GeriStil Bir marka doğuruyorum ve ödüm kopuyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir marka doğuruyorum ve ödüm kopuyor

Bir marka doğuruyorum ve ödüm kopuyor

Boyner ailesinin sanatçı kızı Elif Boyner, yeni atılımlarla karşımızda. Sorumlu olduğu Wepublic’de yenilikleri ardı ardına sıralarken, spor tutkunlarını bir araya getirmek için yarattığı aplikasyonu ‘Sweaters’ çok yakında.

Wepublic’de her ay değişen bir konsept var, neden?
-Wepublic renklerin enerjisine inanan bir marka. Semt pazarı gibi çok renkli, çok demokratik, kapısı bile yok, herkesi kucaklıyor. Her ay değişen konseptlerle birilerinin ruhuna dokunmak istiyoruz. Nisan’da Sunay Akın oyuncak müzesi var. Eş zamanlı olarak çocuk bölümümüz açılacak. Mağazadaki kaydırağa çocuklar çıldırıyor. Gerçi ben de kayıyorum hatta babaannem bile kaydı. Wepublic daha bebek. Çok yeni bir marka olmamıza rağmen sürekli yenileniyoruz, değişiyoruz. Buraya insanlar sadece alışveriş yapmak için gelmiyor. Oturuyor kahvesini içiyor, öğlen aralarında oturma alanlarında dinleniyor, seslenen kitap’dan kitap dinliyor. Malum piyasanın durumundan dolayı birçok marka çok küskün. Ama biz hız kesmeden müşterilerimizi motive etmeye çalışıyoruz. Geçen hafta toplantıda babamın söylediği bir cümle var. Bu aslında her şeyi özetiyor: “Kısmet için hamle yapmak gerek.”

Dört katlı taşınabilir bir sahne kurulmuş... Amaç müziğin birleştirici gücünden faydalanmak mı?
-Aynen, konuklara özel olduklarını hissettirmek. Konserleri 400 kişi ücretsiz izleyecek. Eğer konser öncesi başlattığımız sosyal medya aktivitelerine katılırlarsa en önden izleme, sanatçıyla tanışma şansları olacak.

Bir başka projeniz var: Sweaters isimli ücretsiz bir uygulama. Nasıl bir kuruluş ve ortaya çıkış hikâyesi var?
-Sweaters şu anda test aşamasında. 600 test üyemiz var. Nisan sonu mayıs başı aktif olacak. Fikri 1.5 yıl önce ortaya çıktı ama yaklaşık dört yıllık bir hikâyesi var. Dört yıl öncesine kadar spor benim hayatımda “Ay biraz göbeğim çıktı, spora başlayayım” seviyesinde vardı. Yine tırmanışa, kayağa, trekkinge giderdim ama arada. O zamanlar sadece sanat yapıyordum. İşlerim çok iyi gidiyordu ama bir adım atamıyordum. İnsanlar işlerim ile ilgili konuştuğu zaman içime kapanıyor, geri çekiliyordum. “Elif Londra’da bir galeri var, konuşmalısın” diyenler oluyordu. “Ya olmazsa” korkusu ile özgüvensiz davranıyordum. Tam o sırada biriyle tanıştım. O bana dedi ki “Elif spora odaklan, spor sayesinde içe kapanıklığın son bulacak ve çok daha odaklı davranacaksın.” Haftanın her günü iki saat antrenman yapmaktan bahsetti. Triatlonun ne olduğunu ondan öğrendim. Beni öyle bir motive etti ki yedi gün olmasa bile haftanın altı günü antrenman yapmaya başladım. Bir yıl geçtikten sonra çok daha pozitif, çok daha mutlu bir insan oldum. Egom öyle bir törpülendi ki herkesi anlamaya, sevmeye başladım.

Bir marka doğuruyorum ve ödüm kopuyor

Fotoğraflar: Levent Kulu

Babam “Tamam” dediyse tamamdır

Aplikasyonu yaratma nedeniniz bu pozitif hissi paylaşmak isteği mi?
- Evet, Sweaters’ın ortaya çıkma nedeni bu. Arkadaşımın bana yaptığını başkalarına yapmak istedim. İnsanları spor üzerinden bir araya getirmek istedim. Tırmanışa giderken, squash oynarken partner bulmalarını kolaylaştırmayı istedim. İnsanların akıllarına gelmeyen ya da akıllarına gelip nereden başlayacaklarını bilmedikleri sporlarla tanıştırmak istedim. Tırmanış, dans gibi... ‘Sweaters’ ilk zamanlar kod adımızdı. Çünkü benim ne zaman modum biraz düşük olsa arkadaşım derdi ki “Elif Allah aşkına git biraz terle, ondan sonra ara beni”. O zamanlar ya Hopi ya da Wepublic için bir isim aranıyordu. Babam toplantıda “Elif’in Sweaters’a bulduğu gibi bir isim olmalı” dedi. Ben içimden o kod adımızdı dedim ve hemen o an markanın adı olmasına karar verdim. Babam “Tamam” dediyse tamamdır çünkü. Ben hayatımda sanattan başka bir iş yapmadım. Şimdi bir marka doğuruyorum ve ödüm kopuyor.

Bir de partneriniz var bu yolculukta. Melis Abacıoğlu...
-Evet çocukluk arkadaşımın karısı. Onun sağlık ve spor danışmanlığı veren bir şirketi var. ‘Kızlar Sahada’ diye inanılmaz bir etkinlik düzenliyor her yıl. Bu yıl Boğaziçi Üniversitesi’nde yapacaklar. Para toplanıyor, AÇEV’e bağışlanıyor. Melis “Spor insanlara özgürlüklerini verir” diyen bir insan. Yani vizyonumuz tamamen aynı.

Hayatınızda spor ne kadar var?
-Ben iki tür spor yapıyorum. Biri güçlü olmak için, fonksiyonel antrenman yapıyorum. Orada sosyalleşmiyorum. Konuşmuyorum bile. Diğeri ise deneyim ve sosyalleşmek üzerine kurulu. Sanayi sitesinde Boulderhane’ye gidiriyorum, tırmanıyoruz.. Oradan tanıştığım arkadaşlarımla Antalya’da Geyik Bayırı’nda tırmanışa gitmeye başladım. Orada bin tane rota var. Lider tırmanışı yapıyorum. Geyik Bayırı tam bir tırmanış cenneti. Bu aralar koşmayı artırdım. Çünkü Bozcaada New Balance maratonuna katılacağım. Bir de Dans Fabrika’da dans ediyorum.

Uygulamanın bir de koleksiyonu var... Tasarımları size mi ait?
-Evet ilk olarak tişörtle başlıyoruz. Beyaz, gri, siyah. Grafiklerini ben çiziyorum. Bir de sloganlı olanlar olacak. Daha sonra taytlarımız, atletlerimiz, kadınlar için tatlı bir mayo ve erkekler için şort mayo çıkacak.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle