GeriKelebek Sokakta bir iskele gördüğümüzde tırmanmak istiyoruz
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sokakta bir iskele gördüğümüzde tırmanmak istiyoruz

Sokakta bir iskele gördüğümüzde tırmanmak istiyoruz
refid:20584721 ilişkili resim dosyası

Kalemişi, sıva, ahşap, tuval, bazen de taş üstüne yapılan bir süsleme tekniği. Mektepli İpek Atakurt 16 yıldır kalemişi yapıyor. Yedi yıl önce bir cami restorasyonu sırasında hem kendisine hem kalemişine gönül veren Ferman Bingöl ile tanıştı. Şimdi birlikte çalışıyorlar ve ‘Kalemkâr’ adında bir blogları var.

Sanatla zanaat arasında

İPEK ATAKURT

Eyüp Restorasyon Meslek Lisesi’nde okudum. Babam da bir kalem erbabı, gazetecilikten emekli, Hürriyet’te çalıştı yıllarca. O yönlendirdi beni bu bölüme. Tam bana göreymiş gerçekten. Okul bitti, Topkapı Sarayı’nda işe başladım, beş yıl çinide ve kalemişinde çalıştım. Kalemişinde bir alaylı grup var, bir de mektepliler ama okuyanların çoğu sonradan başka yönlere kayıyor. Çünkü bizim yaptığımız kısım ağır, inşaatta, iskelede çalışıyorsunuz, herkes kaldıramıyor.
Bu işi heyecanla yapıyorum ve üstüne bir de para veriyorlar diye düşünürüm yıllardır. Tavan ve duvarlarda da kullanılır kalemişi, sandık, kapaklı Osmanlı aynaları ve komodin gibi taşınabilir materyallerde de. Bu işi yapabilmek için perspektif bilginizin, yeteneğinizin olması gerek. Restorasyonsa orijinaline uygun olacak, değiştirme şansınız yok. Eski ustaların yaptıklarına bakarsanız o bir sanat, bizim yaptığımız, bir şey üzerine koyup tarz yaratma olmadığından sanatla zanaat arasında.

/images/100/0x0/55eb0d25f018fbb8f8a7dcdc

İLK YAPILAN İŞ HEP KUSURSUZDUR

Kalemişinin âşık olduğum yanları çok. Duvarlara dokunurum usta nasıl yapmış diye. Restorasyondan gelmenin en güzel yanı, eski eserde yanlış bulamazsınız. 30 metre yükseklikte bir işleme yapmış usta, kusursuz. Şu an yapılanlar ya da onun üstüne yapılanların çoğu özensiz işler.
Bizim işte önce zemin temizliği yapılır, boya tabakası varsa o kazınır, altta ilk yapılmış orijinal çizimler ortaya çıkarılmaya çalışılır. Raspa denir buna. Orijinal çalışmadan kurtarılabilen kurtarılır, desen korumaya alınır, orijinaline göre boyanır. Sistematik gitmek gerek çünkü olan bir şeyi korumaya çalışıyorsunuz.
Tarihi mekânları turistlerin bile görmediği zamanlarda görüyoruz. Ayasofya’yı gecenin 10’unda da gördüm, kapkaranlıkken. Bu bana göre bir şans. Hiçbir turist Topkapı’da benim girdiğim mekânlara giremez mesela.
Dolaşıma açık olmayan pek çok yerde çalıştık. Sarayda cüceler odası mesela; her şey ufak ufak, kapıları, masaları... ‘Cüceler odası’ diye bir kısım var. Eğilerek girersiniz, her şey minyatürdür, dolaplar ona göre yapılmış, demek ki çalışan cüceler varmış, onlara göre bir daire yapılmış.

KENAN IŞIK’IN VİLLASINA YAPTIK

Bir motifin elle yapılmasıyla duvar kâğıdı olarak yapılması bir değil. Kalemişinin belli kuralları vardır. Her kalemkâr onu farklı yapar, kişilikli bir iştir. Özel mekânlarda daha çok kullanılan bir şey son zamanlarda. Kenan Işık’ın villasında çalıştık, Doğuş Üniversitesi’nin sahibinin Anadoluhisarı’ndaki yalısında çalıştık. Modern mimari, metalik ve cam yapılar; bunun insanları tatmin etmeyeceğini düşünüyorum, eskiye dönüş olacak. Kalemişi yapılmış. Şark köşesi gibi bir odanızı kalemişine ayırabilirsiniz.

Yapıların kendi enerjilerine inanıyoruz

FERMAN BİNGÖL

Düz lise mezunuyum. Resim yapan biriydim. Böyle bir işin varlığından dahi haberdar değildim, bu ortama girmem tamamen tesadüf. 2005 yılıydı, taş temizliği yapmak için Piyalepaşa Camii restorasyonuna başvurmuştum. Bu işleri görünce, kalemişi yapacağım dedim. Resim yaptığım için kısa sürede kavradım, ekibe dahil oldum. İpek’le orada tanıştık. İstanbul’da hemen hemen bütün tarihi yapılarda çalıştım. Bu işin üç katını veririz, gel memur ol, deseler yapamam. İpek’in dediği gibi, bu hastalık gibi bir iş. Sokakta iskele görünce tırmanmak geliyor içimizden. Kalemişiyle zengin olmuş kimse yok. Bu işin yaşayan en büyük ustası Dilaver ustadır, hâlâ çalışıyor. 16 yaşında başlamış bu işe, hayatını vermiş ama çok mütevazı bir hayat sürüyor. Beraber çalıştık, yanlış bir iş için, bir duvarı komple sildirebilir. Alaylıdır ama işin hakkını vermek ister hep.
Osmanlı’ya bir ilgi var son yıllarda. Çünkü geleneksel Türk sanatı kalemişini yaşatabilmenin başka yolu yok. İnsanların, ‘Şu duvarıma da şöyle bir şey yapsam ne güzel olur’ diye düşünebilmeleri lazım. Kalemişi modern bir mekânda dahi uygulansa güzel olabiliyor.  Her şeyin cam, metal görüntüsünde olması sorunlu bir şey.
YENİ YAPILARDA DAHA ÖZGÜRÜZ

Sadece saraylar, yalılar, kasırlar, camiler, kiliselerde çalışmıyoruz, yeni yapılar da var. Tarihi yapılarda var olanı korumaya çalışıyorsunuz ama yeni yapılarda özgürsünüz; renk de desen de size ait. Zengin işi tabii bu. Evlere daha çok duvar resimleri yada illüstrasyonlar isteniyor. Otellerin odalarına, lobilerine, restoranlara istiyorlar. Dubai’de iş yaptık, Irak’tan teklif aldık. Yakın zamanda Mardin’e gideceğiz.
Kalemkârlar böyle uzun süre, bu işe gönül vererek çalıştıklarında mekânla duygusal bir bağ kurar. Belli yapılarda enerji var, mekânın enerjisine inanıyoruz. Galata Mevlevihanesi’nde çalışırken, altında, o zamanki talebelerin, dervişlerin yamaklarının kaldığı bir oda vardı. Biz de orada çalışırken o odaları kullandık, çay içip dinlendik. Öyle bir havaya girdik ki, herkeste bir ney çalma arzusu ortaya çıktı.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle