olarak görüyorum. İran, Hindu, Türk, Kürt ve diğer medeniyetlerin müziklerinden etkileniyorum. Yeni albüm hazırlarken de folk müzikten besleniyorum. Sizde Kalan ve Doublemoon en beğendiğim plak firmaları. Kardeş Türküler ve Sabahat Akkiraz’a bayılıyorum. Oğlum bile ‘Sabahat’ diyerek onu çalmamı istiyor. Büyülü bir sesi var; çok etkileyici. Amerika’da modern rock müziklerini de çok dinledim ve çok etkilendim. Türüme çok uzak olsalar da King Crimson’dan Pat Mastelotto ve Trey Gunn, System Of Down’dan Serj Tankian, Buckethead (Guns N’ Roses’ın gitaristi), Steve Stevens ve Dredg grubuyla çalıştım.
Yorumları Göster
Yorumları Gizle