GeriKelebek Son çığlığı
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Son çığlığı

Gerçek anlamda hiçbir şeye tutunamadı hayatında eroinden başka... Bağlanamadı... ‘‘Şeytan sevgilim’’ diye adlandırdığı eroinle paylaştı hayatını... Sahip olduğu her şeyi onun için tüketti... Gençliğini, hayallerini, mesleğini, mutluluğunu... O ise hep daha fazlasını istedi ondan... Yetinmedi, en sonunda yaşamını da aldı elinden...

27 yaşındaki Kanat Güner, ölümünden çok kısa bir süre önce, bu kez daha güçlü hissetmiş olmalı onu bekleyen sonu. Bu yüzden bir çığlık gibi seslenmişti ince, tiz sesiyle, sanki vasiyet gibi; ‘‘Ben giderim, gideceğim... Birileri bir şeyler yapsın, bir çözüm bulunsun...’’Başka Kanat'lar olmasın artık...

Kanat için yazacağım ikinci yazının, yeni kitabı için olmasını isterdim. Ama o, (aslında beklenmedik biçimde denilemez, çünkü 18 yaşından beri intihar isteğiyle yaşayan bir eroinmanın 27 yaşında ölmesi ani sayılmayabilir) beni ölümünden sonra yazmanın ağırlığıyla karşı karşıya bıraktı. Ağırlık diyorum, çünkü ölüme karşı konulamayacağının idrakı içinde olsam da insan tanıdığı birinin mutluluk arayışı ile girdiği bataktan kurtulamayıp ölümü karşısında nasıl tepkisiz kalabilir ki? Onunla 22 şubatta tanıştık, 4 nisanda öldü. Tanışıklığımız henüz iki aylık bile değildi. Yaşasaydı bir gazeteci ile eroinman bir yazarın ilişkisi nasıl gelişirdi, hiç bilemiyorum.

‘‘Eroin Güncesi’’ adlı kitabı hakkında Kelebek'te yazdığım ilk yazıyı görmediği halde martın ortasında bir gün arayıp ‘‘Led Zeppelin konserine biletin varsa, birlikte gidelim mi’’ diye arayınca şaşırıp, onun için bilet aradığım günden sonra sesini duymadım. Bilet bulamayınca aramamıştım...

Öldüğünü ise 5 nisan pazar sabahı bir arkadaşımın telefonuyla öğrendim.

Ertesi gün bütün gazetelerde ve televizyonlarda ölüm haberi duyuruldu.

Sonra sessizlik...

Kanat'la yaptığımız görüşmenin kasetini bir kez daha dinlerken henüz yazılamamış, ama bilinmesini isteyeceğini düşündüğüm sözlerini kasette bırakıp, unutulmaya terk etmeye cesaret edemedim.

Kanat'tan geriye kalan yalnız ve korunmasız ses, bir ‘‘şeytan’’ diye tanımladığı eroinle mücadele edilmesini istiyor. Onun gücü bu mücadeleye yetmedi. Gücü olabilenlerin bu mücadeleyi sürdürmesi ya da belki de ölümün ağırlığını hafifletmek için onun sesine bir kez daha kulak verebiliriz. Vermeliyiz de...

20 SAYFALIK ÖMRÜM KALDI

‘‘Her an ölebilirim. Şeytan her an öldürebilir beni. Sanki 20 sayfalık gücüm kaldığını hissediyorum. Kitabımın son 20 sayfasını tamamlayabilmem lazım. Ailem arkamdan çekildiği anda düşeceğim. Ki düşeceğim biliyorum’’ diyordu, ikinci kitabını yazarken. Ölüme bu kadar yakınken yine de yaratma arzusu, ölüme baskın çıkabilir, diye düşünmüştüm bu gelişme için... Ailesi de biraz umutlanmıştı sonunda.

İlk kitabında eroinle geçen hayatını anlatmıştı. İkinci kitabı ise genç bir kadının değişik ortamlarda başından geçen öykülerden oluşacaktı. Ama onu tamamlayamadı... İlk yayıncısına güvenmediğini söylüyor, kitaplarını elden dağıtmanın yollarını arıyordu. ‘‘Kitap yazmakla şov yapmıyorum, insanlar ve özellikle anne ve babalar benden ders alabilsinler istiyorum. Bana bakıp kendinizi benden çok farklı görmeyin istiyorum. Bir gün siz ya da bir yakınınız da benim durumuma düşebilirsiniz. Bir gün size de bulaşabilir. Birilerinin dikkatini çekmeli, kontrol altına alınmalı, bir çözüm bulunmalı, sağlıklı toplum yaratılmalı’’ diyordu bir uyarı olarak.

Kontrol altında tutulamadığı için sayıca korkunç bir patlama yaşayan eroin bağımlılarından yalnızca biriydi Kanat, ama ona göre bir gün siz de olabilirdiniz; ‘‘Geçenlerde bir doktor ‘Neden bu kadar karamsarsın, neden mutsuzsun' diye sordu. ‘‘Bilmiyorum, belki çok fazla Kemalettin Tuğcu okudum. Belki hâlâ onların etkisindeyim. Belki hâlâ kendimi o zavallı çocuklardan biri sanıyorum. Ama olumsuz bakıyorum, kilitlenmiş biçimde bakıyorum hayata. Tabii birileri bir şey yapmazsa da bu böyle sürer. Ben giderim, gideceğim.. Daha çok giden olacak. Onlar da sizin çevrenizden insanlar olacak... Belki de siz olacaksınız. Ben 23-24 yaşında başladım, şimdi 14-15 yaşındaki çocuklar başlıyor. Az bir rakam değiliz. Türkiye'de çok eroinman var. Eskiden Hacıhüsrev'e sığınmış cahil insanlar, şimdi üniversitelere sıçradı, entelektüel çevreye sıçradı, kocaman bir kitle eroin kullanıyor ve eroin kullanırken de kötülüğe kayıyor. Bu parayı çıkartamadığın zaman bir başkasına saldırıyorsun. Parası olan birine söyleyip ‘Yarısını sen al yarısını ben alayım’ diyerek onu da kendine katıyorsun. Yani 2, 4, 16 oluyor. Böylece fırlıyor. Türkiye'de, özellikle İstanbul'da sayının milyonlara ulaşması çok zor değil. Bir de eroin, herkesin sandığı gibi farkedilecek bir şey değil. İlla da eroin alan böyle olmaz. Gayet güzel koşturur, işini yapar, mantığı işler, hatta bazen mantığı daha iyi işler. Ama... Ama giderek ölüyoruz işte...’’

Kanat, bazı ülkelerde devlet kontrolü altında verilen ‘‘methadon’’ adlı ilacın Türkiye'ye girişinin de serbest bırakılması halinde, eroin mafyasına ket vurulabileceğini de söylüyordu; ‘‘Methadon, Türkiye'ye gelirse, adamlar kimseye eroin satamayacak. Çünkü eroinin bütün özelliklerini methadon'da da bulacaklar. Böylece dozlarını azaltacaklar. Yani o kocaman para kaybolacak. Bin kişiden biri bile methadon'la kurtulacaksa kafası çalışan herkes onu Türkiye'ye getirir.’’







Yorumları Göster
Yorumları Gizle