Sistem kendi ölümünü hazırlıyor

Güncelleme Tarihi:

Sistem kendi ölümünü hazırlıyor
Oluşturulma Tarihi: Eylül 23, 2012 00:00

Tüketim çılgınlığının başını alıp gittiği bir zamanın ikonlarından birisi, sanatçı Theo Vanderblint. Seks ve uyuşturucu partileri, skandal sergi açılışları... Her eseri, daha sergilenmeden milyarca liraya alıcı bulur. Diğer taraftansa, bu tüketim çılgınlığından nefret eden radikal dinciler örgütlenip saldırıya geçer. Theo’nun skandallara imza atan bir ikonluktan adeta bir mesihe evrilişini anlattığı ilk romanı ‘Fena’da yazar Atila Özer, içinde bulunduğumuz tüketim toplumunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Atilla Özer’le Doğan Kitap’tan çıkan romanını İstanbul Modern’de konuştuk...

Haberin Devamı

- Felsefe eğitimi aldınız. Romanda da felsefî kavramları, çağdaş sanatı, yeni dünya düzenini ele alıyorsunuz. Hareket noktanız neydi?
- Romanı yazmaya başlamamda felsefeci olmam değil, benim ve tüm dünyanın tanığı oldukları etkili oldu. 11 Eylül 2001’de yaşananları izlerken derinlemesine düşünmeye başladım. 2005’te Londra’da terör saldırıları oldu. İkisinin sebebi aynı görünse de temelde ciddi farkları vardı. 2001’de dışarıdan gelen saldırı, 2005’te içeriden gelmişti. Saldırganlar İngiltere’de büyümüştü. Bunun sebebi ne olabilirdi... Kendimi onların yerine koyup anlamaya çalıştım. Romanın da kahramanı sanatçı. Ben de onun yaptığı gibi durumun resmini çizmeye ve topluma bir ayna tutmaya çalıştım.
- Nedir peki motivasyon kaynakları?
- Sistem ve tüketim toplumu, insanlara hep mutluluk reçetesi sunuyor. Bunu da sürekli daha gösterişli kampanyalarla pazarlıyor. Herkes bu sistemin içinde, kimse dışarıda tutamıyor kendini. Bir süre sonra, mutlu olmak için tüketmeye çalışan da, en baştan beri dışta kalmaya çabalayan da mutsuz oluyor. Hepimiz en lezzetli şeyleri yiyip içmek, son model otomobillere binmek, en pahalı yerlerde tatile çıkmak istiyoruz, maddiyatçı tarafımız bu. Öteki taraftan da ruhsal bir açlık hissediyoruz. Bu ikilinin çatışması gerilime yol açıyor, hem hayatımızda hem de sistemde. Bu materyalist anlayış ve bunun uzantısı olan cinsel materyalizm de kökten dinci anlayışın güç kazanmasına yeni tarikatlerin doğmasına sebep oluyor.

Haberin Devamı

HEPİMİZ EGOSANTRİK BİREYLERİZ
- İki tarafa da hak veriyor gibisiniz...
- Bir tarafta zevk ve cinsel içgüdüler etrafından ögrütlenmiş bir araya gelmiş bir tüketim toplumu var, diğer taraftaysa bu duruma karşı tavır alan insanlar. Romanımda bu çelişik dünyayı olduğu gibi yansıttım. Ahlak dersi vermeye çalışmadım. Mantıklı bir açıklama getirmeye de... Durumun hassas doğasına indim. Sistem sanki kendi ölümünü hazırlıyor gibi, ben de bunu işledim... Bu sistem devam ettikçe bu savaşlar, çelişkiler, çatışmalar da devam edecek. Başka bir dünya elbette mümkün, ama onun ne olduğunu söyleyemem.
- Theo’nun sanatını dile getirişi ve dışavurumcu karakteriyle Warhol, egosantrik tavrı ile Dali’yi andırıyor adeta...
- Doğru bir tespit. Theo’nun suni, yüzeysel tarafını işlerken Warhol’dan esinlendim. Sistemin bir ikonu olarak ona benzediği gerçek. Tıpkı Warhol gibi eserinden çok para kazanan, bunu bir iş gibi görüp prodüksiyona çeviren bir karakter yarattım. Eserini ve kendisini yüceltirken bir o kadar da eleştiren bir kahraman bu. Ama Dali için bu kadar kesin bir esinlenmeden söz edemem. Herkes biraz egosantriktir, ben de siz de... Bunun için Dali’ye kadar gitmeye gerek yok. Bu açıdan öncelikle kendimden esinlendim. Çünkü tüketim toplumu hepimizi egosantrik insanlar haline getiriyor.
- Theo eserlerine PornArt diyor. PopArt’ın bir türevi diyebileceğimiz kadar, aslında tüketim pornografisinin de bir eleştirisi diyebilir miyiz?
- Aralarında bir paralellik olabilir, ikisinin de kendine has bir dehası var. Bu da yaşadıkları çağın özünü yansıtabilmekten kaynaklanıyor. PopArt, pop kültürün yüceltilmesi olduğu kadar bir eleştirisidir de. Theo’ya dönersek; insanlık her zaman sekse ilgi duymuştur. Ama, 70’lerden bu yana sekse yönelik ilgi artışı olduğunu belirtmemiz gerek. Başta, sinemayla başlayan durum, edebiyat ve diğer sanat dallarıyla yaygınlık kazandı. Şu ansa pornografik popüler kültür unsunları hayatımızın her yanında. Türkiye’de o kadar yaygın olmasa da Batı Avrupa ve Amerika’da, her yerde karşınıza büyük bir pornografik kültür patlaması çıkar. Theo aslında seksi veya pornografiyi eleştirmiyor. Ama öylesine vahşice, aşırı dozda yaşıyor ki bunları, haliyle cinsellik veya pornografinin bir eleştirisi halini alıyor.

Haberin Devamı

ORİJİNAL İSİMDE GİZLİ KELİME OYUNLARI
Kitabın orijinal ismi, Theodyssee. Homeros’un Odysseia’sına gönderme var en başta. Odysseus gibi Theo da bir yolculuk yapıyor. Tek farkı, Theo ruhsal ve içsel bir yolculuğa çıkıyor. Bir diğer kelime oyunu, Fransızca yazılışı Theodiceo. Bu da Leibniz’in aynı adda bir denemesine gönderme. Leibniz metninde, kötülüğün teolojik veya rasyonel bir açıklaması var mı sorularını izah etmeye çabalar. Romana da Theo’nun dünyadaki kötülüğü anlama çabası diyebiliriz...

OKUR KARAR VERECEK
Bütün roman gerçek ve kurgu arasında gidip geliyor. Tıpkı uykudaki hayat gibi. Ne kadar bu dünyanın içindesin ve o an bir rüyadaysan ne kadar başka bir âlemdesin... Başlangıçtaki uyanma sahnesi, sondaki uyanma sahnesine kehanette bulunuyor gibi. Hattâ sondaki uyanma sahnesi başlangıçtakinin bir kalıntısı veya devamı da olabilir. Bunun gerçek bir içsel yolculuk olup olmadığını, hepsinin yaşanmış şeyler olup olmadığını, Theo’nun çıldırması mı, sanrıları veya halüsinasyonları mı, uyuşturucu tribi mi değil mi tüm bunlara okur karar verecek.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!