GeriKelebek Türkiye’de diyabet denilince akla o gelir
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türkiye’de diyabet denilince akla o gelir

Türk Diabet Cemiyeti Başkanı Prof. Dr. Nazif Bağrıaçık, şeker hastalığı denilince Türkiye’de ilk akla gelen uzman. İsmet İnönü, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Süleyman Demirel, Rauf Denktaş, Zeki Müren, Müjde Ar, Türkan Şoray, Ajda Pekkan, Hülya Avşar ve pek çok ünlü isim dünden bugüne hastası oldu.

Kimi diyabet, kimisi ise kilo sorunuyla kapısını çaldı. 74 yaşındaki Prof. Dr. Bağrıaçık fakülteden emekli ama hekimliği ilk günkü şevkle sürdürüyor. Bu yıl mezuniyetinin, Müyesser Hanım’la evliliğinin ve 25 yıldır başkanlığını yaptığı Türk Diabet Cemiyeti’nin 50’nci yılını kutluyor.

Babası Mustafa Bağrıaçık, henüz lise öğrencisiyken evlendirilmişti. ‘Nasıl olsa İstanbul’a okumaya gidecek. Gitmeden başını bağlayayım’ diye düşünen ailesi, Sariye Hanım’la hayatını birleştirmesini sağladı.

Çiftin üç oğlundan ilki, Nazif 1931’de Konya’ya bağlı Çumra’da doğdu. Ertesi yıl babası, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. Yaşı çok küçük olsa da, annesiyle birlikte babasını Konya Garı’ndan İstanbul’a yolcu ettiğini bugün bile hatırlıyor. Babası mezun olduğunda, Bağrıaçık 5 yaşındaydı. 1936’ya kadar Konya’da yaşadılar. Bundan sonra klasik memur ailesi gibi şehirden şehire dolaşmaya başladılar.

Babasının memuriyet hayatı boyunca dolaştığı yerler Nazif Bağrıaçık’ın sadece eğitim yaşamını belirlemekle kalmadı. Köy köy, kasaba kasaba dolaşan, her görev yaptığı yerde yol, okul ve köprüler inşa ettirerek iz bırakan babasından topluma hizmet etmeyi, çok çalışmayı öğrendi. Anadolu’yu, insanlarını tanıdı. Dört ayrı okul değiştirerek ilkokulu tamamladı. Sarıkamış’ta ortaokulu bitirdi. Lise bulunmadığı için, ailesi onu Konya’ya gönderdi. Konya Lisesi’ndeki ikinci yılında babası İstanbul Beyoğlu Kaymakamlığı’na atanınca, bu kez Beyoğlu Erkek Lisesi’ne kaydoldu.

GEZGİN ÜNİVERSİTELİ

1949’da liseyi pekiyi derecesiyle bitirdi. İstediği fakülteye girebiliyordu. Babası siyasal bilgiler okumasını isterken, annesinin gönlünde tıp vardı. Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydını yaptırdı, yabancı dili iyiydi. Babası hariciyeci olmasını hayal ediyordu. Ancak lisedeki sınıf arkadaşlarının büyük çoğunluğu o yılların en yüksek puanlı okullarından İTÜ İnşaat Bölümü’nü seçmişti. Kararını yeniden gözden geçirdi, notları İTÜ’ye girecek düzeydeydi. Arkadaşlarına uydu, kaydını İnşaat Fakültesi’ne kaydırdı. Ama kök salamadı! Bir ay geçmeden, sınıf arkadaşlarından oluşan 22 kişilik grupla birlikte İstanbul Tıp Fakültesi’ne girdi.

Pişmanlık duymayacağı, mutlu olacağı bir meslek seçtiğini anlaması fazla zaman almayacaktı. Hem hocalarıyla arası iyiydi hem de hastalarla. Akademik kariyeri insanlara bakışını değiştirmedi. Hastalarıyla arasına uçurum sokmadı. Telefonu hálá 24 saat hastalarına açık.

FAHRİ TIPÇI NİŞANLI

Tıp fakültesini 5.5 yılda bitirdi. Yıl 1955’ti. Üç yıl nişanlı kaldığı Müyesser Hanım’la da aynı yıl evlendi. Eşi uzaktan akrabasıydı, çocukluklarından beri tanışıyorlardı. ‘Eee hayırlı talibi kaçırmak istemediler. Verdiler’ diye takılıyor Nazif Bağrıaçık. Eşine ‘Doktorum’ diye hitap eden Müyesser Hanım, nişanlılık süresince her gün Nazif Bey’le tıp fakültesine gitti. Sıra arkadaşı oldu. Liseden sonra eğitimine devam etmek yerine eşinin hayatını kolaylaştırmayı seçti. Ders çalışmasına, tezleri yazmasına, kongre organizasyonlarında yardım etti. Onun başarılarıyla gururlandı. Kızları Serpil ve Sevil’in okullarının bulunması, kayıtlarının yaptırılması, ev alınması, vergi, banka işleri ve günlük hayatla ilgili ne varsa tek başına üstlendi. Nazif Bey’e kalan tek iş hep doktorluktu. Gününün 18 saatini hastanede geçiriyordu.

DİYABET HAYATINA GİRİYOR

1956’da İstanbul Tıp Fakültesi Tedavi Kliniği’nde iç hastalıkları uzmanlık eğitimine başladı. 1960 ihtilalinden bir gün önce uzmanlık sınavı vardı. İhtilal olunca sınava iki ay sonra girebildi. Daha sonra hematoloji (kan hastalıkları) eğitimi için Paris’e gönderildi. 1962’de geri döndüğünde Tedavi Kliniği’nin ilk Hematoloji Laboratuvarı’nı kurdu. Aynı yıl Türk Diabet Cemiyeti’nin yönetim kuruluna girme daveti aldı. Ve diyabet, hayatına ilk kez böyle girdi. Haydarpaşa Hastanesi’nde İç Hastalıkları Uzmanı olarak 23 ay askerlik yaptı. Askerliği bitince Tedavi Kliniği’ne geri döndü, ancak hematolojide kadro yoktu. Türk Diabet Cemiyeti’nin de kurucusu Prof. Dr. Celal Öker, geleceğini parlak gördüğü Bağrıaçık’ı 1964’te Diyabet Servisi’ne aldı ve kadro verdi. 1967’de verdiği doçentlik tezi diyabet üzerineydi. 1969’da ilk Uluslararası Diyabet Kongresi’ni, büyük zorlukların üstesinden gelerek, İstanbul’da gerçekleştirdi. O yıllarda konferans salonu bile yoktu şehirde. İstanbul Belediyesi’nin Belediye Meclis Salonu’nu kullandı.

İKİNCİ ASKERLİK

1972’de profesör oldu. Aynı yıl sekiz ülkenin oluşturduğu Balkan Tıp Birliği Genel Sekreterliği’ne seçildi. 1974’te bir gece sabaha karşı evinin kapısı çalındı. Bekçi ve mahalle muhtarıyla gelen jandarma başçavuşu Bağrıaçık’ı ikinci kez askere çağırıyordu: ‘Yarın Kıbrıs harekatı başlıyor. Kıbrıs’a tayin oldunuz.’ Askeri havalimanına gidince aralarında Prof. Dr. Tarık Minkari, Prof. Dr. Erol Düren, Prof. Dr. Erdoğan Konuk’un da bulunduğu öğretim üyelerinden bir grubun aynı nedenle getirildiğini gördü. Minkari ve Düren’le birlikte Çorlu’daki askeri birliğe gönderildiler. Meriç Nehri kıyısında, Yunan sınırına yakın kurulan 400 yataklı sahra hastanesinin başhekimliği görevini verdiler. Yunanistan’a müdahale yapılmadı. Askerliği bittiğinde rütbesi yüzbaşıya yükselmişti. Hocası Prof. Dr. Minkari’nin askeri rütbesi ise daha düşüktü. Hocasına ‘Hazır ol!’ komutu verip, takılma fırsatını kaçırmazdı...

Örnek aldığı hocası ve dostu Prof. Dr. Celal Öker, 1976’da Helsinki’den dönerken uçak kazasında ölünce Diyabet ve Endokrin Servisi’nin başkanlığına geçti. Türk Diabet Cemiyeti’nin de genel sekteri oldu. 1980’de başkanlığa seçildi. 1980’de Avrupa Diyabet Birliği (EASD) Komisyon Üyeliği’ne Türkiye’den ilk seçilen doktor oldu. Bundan sonra da uluslararası örgütlerde görev almaya devam etti. 1993’te düzenlediği Avrupa Kongresi’ne çeşitli ülkelerden altı bin kişi katıldı.

TAM 43 YIL 29 GÜN

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde kendi hesabına göre tam 43 yıl, 29 gün hizmet verdi. Öğrencilerin önünü tıkamadı. Onları kıskanmadı. Nitekim emekli olurken düzenlenen törende konuşan öğrencisi Prof. Dr. Hasan İlkova, ‘önlerini açtığı’ için ona teşekkür etti. Bağrıaçık ise tüm hayatını mesleğine adamasını sağlayan, zamansızlığını anlayışla karşılayan üç kişiye teşekkür etti: Eşine ve kızlarına. Çocukluklarında onlarla yeterince ilgilenememenin üzüntüsünü yaşamıştı hep. Eve gittiğinde çoktan uyumuş olurlardı. Okul yaşamları ve yetiştirilmeleri zaten annelerinin kontrolündeydi.

Çocuklar büyüdü, fakültedeki sorumluluk bitti, yaşı 70’i aştı ama Bağrıaçık hálá eski tempoyla çalışıyor. Eşi durumdan şikayetçi. Dolapdere’deki Diyabet Hastanesi, Göztepe’deki polikliniği ile Bağdat Caddesi’ndeki muayenehanesi arasında mekik dokuyan Bağrıaçık ise dinçliğini çalışmasına borçlu olduğu kanısında. Geçmişe oranla hekimlik yapmanın çok kolay olduğunu, doktorların hastalarından gerekli gereksiz birçok test isteyerek klinisyenlik yapmadığını söylüyor. Yine de temposunu düşürmüş. Saat 20.00’den sonra hastalarına randevu vermiyor, cumartesi ve pazar çalışmıyor.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle