GeriTelevizyon Yarın yokmuş gibi yaşa!
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yarın yokmuş gibi yaşa!

Yarın yokmuş gibi yaşa!

Dünyanın sonunun sekiz ay on iki gün sonra gelecek olsa… Hayatınızın tadını çıkaracak, yeni deneyimler edinecek sadece birkaç aynız kalsa… Bir de üzerine karşınıza beklenmedik bir aşk çıksa…

Acaba bu süreyi nasıl değerlendirirdiniz?

Birbirinden geceyle gündüz kadar farklı iki karakter, kontrolcü, garantici Evie ve özgür ruh Xavier’in “kıyamet yolunda” kurdukları ilişkiyi anlatan eğlenceli romantik komedi No Tomorrow, her cuma saat 17.35’te FoxLife’ta… Dizinin başrolleri Tori Anderson ve Joshua Sasse ile Los Angeles’ta buluştuk…

Dünyanın sonunun geleceğini bilseydik, sizce nasıl davranırdık? Sizce insanoğlu bu süreci sadece kendi bencil isteklerini tatmin etmek için mi kullanırdı yoksa aksi mi gerçekleşirdi? 

Tori Anderson: Bana kalırsa iki tür insan var, risk alanlar ve sevdikleri insanlarla duygusal bir yolculuğa çıkanlar… “Dünyanın sonu” deyince gidilebilecek iki rota var, bu hikayenin güzelliği de her iki yöne doğru giden iki insanı bir araya getiriyor olması. Bir araya geldiklerinde, normalde karakterlerinde kendi kendine açığa çıkmayacak özellikleri ortaya çıkartıyorlar.

Joshua Sasse: Bu, düşünmesi güzel bir soru ve insanlar böyle şeyleri zaman zaman akıllarına getirirler. Mesela aile üyelerinden biri önemli bir hastalık geçirmektedir ve ‘Hayattaki en önemli değer nedir?’ sorusunu sorarlar kendilerine. Bunu, başa kötü olaylar gelmeden de düşünmek gerekir. Ezelden beri sorulan bir sorudur bu, cevaplarını keşfetmek çok önemli… Ayrıca bu konuya oyuncu olarak kafa yormak, karakterin izleyicide oluşturacağı etki açısından da önemli, eğer bunu yapmazsanız inandırıcı bir karakter yaratmak da mümkün olmaz.

Yarın yokmuş gibi yaşa

 

Bu dizinin, izleyicilere o meşhur söz “Carpe diem”i hatırlatarak günü yakalamakla ilgili ilham kaynağına dönüşeceğini düşünüyor musunuz?

Tori Anderson: Dizinin izleyicilere ilham verdiğini düşünüyorum, neticede hepimiz sosyal medya dünyasında hayatı telefon ekranlarının ardında yaşıyoruz. Hayatımızı, başka insanların hayatları üzerinden yaşıyoruz ve kendimizi onların yerinde olmayı arzularken buluyoruz. No Tomorrow’un, insanları sokağa çıkıp hep hayalini kurdukları her ne ise onu yapmaya teşvik edebileceğini düşünüyorum. Bu dizi benim kesinlikle ilham kaynağım oldu! Sezonu bitirir bitirmez seyahate çıkacağım. Hiç uzun bir tatile çıkmadım, Bali’de sörf yapmak hayalimdi ve hayatımda ilk defa bunu yapma fırsatı yakalayacağım.

Joshua Sasse: Sırf bu dizi yüzünden Norveç’teki fiyortlara gittim, en büyük hayallerimden biriydi! Dizilerin insanlara ilham verecek olması zaten dizinin anafikri… Çalıştığınız ofisin yanındaki yüksek binadan etrafın nasıl göründüğünü merak edersiniz mesela ama yapmazsınız; televizyon dizilerinin güzel yanı bu işte, sizde bazı çağrışımlar yapabilir ve listenizde olan ne varsa bir bir gerçekleştirirsiniz… Buna aracılık etmek, mesleğimizin en güzel yanı.


“Carpe diem” fikri tarih boyunca var olan bir kavram… Karakterinizi canlandırmadan önce bu konuyu araştırdınız mı?

Evet, bu sözü milattan önce 23 yılında Horatius söylemiş… Bu kavramla ilgili elimden geldiği kadar araştırma yapıyorum, okuyorum… Dahası, ben de hayatımı bu yönde yaşamaya çalışıyorum. 70’lerin Amerika’sında Alan Watts hiç kimsenin bizi geriye çekmesine izin vermememiz, hayatı istediğimiz gibi yaşamamız gerektiğini söylemiş. Bu düşünce dizinin önemli bir parçasını oluşturuyor, “Evie’nin hayatı doğru olandır” veya “Xavier’in hayatı doğru olandır” gibi bir dayatması da yok. “Doğru” yok, herkes birbirinden bir şey öğreniyor. Aslında bu dizi de tamamen izleyicinin ondan ne anladığı ve aldığı ile ilgili.

Gerçek hayatınızda dizideki kavrama benzer durumlarla karşılaştığınızda ne tür gözlemleriniz oldu? “Yarının olmadığı” durumlarla yani…

Tori Anderson: Büyükannem çok rahatsızlandığı için hastaneye kaldırdığımızda, onu kısa bir süre sonra kaybedeceğimizi biliyorduk. Farklı insanların böyle durumlara verdiği farklı tepkileri gözlemlemek ilginç oluyor… Mesela büyükbabam vedalaşmaktan hoşlanmazdı ama büyükannem vedalaşmak istedi. Sevdiği insanların etrafında olmasını arzuladı ve onlarla vakit geçirmek istedi… Hayatımda sayılı günü kaldığı için kendini bilinçli olarak ölüme hazırlayan veya “carpe diem” sözü doğrultusunda gününü yaşayan insanlarla karşılaşmadım, sadece sevdiklerinin yanında olmasını isteyen aile büyüklerim vardı, onları izleyerek sevginin önemini öğrendim…

Joshua Sasse: Benim ilginç bulduğum konu şu, insanların aklına bu soruları sormak ancak hayatlarında kötü bir durumda oldukları zaman geliyor. Ben de arkadaşlarıma, başlarına kötü bir durum gelmeden kendilerine bazı sorular sormaları gerektiğini söylüyorum. İnsan ancak bu şekilde yaşadığını hissedebilir.

Tori Anderson: Bu ayrıca yaşadığımız her gün için, sahip olduklarımız için şükretmek için bir hatırlatma… Tembelli etmememiz, hayatta yapmak istediklerimizin peşinden koşmamız için bir hatırlatma…Bir tane hayatımız var ve onu en iyi biçimde değerlendirmemiz gerekiyor.

 

Dizideki deneyimleriniz hayata bakışınızı etkiledi mi?

Tori Anderson: Kesinlikle… Hayatın ne kadar değerli olduğunu öğrendim. Karşımıza çıkan her insanın; hayatımızın sonuna kadar sizinle kalsalar da, kısa bir zaman için arkadaşımız olsalar da bir anlamı bulunduğunu düşünüyorum. Yaşam, sonu olmayan bir öğrenme süreci, bir deneyim… Herkesin birbirinden öğrenecekleri var.

Yarın yokmuş gibi yaşa

“Şükrederseniz, düşmezsiniz”

Dizinin temasıyla oyuncuların hayatı örtüşüyor sanki… Oyunculuk da “yarınınızı göremediğiniz” bir meslek değil mi? Kaygan bir zeminde yürümenin yarattığı stres ile nasıl başa çıkıyorsunuz?

Tori Anderson: Aslında bu, oyuncu olmanın eğlenceli taraflarından biri, bir sonraki adımda ne olacağını bilmemek… Bir sonraki işinizde hangi karakterin içine gireceğinizi bilmezsiniz ve bence bu, asla sıkılmayacağınız bir kariyer demek, sıkılmak gerçekten mümkün değil. İşinize odaklanmışsanız, yaptığınız işten mutlu ve şükran doluysanız kaygan zeminde düşmezsiniz. 

Joshua Sasse: Bence insanlar bu işin ne kadar zor olduğunu anlamıyorlar. Günde 14 saat çalışıyorsunuz, tüm gün çekimdesiniz… Ardından eve dönüyorsunuz, repliklerinizi ezberlemelisiniz, karnınızı doyurmalısınız, duşunuzu alıp yatmalısınız ki 4’te uyanabilesiniz; bunu her gün 6 ay boyunca yapmak insanı tüketebiliyor…Sevdiklerinizden ayrı olmak ve bir sonraki gün ne olacağını kestirmek zor ama bu sadece oyunculuğa mahsus bir durum değil. Dünyanın pek çok yerinde farklı işlerde benzer biçimde hisseden insanlar var. Ben o kaygan zeminde düştüm ama orada kalmadım, kurtulmayı başardım. Sizi ayakta tutan değerlere sarılmaya ihtiyacınız oluyor.

Yarın yokmuş gibi yaşa

 

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle