GeriKelebek Şöhret hastası olmuştum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şöhret hastası olmuştum

Türkiye Emel Sayın'ı el üstünde tutar. Sanat hayatının kırkıncı yılına yaklaşırken, o da kendisine gösterilen ilginin farkında, keyifle konuşuyor: ‘‘Ben ve benim dönemimden olanlar, Türk sanatının en parlak dönemlerini yaşadık. O zaman herşey bambaşkaydı. Bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum.’’ Gazinoların içkisiz de rağbet gördüğü 60'larda sahneyle tanışan Emel Sayın, yalnızca dönemsel olarak değil, kişisel olarak da şanslı. Ne kadar güzel olduğunu duyarak büyüyen kız çocuklarına has özgüvenine, iyi hocalardan aldığı müzik eğitimine ve sahne hakimiyetine bir de şans eklenince, Emel Sayın Türk Müziğinin klasikleri arasında yerini aldı.

Bir kızın güzelliği tarif edilirken ‘‘sarışın, mavi gözlü’’ denir. Yani biz Türkler böyle deriz. Emel Sayın dünyaya mavi gözlerle geldiği için doğduğu günden itibaren ‘‘güzel kız’’dı ve bu onun şansıydı. Ama şanssızlıkları da vardı. Mesela, babası küçük bir memurdu; kasaba kasaba dolaşıyor, en büyüğü Emel olan dört kızını okutmakta zorlanıyordu.

Paranın eksikliğini sevgi ve bağlılığın örtmeye çalıştığı aile, Emel 15 yaşındayken İstanbul'a taşındı. Çünkü anne, kızlarının daha iyi eğitim görmelerini istiyordu: ‘‘Annem bir üniversite bitirmemizi, meslek sahibi olmamızı çok isterdi. Makyaj yapmayın, spor giyinin, medeni olun, okuyun... Bize verdiği öğütler arasında hep bunlar vardı.’’ Sayın Ailesi Çapa'ya yerleşince, Emel de Çapa Lisesi'ne kaydolur. Dikkat çeken güzelliği ile peşine yalnızca çapkın delikanlıları değil, oğluna hayırlı bir kısmet arayan anneleri de takar: ‘‘Kadınlar eve kadar takip ederler, ertesi gün görücüye gelirlerdi.’’

Kendi gibi sesi de güzel olan Emel, işte bu aralarda aklını müziğe takar, üstelik de öyle ‘‘şarkıcılık’’ filan değil opera sanatçılığı düşleri kurar. Aile içinde yaşanan küçük depremler atlatılır ve müzik eğitimine başlar. Okulun yanı sıra Münir Nurettin Selçuk'tan da özel ders alır. Bu arada Hürriyet Haber Ajansı'nın açtığı yarışmada ses kraliçesi seçilir: ‘‘Herkes ıvır zıvır okurken ben çok koyu klasik bir parça okudum, hocam Münir Nurettin Selçuk'tan. Hatta sazlar çalamayınca onları susturdum, çıplak sesle okudum.’’ Yarışmanın jüri üyelerinden biri olan gazino sahibi Necdet Yazar, Emel Sayın'ı çok beğenir ve iş teklif eder: ‘‘Necdet Bey bir yıl boyunca ısrarla evimize gidip geldi. Annem kesinlikle istemiyordu sahneye çıkmamı. Radyoya girip kariyer yapmamdan yanaydı. Bir yıl direndik, ama sonunda teklifi kabul etmek zorunda kaldık.’’

Emel Sayın ve ailesinin sahneye çıkmayı kabul etmesinin en önemli sebebi maddi sorunlardı. 17 yaşından sonra, babasıyla birlikte eve para getiren ikinci kişi Emel Sayın oldu. Ankara'ya taşındılar ve yedi sene orada yaşadılar. Emel Sayın 15-17 yaşlarının, hayatının şekillendiği yıllar olduğunu söylüyor. İlk eşi İsmet Kasapoğlu ile tanışması yine bu yaşlarına rastlıyor.

Ankara'da popüler olan Emel Sayın'ı İstanbul sahnelerine transfer etmeyi başaran kişi ise Egemen Bostancı. Ankara seyircisi karşısında iyi bir sınav veren ve sahnede pişen Emel Sayın, İstanbul Lalezar Gazinosu'nda çıkmaya başladığında, artık stardır. İşleri öyle yoğundur ki, aslında bir mühendis olan kocası İsmet Bey kendi işini bırakıp karısının menajerliğini üstlenir.

DELİ GİBİ ÇALIŞTIM

Emel Sayın'ın bundan sonraki yirmi yılı çok ama çok çalışarak geçer: ‘‘Ankara'da Köşk Gazinosu'nda çıkıyordum, İstanbul'da da film çekiyordum. Sabah uçağı ile hergün İstanbul'a gelip film çekimlerine katılıyordum. Akşam uçağı ile Ankara'ya gidip programımı yapıyor, iki üç saat uyuyup tekrar İstanbul'a geliyordum. Niye böyle deli gibi çalıştığımı hiç bilmiyorum. Ama sanki öyle olması gerekiyormuş gibi geliyordu. Üstelik şikayetçi de değildim, sevilmek aranmak hoşuma gidiyordu. Şöhret hastalığı böyle bir şey. O günlerde kendime zaman ayırmadığım, dostlarımla eğlenip seyahatlere çıkmadığım için hayıflanıyorum şimdi.’’

Bu yoğun tempo Emel Sayın'ın Amerikalı David Bey'le evlenmesine kadar sürdü. Yaklaşık 10 yıl, Amerika-Türkiye arasında rölantide yaşadı. Evlilik resmen değil ama fiilen bitince tekrar eski hayatına, bu kez daha düşük bir tempoda, döndü.

Geçen yıllar Emel Sayın'a kendini paralamamayı öğretmiş. Yine de çok sıkılırsa deşarj olmak için hızlı araba kullanıyor ve şuursuzca alışveriş ediyor.

Orta yaşlılık döneminde güzel bir kadın. Kendini bildi bileli etrafındaki insanlar ona ne kadar güzel olduğunu söylemişler. Gençliğin güzelliğin elden gitmesi onu korkutuyor mu? ‘‘Aslında korkutuyor. Çünkü hep güzel kız diye sevdiler. Zaten kız çocuklarını hep öyle severler. Oysa, ne akıllı, ne güçlü, ne güzel spor yapıyor diye sevseler, o alanları korumaya çalışır insan.’’ Emel Sayın, çocukluğunda duymadığı şeyleri şimdi kendi kendine tekrarlıyor. Spor yapıyor, okuyor, hayatın diğer tatlarını keşfediyor. Yaşlanan, güzel kadınların yapacağı en akıllıca şeyi yapıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle