GeriKelebek Süreyya Ayhan, Antep'te kalmalı mı?
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Süreyya Ayhan, Antep'te kalmalı mı?

Hep bir Süreyya Ayhan röportajında gözüm vardı... Geçen haftaki haberlerden sonra iyice tahrik oldum. Antrenörü Yücel Kop'u aradım. Tedirgindi, konuşmaya pek niyetli değildi. Aradan 2 dakika geçmedi, zırrrt telefon: Deniz Gökçe. Hiç tanımam, bir kaç gün önce televizyonda pantolon askılı halini görmüşlüğüm var, o kadar. Ben çok konuşurum, o beni susturdu. Yarım saat brifing verdi. Ama biliyor musunuz, iyi geldi. İlk fırçayı aşk hikayesinden yedim. Yani ‘‘Gidip haber yapacaksan, sadece aşka takılma!’’ demeye getirdi. Ve öyle şeyler anlattı ki, ben Süreyya Ayhan'la ‘‘Hoca’’sı Yücel Kop arasında geçenleri unuttum, birdenbire, orada uzakta bir yerde, Türkiye'nin sahip olduğu fakat ilgisizlik yüzünden harcanan bir değerini görmeye başladım. Süreyya, ‘‘Korunması gereken değerli varlıklarımız’’dan biriydi. İyi de bundan Deniz Gökçe'ye neydi? O değere sahip çıkıp, korumaya çalışan nadir insanlardan biriydi. Bu kadar. Çünkü Süreyya Ayhan'ın bir geleceği vardı. 50 yıldan bu yana Türkiye'nin yetiştirdiği en iyi atletlerinden biriydi. İyi ama onun Antep'te ne işi vardı? Dünyanın her yerinde başarılı olabilirdi. Antep'e uçarken işte kafamda bunlar vardı. Ama oraya ayak bastığım andan itibaren başka bir dünyaya girdim. Bir defa Yücel Kop, o şahane Güneyli erkeklerden biriydi. Çok çok seviyorum onları. Yüce gönüllüler. ‘‘Katmer yemeden röportaj mı olurmuş?’’ diye başladı cümleye. O katmer var ya o katmer, Zekeriya Usta'nın katmeri, olağanüstü bir şey. İçi kaymak. İçi fıstık. Fırında hazırlanıyor. İncecik, mis gibi bir şey. Ye, duvara tırman! Öğle yemeği, akşam yemeği, nefis tavuklu Ali Nazik'ler derken, beş kuruş para da harcatmadı bize. ‘‘Burada Hürriyet'in parası geçmez’’ dedi. Ve bunları söyleyen mutevazı bir devlet memuru! Sonra onları birlikte gördüm. Aralarındaki elektriği, alışverişi, sıcaklığı, sevgiyi gördüm. Ve düşünmeye başladım. Biz neden kafayı hep gelişmeye takıyoruz? Neden insanlar illa hep ama hep daha ileriye, daha yükseğe, daha uzağa gitmek zorunda. Onlar orada öyle güzeller ki. Öyle el değmemişler ki. Evet, dünyaları küçük ama büyüyünce daha mı mutlu olacaklar ki? Onların yaşadığından daha iyisi olabilir mi ki? Bilmiyorum.Tabii insan şöyle düşünüyor: Bu kız, bu özellikleriyle Amerika'da her istediği üniversiteden kafadan burs alır. Da ne olur? İyi mi olur kötü mü olur? Kafam karıştı haliyle. Hálá da işin içinden çıkabilmiş değilim. Galiba en iyisi onları kendi hallerine bırakmak. Ama onlara destek olmak. Nasihat değil, sponsor olmak. Çankırılı köylü kızından dünya çapında bir mucize yaratmak. Süreyya Ayhan'la konuştum ama Yücel Kop'u da es geçemedim. Böyle yani. Yanda okuyacaksınız yani. Onlar birbirlerini tamamlıyorlar. Hoca da eksik kalmasın istedim...ÖLÜMÜM SÜREYYA KOŞARKEN OLACAKHayatta başınıza gelebilecek en kötü şey onun başka birine aşık olması mı?Yücel Kop: Böyle bir şey olamayacağı için cevap vermeme bile gerek yok.Süreyya Ayhan: Ölür, ölür!Süreyya sizin için ne ifade ediyor?- Hayatta beni rahatlatan tek şey Süreyya! Benden 22 yaş küçük olmasına rağmen en yakın arkadaşım. Ama bazen daha büyük oluyor. Sağlamdır, dürüsttür. Çok çok iyi bir sporcudur. Ben olmadığım zamanlar, ki çok enderdir, 64 saniyede 10 tane 400 metre koşacaksa, bir bakarım fazlasını yapmış, üstelik 63 saniyede. İnanılmaz disiplinlidir. On yılda beni bir kere bile yanıltmadı. Süreyya benim hayatımın anlamı. Zannederim, ölümüm, Süreyya koşarken olacak. O kadar heyecanlanıyorum. Kronometreye basmayı unutuyorum. Zaman zaman ara derecelerini alamıyorum. Hem kızım, hem arkadaşım hem sporcum, hem de aşkım. Ama hiçbir antrenör sihirbaz değil. Sıradan bir vatandaşı iyi bir sporcu yapamazsınız. Dünyada ismi olan bütün sporcuların doğuştan bir rezervi vardır, antrenör bunu görür, çıkarır ve uğraşır, o kadar.Bu kadının hiç mi kötü tarafı yok?- Bazen deliliği tutar. ‘‘İki dakika erken çağırırım, hadi idmana gidelim, bitti’’ diye. Olmaz diye tutturur.İleride beraber olursanız...- Olacağız.Resmi olarak demek istiyorum.- O da olacak.Evde oturup yemek yapmasını tercih etmeyeceksiniz değil mi?- Yok canım, zaten yemekleri ben yapıyorum. Tanıdığımda küçüktü çamaşır bile yıkayamazdı. Kendisini yetiştirdi tabii, çamaşır makinası nasıl çalışır bilmezdi, öğrendi! Ben yemek yapmasını filan istemiyorum ki. Her yerde yanımda olsun istiyorum. Süreyya yanımda olursa cehenneme bile giderim. Bu arada çok da iyi bir yardımcı antrenördür. Köylerden minik kızlar keşfediyoruz, onları çalıştırıyor.Koşmanın yaşı var mı?- Otuzsekiz yaşına kadar koşanlar var.İnsan, antrenör olarak şundan gurur duyor mu: ‘‘Benim kızım, bütün sporcular arasında en güzel olanı’’.- Evet. İnsanın hoşuna gitmez mi? Çok güzeldir. Daha uzun yıllar koşacak. İnşallah 3 olimpiyat geçireceğiz birlikte.Hiç çocuk yapmayacak mı? Bu soruya lütfen antrenörü olarak cevap verin.- Yapacak. Tarihi de belirledik. 2004'den sonra. İki olimpiyat arası. Sonra tekrar koşacak.İlişkinizden dolayı sizi eleştirenler oldu mu?- Oldu. Ama elimde olmayan bir şeydi. Önüne geçemiyorsunuz.Sporcuların anatomisi farklı mı oluyor?- Evet. Beyaz kas sayısı sizde 500 ise Süreyya'da 2500. Fazla yani. Genetik. Sürekli idmanla daha da gelişiyor.Peki karınızın ‘‘Kazanacakları parayı birlikte yiyecekler’’ iddiası doğru mu?Süreyya- Biz bu iddialara çok gülüyoruz. Çok uzun zamandır beraberiz. Yapacak olsa, şimdiye kadar yapmaz mıydı? Onun elinde büyüdüm ben. 13 yaşında paradan puldan anlamazken yapmayan adam şimdi neden yapsın? Zaten ne kazanmışız ki? Henüz 6 aydır rahat bir ortamda spor yapabiliyoruz.- Benim parayla ilişkimi eski eşim de bilir. İncindiği için böyle şeyler söylüyor. Benden tazminat istiyor. 100 milyar. Ben devlet memuruyum, 252 milyon maaşım var. O tazminatı nasıl ödeyeyim?Peki yabancı antrenör meselesine ne diyorsunuz?- 4. 03 koşmuş biri Süreyya. Bu ne demek biliyor musunuz? Dünyanın en iyilerinden biri. Bu hızı yakalayan birinin antrenör değiştirdiği dünyada görülmüş müdür? İmkansızlıklar içinde gerçekleştirmişiz bütün bunları. Bir de destek aldığımızı düşünün. Eksiklerim vardır, doğrudur ama çözüm neden yabancı antrenör olsun? Antrenörleri de eğitebilirler... Beni eğitsinler. Taze bilgiler versinler.Antep yerine İstanbul ya da Ankara'da yaşamayı düşünüyor musunuz?- Yok, şimdilik iyiyiz, huzurluyuz. Tartan pist bitsin, başka bir şey istemiyoruz. Bir de basın bizim sadece aşk hikayemizle uğraşmaktan vazgeçsin...Sponsorlukta son durakÇocuğunun adını satışa çıkardıAmerikalılar, reklam, tanıtım, promosyon ve sponsorlukta yaratıcılığı zorlayan bir ulus. Herşeyden para çıkarmak konusunda üstlerine yok. Son örnek New York eyaletinde yaşandı.Geçen temmuzda, Mount Kisco adlı küçük bir şehirde yaşayan Jason Black ve Frances Schroeder adlı bir çiftin bir oğulları oldu. Küçük bebeğin 2 ve 4 yaşlarında iki ablası vardı. Üç çocuğun birden okul ve üniversite paralarını karşılamak, sıradan bir Amerikan ailesi için yeterince zordu. Bunun üzerine çift, İnternet'te son zamanlarda çoğalan açık arttırma sitelerine girerek, bebeğin ismini müzayedeye çıkardı. Şirketler, çocuğa ad vermek için aralarında yarışacak, en yüksek fiyatı veren şirket de bu hakkı elde edecekti. Amerika'da spor stadyumlarına isim vermek için benzer bir yöntem kullanıldığından, Back-Schroeder çifti iyi bir sonuç alacaklarını umuyorlardı. Bu açık arttırma büyük ilgi uyandırdı. Ağustos ayında çiftin halkla ilişkiler danışmanı Richard Laermer, iki şirketle görüşmelerin sürdüğünü açıkladı.Ne yazık ki, 11 Eylül günü geldi. İkiz Kuleler'e yapılan saldırı, bu tuhaf müzayedeyi yarıda kesti. Şirketler görüşmelerden çekildiler, aile de ‘‘halkın öncelikleri değiştiği için’’ çocuklarına normal bir isim (Zane) verdi, olay kapandı. Tabii dünyadaki kriz etkisini yitirdikten sonra bir başka ana-baba Black-Schroeder çiftinin öncülüğünü yaptığı bu yöntemi yeniden deneyebilir.