GeriKelebek Sönmüş volkanın ağzında bir gün
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sönmüş volkanın ağzında bir gün

Sönmüş volkanın ağzında bir gün
refid:20938318 ilişkili resim dosyası

Ege Denizi’nin en fotojenik adası, vizesiz kruvaziyer turlarının vazgeçilmez uğrak noktası Santorini aslında suya gömülmüş dev bir volkanın ağzında. Bugün beyaz ve mavi boyalı evlerin, yeldeğirmenlerinin sıralandığı yamaçlar en son 3600 yıl önce faaliyete geçmişti. Okurumuz Filiz Üskül, bu güzel Yunan adasında bir gün geçirdi, gözlemlerini yazdı.

Santorini gerçekten olağanüstü bir ada. Seyrine doyum yok. Ama, bir de adanın oluşumu konusunda bilginiz varsa gördükleriniz size daha büyük heyecan veriyor. Çünkü aslında bir volkanın ağzındasınız ve bulunduğunuz yerin dünyada eşi yok...

BU NE FİYAKA
 
Adanın bu özelliğini bildiğim için Santorini’yi görmek istedim. Girit’ten üç saatlik vapur yolculuğundan sonra adanın kuzey kıyısına yanaştık ve tepeden denize doğru inen dik yamaçlarda inşa edilen inanılmaz güzellikteki yerleşim yerlerine otobüsle çok dar ve virajlı yollardan ulaştık. Adanın güney kıyısından yukarılara teleferikle ya da merdivenlerle çıkabilirsiniz. İnerken çilekeş katır ve eşeklerden yararlananlar da var. Yamaçlara yaslanmış minik yerleşim yerlerinin hangisinde (Oia, Thira ya da Phira) olduğunuzun önemi yok. Sadece yamaçlardan aşağıya bakın. Beyaz badanalı evcikler, lokantalar, kafeler, mavi boyalı kapılar, pencereler ve kilise kubbeleri, rengarenk yağlıboya ile boyalı merdivenler sizi büyüleyecek. Yamaçların bittiği yerde başlayan mavi Ege’nin sularıyla dolmuş kalderaya bakarak ”Vavv, dünyanın neresindeyim ben, burası nasıl bir yer” diye düşünüyorsunuz. Bu düşünce sizi esir alıyor. Tepeden denize inen dik yamaca bu kadar güzel mi yerleşilir?
Çoğunluğu siyah, ama bazen kızıl, bazen gri ya da bej örüntülü volkanik yamaçları bembeyaz yapılarla donatıp, kapılarını, pencerelerini, kilise kubbelerini Ege mavisine, merdivenleri lacivert, gri ya da sarıya boyayıp denize karşı bu kadar mı fiyaka yapılır?

İPLERE ASILAN SALKIM SAÇAK AHTAPOTLAR

Adanın, volkanik taşlarla döşenmiş tertemiz daracık sokaklarında dolaşırken alın elinize fotoğraf makinenizi, doyamayacaksınız karşılaştığınız güzellikleri, kompozisyonları saptamaya (döndüğünüzde seyretmeye de). Siz de çekebilirsiniz daha önce gazetelerde, internet sitelerinde görmüş olabileceğiniz manzaraları. Bir binanın duvarına yaslanıp uzamış kökü küpte begonvilleri, arkasına muhteşem mavisiyle Ege’yi almış iki iskemle ve ortalarındaki masayı görüntülerken yalınlığı, yalnızlığı ve belki de aşkı düşünebilirsiniz. Lokantalarda pencerelerinin önünde iplere astıkları “bir ahtapot bacağı, bir biber” dizisi ile güneşte kurutulmuş balıkları ve domatesleri kameranıza kaydedebilirsiniz. Ardından kendinizi Santorini şarabı eşliğinde güzel bir balık ziyafetiyle ödüllendirebilirsiniz. Yemekten sonra çıkacağınız kısa bir yürüyüş sırasında, volkanik taşlardan yapılmış takılar, sevimli eşek, katır biblolarının satıldığı küçük dükkanları dolaşmak ilgi çekici olabilir. Daracık temiz yollarda gezinirken sık sık rastlanılan mavi kapılı sanat evlerine girip dolaşmanızı öneririm. Işıldayan beyaz yapıların çevresinde değişik renkli arazi katmanlarıyla, karşıda mavi Ege ve bakir adaların size gülümsediği, günbatımının insanı içine çekecek kadar güzel olduğu bu adada halk sanatla uğraşmanın dışında ne yapar, diye düşünebilirsiniz. Elbette, sanatseverleri, doğa severleri, gezginleri ağırlamak için balık da tutarlar, bağlarında üzüm yetiştirip şarap da yaparlar ve konuklarını ağırlayıp onlara hizmet ederler. Bu arada, sokakları çevreleyen begonvilli beyaz duvarların üzerinde rastladığınız, “sokak kedilerine yardım edin lütfen” yazılı kutuyu görmezden gelmeyin. Yanında nöbet bekleyen üç renkli dişi kediyi sevmeden geçmeyin, karşılığını göreceksiniz.

BAĞLARIN, ŞARAPLARIN SIRRI

Volkanlarla insanlar arasında sanki manyetik bir çekim var. Volkan patladığı zaman püsküren küller daha sonra verimli araziler oluşturur. Bu alanlar da bağcılık için çok uygun. Buralarda bağ yetiştirip üzüm alıyorlar ve şaraba dönüştürüyorlar. Ne keyif!
Santorini’de de çok bağ var ve elbette Santorini şarabının lezzetine de doyum yok. Santorini halkı, adalarının güzelliğinin yanında şaraplarıyla da öğünüyor.
Santorini’ye eylülde gitmek üzere yerinizi şimdiden ayırtmanızı öneririm. Çünkü güneş eylülde size tepeden değil karşıdan, gözünüzün içine doğru bakacaktır.
Hani derler ya, yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat. Ben de anlattım işte...

DEV KAZANIN KIYISINDA

Bir vakitler Ege Denizi’nde, Girit Adası’nın kuzeyinde, deniz tabanında bir volkanın patlaması sonucu püsküren lavlar, küller, irili ufaklı parçalar bir volkanik ada oluşturuyor. Püskürme sona erince, volkanın ağzında bir krater oluşuyor. Aradan yüzyıllar geçiyor ve hesaplamalara göre milattan önce 1600’lerde volkan bir kez daha canlanıyor, püskürüyor. Bu püskürmenin sonucunda volkanın krateri parçalanarak büyüyor ve volkanın ağzı, krater olmaktan çıkıp koca bir “kazan”a (kaldera) dönüşüyor. Ege denizinin suları bu kocaman kazana dolarken, onun yamaçları da adaları oluşturuyor. Bu adalardan biri hilal şeklindeki büyük ada Santorini, diğerleri ise hilalin tam karşısında büyücek bir adayla daha küçük birkaç ada. Bu oluşum dünyada tek ve siz şimdi oradasınız!
Bu yaramaz volkan 1956’da ciddi bir de volkanik deprem geçiriyor ve adada ciddi hasar ve yarıklar oluşuyor. Dikkatli bir göz bunları rahatlıkla görebilir.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle