GeriKelebek 'Sistem Betül gibileri dairenin dışına itiyor'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Sistem Betül gibileri dairenin dışına itiyor'

'Sistem Betül gibileri dairenin dışına itiyor'
refid:25763376-spot ilişkili resim dosyası

‘Daire’nin başrol oyuncularından Nazan Kesal’la rolü ve film üzerine konuştuk.

Daire’ temel olarak bir çıkışsızlık hikâyesi sunuyor gibi. Sen de öyküde bu çıkışsızlığı yaşayan ana karakterlerden birine hayat veriyorsun? Önce canlandırdığın Betül karakterine üzerine görüşlerini alsak…
Betül kendine her zaman yol bulma çabası içinde olmuş cesur bir kadın. Yaşamla ve işiyle arasında çok güçlü bir bağ var ama çocuklarıyla o denli güçlü bir ilişkisi yok aslında. Kocasının ölümüyle yalnız kalmış ve hem anne hem baba rolünü üstlenirken çocuklarıyla arasına mesafe koymuş. Özellikle de kızına karşı. Bu sistem Betül gibileri dairenin dışına itiyor, daha da yalnızlaştırıyor. Yollar, meydan okusa da tıkanıyor.

Filmin bir başka gezindiği sularda ‘Taşra sıkıntısı’ var. Sinemamız son dönem taşraya sıkça uğrar oldu? ‘Daire’de kent kökenli Betül’ü canlandıran Nazan Kesal bu meseleye nasıl bakıyor?
Betül şehirli bir kadın, ait olmadığı bir kasabada yaşam mücadelesi veriyor. Ben kasabada yetişmiş biri olarak iyi bilirim taşra ruhunu. Acımasızdır birbirlerine karşı ve o sıkıntıyı ancak dışardan gelmiş yabancı biri yaşar. Orada yaşayanlar da kasabalılar yani, sıkıntı nedir bilmezler ve birbirlerinin mutsuzluklarıyla beslenirler. Bir yabancı için keşif bittiğinde ölümcül olabilir taşra. Kurtulma umuduyla yaşadığı bir yere dönüşebilir. Betül’ün ruhunda ‘Allah'ın unuttuğu kasaba’dan kurtulmak isteği var ama bir yanıyla da iş bulabildiği yer, doyduğu ve doyurduğu yer olarak var oluyor kasaba da.

Aslında bir önceki soruda şunu vurgulamaya çalışmıştım, Nuri Bilge ya da Semih Kaplanoğlu, taşrayı enikonu ‘Masumiyet’in ifadeleri olarak tasvir etmeye çalıştılar. ‘Vavien’ ise aslında meselenin kentlerden farklı olmadığının, ölçeklerin değiştiğinin altını çizmişti. ‘Daire’, refleks olarak ‘Vavien’e daha yakın duruyor gibi geldi. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Ben taşrayı anlatma biçimi, algısı olarak ‘Vavien’e benzettim. Dışardan gelenlerin gözünden görüyoruz taşrayı ve taşra insanını. Her yerde aynı ama taşrada daha ironik işleyen devlet-vatandaş ilişkisi üzerinden gidiyor ‘Daire’. Sinemamızda farklı bir biçimde tezahür etmesi, çeşitlenmesi güzel çünkü taşra ile olan hesaplaşmamız henüz bitmedi. O hesaplaşma bitene kadar sinema yüzünü tam olarak şehre çeviremeyecek sanki.

“BİR ANNE İÇİN ÇOK ACI”

Betül, yapmak zorunda kaldığı için en acı yüzüyle karşılaşıyor. ‘Evlat acısı’ bu dünyadaki en zor şeylerden biri. ‘Gezi direnişi’ sırasında evlatlarını yitiren anneler hafta içinde adalet sistemimizle yüzleştiler. Çoğumuzun bu davalardan çok da beklentisi yok. Senin bu konuya yaklaşımın nedir?
Betül kızını hastalıktan dolayı kaybediyor, engellenemez bir ölüm kızınki, yine de bir anne için çok acı. ‘Gezi anneleri’ başka türlü bir acı içinde yanıyorlar ve hiç bitmeyecek bir yangın bu. Sebepsiz bir ölüm ve o çocuklar öldürüldü işte. Deniz gibi, Hüseyin, Yusuf gibi ve daha niceleri işte... Bu yangın bitmez, utancı da… Öyle ki davalar bunu gösteriyor.

Bugüne kadar bu toprakların uluslararası çapta da tanınan yönetmenleriyle çalıştın, birçok yurtdışı festivallerine katıldın. Sence dışarıdan sinemamızın hal-i pür melalimiz nasıl görünüyor?
Şanslı bir oyuncuyum, İyi yönetmenlerin iyi filmlerinde oynadım ve festival yolculukları yaşadım. Bol ödüllü filmlerin oyuncusu oldum. Gözlemlerim daha çok oynadığım filmler üzerine. Çok yoğun bir ilgiyle karşılaşmıştık, çok önemli kritikler yazıldı oynadığım filmlerle ilgili. Merak edilen yönetmenler var. Şu anda hâlâ yurtdışında önemli festivallerde yarışacak filmlerimizin olması elbette çok iyi bir durum, şansları açık olsun diyorum.

Peki ya içeriden? Galiba buradaki asıl mesele yaratıcılıktan çok çekilen filmlerin, seyirciye ulaşmakta yaşadığı sorunlar. Bu konudaki görüşlerin nelerdir?
Salon en büyük sorun tabii ki ama üretim anlamında yaratıcılık sorunu da olduğunu düşünüyorum ben. Asıl sorun ağırlıklı olarak senaryo bazında ön plana çıkıyor,

Eklemek istediğin başka şeyler var mı?
Gelinen noktada ‘Bağımsız Sinema’nın çölde bir vaha olduğunu düşünüyorum. Seyirciden de bu filmleri takip ederek salonları seyircisiz bırakmamalarını istiyorum. Acaba çok şey mi istiyorum?..


Yorumları Göster
Yorumları Gizle