GeriKelebek Tahammül ötesi kıskancım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Tahammül ötesi kıskancım

Huysuz Virjin'e gidiyor olsam gam yemeyeceğim. En fazla itip kakar, eline geçirdiği bir şeyle kafama vurur, kıyafetime laf eder. Ben de kıkır kıkır gülerim. Ama Seyfi Dursunoğlu'na gidiyorum. Hiç tanışmadım, yine de hissediyorum; çok mesafeli, ölçülü biri. Herhangi bir ‘‘sınır aşımı’’ röportajın seyrini değiştirebilir. Seyfi Bey'in Altunizade'deki müstakil bahçeli evinin kapısını bu düşüncelerle çaldım. Aslında bana sataşmasını istiyordum. Ama o hiç ‘‘Huysuz’’luk yapmadı. Bir punduna getirip beli bollaşan pantolonumu çengelli iğne ile tutturduğumu gösterdiğimde ‘‘o biraz pasaklılıktan oluyor tabii’’ dedi. Ben tam, galiba başlıyoruz diye sevinirken, şefkatli bir ses tonuyla ekledi: ‘‘Dikkat et, iğne açılıp karnına batmasın, çok canın yanar.’’ Düğmemi dikmeye kalksa gözyaşlarımı tutamayacaktım, neyse ki bunu teklif etmedi.

Huysuz Virjin, hep aynı sorulardan sıkılmış olacak ki, röportaja başlarken şöyle diyor: ‘‘Çok sorulan sualler olursa keserim, onları arşivlerden de bulabilirsin’’. Daha başlamadan hır çıkmasın diye ‘‘peki’’ diyorum. Ailesinden başlıyoruz. Acayip sıkı bir disiplin altında cehennem gibi bir çocukluk geçirmiş. Biri çocukken ölen yedi kardeşten biri. Baba ticaretle uğraşırmış. Trabzon'da doğmuş, küçük yaşta İstanbul'a gelmişler. Kendi kendine büyümüş: ‘‘Ailem bizimle çok ilgiliydi dersem yalan olur. Benden büyüklerin de haylaz çıkması neticesinde, ben ilkokuldan itibaren yatılı okudum. Daha derli toplu büyümem düşünüldü herhalde. Tabii ki şefkatsiz kaldım. Babam isyan ettirecek kadar despot bir adamdı. Evin karşısındaki yazlık sinemaya gitmemize bile izin vermezdi. Hatta gençlik yıllarımda üç dört sene dargın kaldım babamla. Büyük bir evimiz vardı. Ona görünmeden girip çıkardım.’’

Babasıyla sorununu şöyle özetliyor: ‘‘Babam bana kerpeten getir dediği zaman evin içinde kerpeten nerede bilmezdim. Ama onu bulup getirmem lazımdı. Oysa benim o tür aletlere sempatim yoktu. Makas, iğne iplik getir dese bilirdim onun nerede olduğunu. Onun istediği vasıfta bir evlat değildim. O din dersine gönderirdi, ben İngilizce şarkı ezberlerdim.’’

Yalnızca o değil, diğer kardeşleri de babasının istediği gibi evlatlar olamamışlar. Peki babanızın ölçülerine en uygun kardeş hanginizdi deyince, diğerlerinin hakkını yememek için uzun uzun düşünüyor. Yine de en hayırlı evlat kendisiymiş. Zor zamanlarında aileye bir tek o yardım edebilmiş.

Babasının beyaz subay elbisesine olan zaafı yüzünden, Seyfi kendini Deniz Koleji'nde bulur. Yine yatılı olarak. Hayali konservatuarda tiyatro okumaktır, ama ailenin en kültürlüsü saydığı amcasından da, ‘‘tiyatrocudan adam mı olur’’ diye azar işitince, yapacak birşeyi olmadığını anlar. Deniz Koleji'nde geçen dört yıl, sonra Haydarpaşa Lisesi'nden mezuniyet, iki sene İngiliz Dili'nde üniversite ve memuriyet. Seyfi Dursunoğlu'nun memuriyetten sahnelere geçtiğini bilmeyen yok. Peki nasıl bir memurdu? Devletin işi bitmez deyip, işini savsaklar mıydı, yoksa canla başla çalışır mıydı? ‘‘İyi bir memurdum. Memuriyetteki kırtasiyeden çok rahatsız olurdum. Bunları mümkün olduğunca azaltmaya çalıştım. İşimi çok çabuk bitirirdim, ama kötü bir huyum vardı. Kendi işim bitince gider herkesi konuşturur, çalışmalarına mani olurdum.’’ Bu yüzden personel arasında sevilen Seyfi Bey'e, şefler, müdürler pek ısınamamış.

AMCALARIM MÜLTİMİLYARDER

Kadın giysileri giyip sahneye çıkması, profesyonel sanat yaşamından çok daha öncelere dayanıyor. Mesela ablasının düğününde, zenne olarak konukları eğlendiriyor. Dost gecelerinde çıkıp iki şov attırıyor. Sonra iş ciddiye biniyor. Elveda memuriyet, merhaba sahne. Amcaları, sahneye, hele de kadın giysileriyle çıkmasından hiç hoşlanmamışlar: ‘‘Çok rahatsız oldular, hatta tehdit ettiler. Ama bunların hepsi mültimilyarder insanlar. O Aksaray'daki Hor Hor Antika Çarşısı'nın bütün binası benim bir amcamındı, şimdi 80 yaşında yaşlı bir kadının. Bu kadının Çengelköy'de tepede nefis bir villası var. Kimseye hiçbir şey vermez. Evine gidersiniz, etli bir yemek varsa, kaşığı sallar ki, etler düşsün. Bu kadar cimri. Hepsi çok zengin. Ben memuriyette ölüyorum açlıktan, kimse bana gel şu işin başına geç demedi. O zaman ben para kazanmak için bu yolu seçtiysem kimsenin itiraz etmeye hakkı yok dedim. Ama şimdi baş tacı ediyorlar. Türkiye çapında tanınıyorum, hatta yurt dışından telefonlar geliyor. Aileden bir sanatçı çıktığı için gurur duyuyorlar.’’

Huysuz'un edepsiz jargonunu, hayatının hangi döneminde kaydettiğini hatırlamıyor. Galiba onlar kafasının bir yerlerinde hep varmış, Huysuz'la birlikte su yüzüne çıkmış: ‘‘Huysuz çok akıllıca düşünülmüş bir iş. Çok isabetli bir karar aldığımı düşünüyorum. Çünkü kadın giysileri içindeki erkek, birine hadi gel yatalım deyince, hem komik oluyor, hem de espiri olduğu ayan beyan ortada. Aynı şeyi bir kadın ya da erkek komedyen yapamaz, tuhaf olur.’’

Seyfi Dursunoğlu şimdi 67 yaşında, sanat hayatında ilk kez bu yıl aldığı üç ödülün keyfini çıkarıyor. 17 senedir yalnız yaşıyor, işinden başka birşey düşünmüyor. Huysuz karşılığında ödediği bedel ise aşk. Israrlara rağmen anlatmak istemediği 20 yıllık aşkıyla arasını Huysuz Virjin açmış. Bir de kıskançlığı: ‘‘Bunu ilk defa size söylüyorum. Tahammül edilemeyecek kadar kıskanç bir yaradılışım var. Yalnızca sevgilimi değil, yönetmenimi de kıskanıyorum. Başka bir programı yönetmesini istemiyorum. Benim yönetmenim bana ait olmalı, benim editörüm bana ait olmalı. Bunu utanarak söylüyorum, böyle manyak bir kıskançlığım var. Bu huy beni hiç rahat ettirmedi tabii. Bu egoizm yüzünden birlikteliklerim huzursuz oldu hep.’’

Röportaj boyunca hiçbir sorum veto yemeyince, ‘‘bu kez sorular değişik oldu herhalde’’ dedim. O da onayladı: ‘‘Evet, farklı şeyler konuştuk, bu röportajı ben de okuyacağım’’!

Bunu ilk defa size söylüyorum. Tahammül edilemeyecek kadar kıskanç bir yaradılışım var. Yalnızca sevgilimi değil, yönetmenimi de kıskanıyorum. Başka bir programı yönetmesini istemiyorum. Bunu utanarak söylüyorum, böyle manyak bir kıskançlığım var. Bu huy beni hiç rahat ettirmedi tabii. Birlikteliklerim huzursuz oldu hep.

Ne Seyfi ne de kardeşleri, babalarının istediği gibi çocuklar olamadılar. Baba, kız çocuklarına düşkündü, zaten oğlanların hepsi de haylaz çıktı.

Seyfi Dursunoğlu'nun esas meselesi despot babasıyla. Çocukluğunda ve ilk gençliğinde o kadar çatışmışlar ki, üç sene aynı evin içinde küs yaşamışlar.

Çocuklarına göz açtırmayan, despot bir baba, babanın sertliğini dengelemeye çalışan yumuşak bir anne ve altı çocuk. Seyfi Bey, bir İstanbul gezisinde çekilen bu fotoğrafta, üzüm yerken verdiği artistik poza da dikkat çekiyor.

Ablası bir subayla evlenince, subay giysinin elbiselerinin güzelliğine tav olan baba, Seyfi'yi Denizcilik Lisesi'ne sokmuş. ‘‘Bana hiç birşey sorulmadı. Sesimi çıkaramadım. Ama dayanamayacağımı anlayınca, baktım onlar atmıyor, kendim ayrıldım okuldan’’.

SSK'da 18 senelik memuriyet hayatı var. Arkadaşları arasında popülermiş, ama işini çok çabuk bitirip başkalarını lafa tuttuğu için şefleri tarafından pek de sevilmezmiş Seyfi Dursunoğlu.

Profesyonel olarak sahne çıkışı 40 yaşına rastgelse de, aslında çok daha önce başladı. Ablasının düğününde, animasyona ayrıca para vermemek için geçirmiş sırtına kadın giysilerini.

Bu fotoğrafa bakıp ‘‘ah 25 yaşım’’ diyor. Şimdi 67 yaşında. Kendini yaşından genç ve dinç hissettiğini söylüyor. Biz de onu destekleyip hiç göstermediğini söyleyince keyifleniyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle