GeriKelebek Türk esirleri ‘Kurşuna yazık’ deyip mızrakla şehid ettiler
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türk esirleri ‘Kurşuna yazık’ deyip mızrakla şehid ettiler

Tarihimizin en büyük deniz yenilgisini, bundan 434 yıl önce, bugünlerde almıştık. Batı Akdeniz’deki İnebahtı bölgesinde yaşanan deniz muharebesinde gemileri batan askerlerimiz karaya çıkıp canlarını kurtarmaya çalışırlarken birçoğu teslim olmalarına rağmen müttefik Hıristiyan donanmasının askerleri tarafından öldürülmüşler, hattá bu cinayetler ‘kurşun masrafı olmasın’ diye mızrakla işlenmişti.TÜRK denizcilik tarihinin en büyük mağlubiyetlerinden olan 1571’deki İnebahtı deniz muharebesinde gemileri batan askerlerimiz karaya çıkıp canlarını kurtarmaya çalışırlarken birçoğu teslim olmalarına rağmen müttefik Hıristiyan donanmasının askerleri tarafından öldürülmüşler, hattá bu cinayetler ‘kurşun masrafı olmasın’ diye mızrakla işlenmişti.Osmanlı İmparatorluğu 1570 yılında fetih amacıyla Kıbrıs’a asker çıkartınca, Venedik, başta Papalık olmak üzere diğer Avrupa devletlerinden yardım talep etmiş, 25 Mayıs 1571’de Papalık, İspanya ve Venedik’in katılımıyla bir ‘Haçlı birliği’ kurulmuştu. Daha sonra İspanya Kralı İkinci Filip’in gayrimeşru kardeşi Don Juan’ın komutasında bir Haçlı donanması da oluşturulmuş ve donanma Osmanlılar’ın üzerine hareket etmişti.Kıbrıs’a asker ve mühimmat taşıyan Osmanlı donanması, Haçlı gemilerinin yolunu kesmek için Batı Akdeniz’e doğru yelken açtı. Ama, Kaptan-ı Derya Müezzinzáde Ali Paşa’nın kumanda ettiği donanma düşmanla karşılaşamadı ve kışı geçirmek için İnebahtı Körfezi’ne demirledi.Haçlılar Kefalonya’ya geldikleri zaman, Magosa’nın Türkler’in eline geçtiğini haber almışlardı. Kısa bir tereddütten sonra Türkler’le ‘Lepanto’ dedikleri İnebahtı’da karşılaşmaya karar verdiler ve Osmanlı donanmasını deniz muharebesine zorladılar.Düşmanın yaklaşmakta olduğu haberi üzerine, Kaptan-ı Derya Müezzinzáde Ali Paşa harp meclisini topladı. Tecrübeli bir denizci olan Uluç Ali Reis, ‘İnebahtı Boğazı’nın müstahkem bir yer olduğunu ve düşmanın buradan geçemeyeceğini’ söyleyip asker ve gemi eksikleri bulunduğunu, bu yüzden körfezden çıkılmamasını tavsiye etti. Uluç Ali Reis, Akdeniz’de daha önceleri yıllarca korsanlık etmiş tecrübeli bir denizci idi, ancak denizcilik geçmişi bulunmayan Müezzinzáde Ali Paşa bu görüşe karşı çıkarak, ‘padişahın emrinin düşmanla savaşmak’ olduğunu söyledi ve donanmayı 55 kilometre kadar batıya sevketti.Gidilen bölge, stratejik bakımdan hiç avantajı olmayan bir yerdi. Uluç Ali Reis, kaptan-ı deryaya ‘sığ sularda savaşmak yerine açık denizde savaşmanın daha avantajlı olduğunu’ ve ‘karaya yakın bir yerde savaşıldığı takdirde askerlerin sahile kaçmaya çalışacaklarını’ söyledi, fakat dinletemedi.Her iki donanma, 1571’in 6 Ekim’inde, Curzolare Adası yakınlarında karşılaşıp savaşa tutuştu. Asıl muharebe ise İnebahtı önlerinde 7 Ekim’in öğle saatlerinde başladı ve Haçlılar, üç saat süren savaştan büyük bir zaferle çıktılar.İnebahtı’da Osmanlı donanmasının büyük kısmı yok oldu, 190 kadar Türk gemisi ya battı veya Haçlılar’ın eline geçti ama Uluç Ali Reis, gece karanlığından istifade ederek yaptığı bir manevrayla 30 gemiyi kurtarabildi. Kaptan-ı Derya Müezzinzáde Ali Paşa’nın yanısıra yüzlerce komutan ve 20 bin kadar askerimiz şehid olmuş, 3 bin 845 denizcimiz de esir düşmüştü.Ölü sayısının bu kadar çok, esir sayısının ise az olmasının sebebi Haçlılar’ın denize düşen veya teslim olan askerlerimizin çoğunu esir almak yerine öldürmeyi tercih etmeleriydi. Hattá kurşun harcamaya bile kıyamamış ve denize düşmüş olan askerlerimizi mızraklarla şehid etmişlerdi.Bozgunun sebeplerinden biri, Osmanlı donanmasının sağ kanadındaki gemilerde bulunan bazı askerlerin muharebe sırasında can havliyle denize atlayıp karaya kaçmaya çalışmalarıydı. Bu durum, Uluç Ali Paşa’nın ‘sığ sularda savaşmak iyi değildir’ şeklindeki tavsiyesinde ne kadar haklı olduğunu ortaya çıkartmıştı.Firarların daha sonraki muharebelerde de yaşanmasının önüne geçilmesi için zamanın şeyhülislam’ı Ebussud Efendi’den fetva alındı. Fetvada, ‘Muharebede düşmandan kaçmayıp telef olanlar şehiddirler ama gerek kaçarken denize düşüp boğulanlar, gerekse de kurtulanlar hem bu dünyada, hem öteki dünyada Allah’ın gazabına müstahak olacaklardır’ deniyordu.Dostluk, düşmanlık ve ikilik álemleriDÜŞMANLIK dünyası, dostluk dünyasına göre dardır; çünki düşmanlık duygusundan kaçarlar ve dostluk dünyasına ulaşırlar.Dostluk dünyası da dostluk dünyasını ve düşmanlık dünyasını váreden dünyaya göre dardır.Dostluk, düşmanlık, küfür, iman, ikiliğe sebep olur. O álemse küfrün de ötesindedir, imanın da... Dostluğun da ötesindedir, düşmanlığın da...Dostluk ikiliğe sebep oluyor ya; bir álem var ki orada ikilik yok, tüm birlik o álem. İnsan oraya vardı mı dostluktan da çıkar, düşmanlıktan da. Oraya ikilik sığmaz çünki. İnsan oraya varır da ikilikten çıkar ya; önceden bulunduğu ikilik álemi, yani aşk álemi, dostluk álemi, şimdi göçtüğü bu áleme göre aşağıdır, bu yüzden o álemi istemez artık, o áleme düşman kesilir.Mansur, Tanrı’ya aşkı son haddine varınca kendine düşman kesildi, kendini yok etti, gitti. ‘Ben, Tanrı’yım’ dedi, yani ‘Ben yok oldum, Tanrı kaldı ancak’. Bu söz gönül alçaklığının son derecesidir, kulluğun sonudur. Yani, o vardır ancak (Hazreti Mevláná’nın ‘Fihi Má-Fih’inden).SORULAR VE CEVAPLAR ( MEHMET NURİ YILMAZ )Oruçluyken kocam beni öptü, acaba orucumuz bozuldu mu?S.M./ANTALYA- Oruç, ancak yemek, içmek ve cinsel ilişkiyle bozulur. Bu nedenle oruçlu iken eşini öpen kişinin orucu bozulmaz. Ancak şehevi arzularına yenik düşerek orucunu bozabilecek kimselerin, bu davranıştan uzak durmaları uygun olur.Kadının saçını kestirmesi günah mıdır?Ayla KUMAŞ/BURSA- Özellikle erkeklere benzeme amacı taşımamak kaydıyla kestirmesinde bir sakınca yoktur.Namazda vücudumuzun hangi bölümlerini kapatmamız gerekir?Ali SÜRAT/ADANA- Setr-i avret, namazın şartlarından birisi olup namazda avret yerlerinin örtülmesi anlamına gelmektedir. Avret ise insan vücudunda örtülmesi farz, görünmesi ve gösterilmesi yasak, başkaları tarafından da bakılması haram olan yerlere denir.Erkeğin avret yerleri, diz kapağı ile göbeği arasıdır. Kadınların avret mahalli ise el, yüz ve ayakları dışındaki bütün uzuvlarıdır. Namaz kılarken, bu uzuvların vücut hatlarını ve rengini göstermeyecek nitelikte bir elbiseyle (örtü) örtülmesi gerekir. Bu şartları taşıyan temiz her elbiseyle namaz kılınabilir.