GeriKelebek Sinema
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sinema

Ray Charles’ın dramatik yaşam öyküsüdramARayRay Yön: Taylor Hackford Oyn: Jamie Foxx, Regina King, Kerry WashingtonDört yaşında kilisede piyano çalmaya başladı. Beş yaşında, kardeşi George’un çamaşır kazanında boğularak ölmesine tanık oldu ve bu trajik olayın etkisiyle göz tansiyonuna yakalandı. Yedi yaşına geldiğinde tamamen kör oldu. 15 yaşında annesini kaybedince iyice karanlığa gömüldü. 20 yaşında Kuzey Florida barlarında dört dolara piyano çalmaya başladı. 600 dolar biriktirince soluğu Seattle’da aldı. Ahmet Ertegün’ün (Filmde Curtis Armstrong canlandırıyor) yeni kurduğu Atlantic Records’la sözleşme imzaladı ve yıldızı parladı. Bu dönemde esrarla da sıkı bir dostluk kurdu. Gospel (dinsel müzik) müziğiyle o dönem ‘Şeytani müzik’ olarak kabul edilen blues’u harmanladı ve yıl 1956’yı gösterdiğinde çıkardığı I Got A Woman ile soul efsanesini başlattı. Irk ayrımcılığına karşı çıktığı için büyük kulüplerde çalması yasaklandı. Hatta Georgia eyaletinde ömür boyu yasaklı sanatçı ilan edildi. İki resmi evlilik yaşadı ve sevgilileri dahil hayatına giren kadınlardan 12 çocuğu oldu. 10 Haziran 2004’te, 73 yaşında karaciğer rahatsızlığından hayata gözlerini yumduğunda, geride 12 Grammy ödülü, 75 albüm, 12 çocuk, 20 torun, beş torun çocuğu ve soul müzik efsanesini bıraktı. Soul müziğin babası Ray Charles’ın hayatını merak ediyorsanız altı Oscar adaylı ‘Ray’i kaçırmayın deriz. ‘Subay ve Centilmen’, ‘Şeytanın Avukatı’ filmlerinden tanıdığımız Taylor Hackford’un yönetmenliğini üstlendiği filmde, Ray Charles’ı Jamie Foxx oynuyor. Foxx’un bu role tercih edilmesindeki en büyük neden üç yaşından beri piyano çalması ve tıpkı Ray Charles gibi bir dönem Gospel müziği yapan bir grupta yer alması. Jamie Foxx’un, karşısında piyano çaldığı Ray Charles’tan bizzat geçer not aldığını da belirtelim. Jamie Foxx, Johny Deep’le birlikte En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’ın en büyük adayı. Filmin kamera arkası da sağlam isimlerden oluşuyor. Görüntü yönetmenliğini Piyanist ile Oscar’a aday gösterilen Pawel Edelman üstlendi. Kurgu masasında Star Wars ile Oscar kazanan Paul Hirsch yer alıyor. Yedi yaşından beri görmeyen bir insanın kafasındaki en renkli imajların en canlı şekilde perdeye taşınması gerçekten orijinal bir fikir. Filmin diğer artı yönleri ise Ray Charles’ın şarkılarının adeta kronolojik bir sıra içerisinde perdeye yansıması ve efsane müzisyenin Amerikan popüler kültürü içerisindeki yerinin, dönemin toplumsal olaylarına değinilerek anlatılması. Ray Charles’ın hayat hikáyesinin haklarını 1987 yılında satın alan ve uzun bir süre yapımcı bulamayınca filmin büyük bir kısmını kendi çabalarıyla çeken Hackford, eleştirmenlere bakılırsa kariyerinin en iyi filmiyle karşımızda. Zaten En İyi Yönetmen dalında Oscar’a aday gösterilmesi de bu başarının bir kanıtı. ‘Ray’, haftanın en iyisi.Amerikan politikasının kirli yüzüDRAMAGÜMÜŞ ŞEHİRSilver City Yön: John Sayles Oyn: Chris Cooper, Richard Dreyfuss, Cajardo Lindsey...Bağımsız Amerikan Sineması’nın en önemli isimlerinden John Sayles’in hem senaryosunu yazdığı hem de yönetmenliğini üstlendiği Gümüş Şehir, Amerikan siyasetinin perde arkasında yaşananları ele alan politik bir hiciv. Colorado Senatörü Jude Pilager’ın (Michael Murphy) oğlu Dicky Pilager (Chris Cooper) valilik seçimleri için büyük bir kampanya yürütmektedir. Çevreci bir reklam filminin çekimlerinde ortaya çıkan ceset, Dicky Pilager’ı zor durumda bırakır. Olayı araştıran dedektif Danny O’Brien, cesedin Pilager Ailesi’nin düşmanlarından birine ait olduğuna dair bilgiler elde eder. Dicky bir an önce adını temize çıkartmak zorundadır. Dicky’nin kampanya yöneticisi Chuck Raven, bir gazeteciye rüşvet vererek parti liderini aklama operasyonuna başlar. Araştırmalarına devam eden Danny, büyük bir siyasi skandalın ipuçlarını elde eder. Oy satan lobiciler, kirli ilişkilere bulaşmış medya, yaptıkları çevre katliamını siyasi partilere verdikleri maddi desteklerle örtbas etmeye çalışan büyük şirketler vs... Gümüş Şehir, Amerika’nın politik arenasında yaşanan büyük yozlaşmayı perdeye taşıyor. En dikkat çekici yönü ise baş karakterinin ABD Başkanı Bush’la büyük benzerliklere sahip olması. Örneğin Dicky Pilager da büyük skandalların yaşandığı bir dönemde balık tutmayı seviyor ya da konuşmaları anlamsız birer kaotik bilmeceye dönüşüyor. Hem gişede hem de festivallerde fazla bir başarı elde edemeyen Gümüş Şehir’in Oscar adaylı filmlerin arasında pek şansı yok gibi.Sıradışı bir boks filmi kan yok, gözyaşı bolMilyonluk bebekMillion Dollar Baby Yön: Clint Eastwood Oyn: Clint Eastwood, Hilary Swank, Morgan Freeman 74 yaşındaki Clint Eastwood’un oyuncu olarak 57., yönetmen olarak da 25. filmi Milyonluk Bebek, haftanın ikinci Oscar adayı filmi. En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu başta olmak üzere yedi dalda Oscar’a aday gösterilen Milyonluk Bebek’in senaryosunu Paul Haggis, boks ringlerinde doktorluk yapan F. X. Toole’un Rope Burns adlı kitabındaki bir hikáyeden yola çıkarak kaleme almış. Milyonluk Bebek, Clint Eastwood’un kendi deyimiyle ‘Günahlarından arınmaya çalışan bir adam’la, yitik yaşamını boks ringlerinde düzlüğe çıkarmaya çalışan genç bir kızın çakışan yaşamlarını konu alıyor. Frankie Dunn (Clint Eastwood) başarılı boksörler yetiştirmiş, ama bir öğrencisinin ringde gözünü kaybetmesinden sonra suçluluk duygusuyla yaşayan yaşlı bir boks antrenörüdür. Frankie’nin bu trajik olaydan sonra, öğrencilerine önce hayatta kalmayı öğretmesi, birçok yetenekli sporcunun elinden kaçmasına neden olmuştur. Tek dostu ise, tek gözünü kaybettiği için boksa veda eden Scrap’tır (Morgan Freeman). Frankie kızıyla da büyük sorunlar yaşamaktadır. Bir gün karşısına 30 yaşında Maggie Fitzgerald adlı bir kadın (Hilary Swank) çıkar. Frankie’ye göre Maggie’nin 30 yaşında boksa başlaması intihar etmekten farksız bir eylemdir... Gişede pek başarılı olamasa da eleştirmenlere göre Milyonluk Bebek, Clint Eastwood’un yönetmenlik kariyerindeki en iyi film. Erkekler Ağlamaz’la En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar kazanan Hilary Swank, bu filmle ikinci kez aynı ödüle aday gösterilmeyi başardı. Genelde oyuncularla ilgili şu kadar ay antrenman yaptığı gibilerinden abartılı bilgiler verilir, fakat Swank ciddi ciddi boks eğitimi almış. Kızgın Boğa’da Robert De Niro gibi 20 kilo almasa da dört ay boyunca haftanın altı günü dört saat boks ve ağırlık eğitiminden geçmiş. Filmin sanat yönetmenliğini Henry Bumstead üstlenmiş. Sıkı durun, Bumstead’ın yaşı 89. Filmin ilk bölümündeki yüksek tempo, ikinci bölümde yerini mendil ıslatan dramatik sahnelere bırakıyor. Final bölümü ise tartışmalara açık. Kısacası karşımızda kan gövdeyi götüren bir boks filmi yok.