GeriKelebek Simav’ın çığlığını duyan yok
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Simav’ın çığlığını duyan yok

Simav’ın çığlığını duyan yok
refid:18483305 ilişkili resim dosyası

19 Mayıs’ta, Simav’da 5.9 büyüklüğünde bir deprem oldu. Geride bıraktığı hayatlar acımasızca sarsılmaya devam ediyor. Ama gündemde kendine yer bulamıyor. 17 Ağustos Körfez Depremi’nin 12’nci yıldönümünden birkaç gün önce birilerinin Simav’daki depremzdelerin çığlığını duyması umuduyla...

Simav’a gelirken öfkeli yüzlerle karşılaşacağımızı düşünmüştük. Oysa gördüğümüz, tarifi güç bir ruh haliydi. Alim Ateş, Türk Telekom emeklisi. Simavlının sözcüsü gibi konuşuyor. Her gelene beyhude olduğunu bile bile bugüne kadar yaşananları anlatıyor:
“Kış bitince zorluklar biraz hafifler sanıyorduk. Soğuk hava bir dertti, şimdi sıcak ayrı bir dert. Yaşlısı da genci de dayanamıyor. Görüyorsun, birkaç ağaç gölgesi var sığınacak. Bu kadar insana hangi biri yeter? Gece çadıra girsen nefes alamazsın. Dışarıda yatarsın, sabaha kadar sivrisineklerle boğuşur, toz toprak olursun. Başımıza geldi, n’apalım, diyorduk. Ama devlet depremi öğrendi, bizi çaresiz bırakmaz, diyorduk. Çabuk unutulduk. Hadi ben emekliyim, üç kuruş maaşım var. Peki günlük siftahıyla yaşayan esnaf ne yapsın? Tek ziyaretçileri alacaklılar.”
Bu hızlı unutuluşun şaşkınlığı aslında çadırkentteki herkesin yüzüne yansımış. Beklentisi kalmamış insanlar toprağa serilmiş şiltelerin üzerinde sizi izliyor. Yine de her gördükleri yabancıya, seslerini duyurmaya aracı olur umuduyla yaklaşıyorlar. Yaşlı amcalar, teyzeler, “Dönünce derdimizi anlat evlat” diye ellerimize sarılyor. Utanıyoruz.
Bir başka yaşlı amca sık sık öksürükle kesilen kısık sesiyle anlatıyor: “Burada bin kişiye bir tuvalet düşüyor, baş edilir gibi değil. Zaten temiz çamaşırı, giysiyi unuttuk. Banyo için bizi belediye otobüsleriyle kaplıcaya taşıyorlar ama yaşlılar için bu da zor. Kış, yaşlıları kötü vurdu, hepsi halsiz düştü. Tuvalete zor gidiyorlar. Çocuklar kendilerini koruyamıyor. Doğru dürüst beslenemiyorlar zaten. Hepsinin rengi soldu. Eskisi gibi oyun oynayıp koşturamıyorlar. Halleri yok. Çadırlarda bütün gün yatıyorlar. Buradan hasta çıkacak hepsi.”

KİMSENİN UMURUNDA DEĞİLİZ KEŞKE DEPREMDE ÖLSEYDİK

Nimet Teyze’nin çadırına doğru yürüyoruz. Bir çeşmenin önündeki yalakta kirli bulaşıklar duruyor. Çocuklardan biri rengi kara sarıya dönmüş suyla oynuyor.
“Bugün çeşmenin suyu çok zayıf akıyor. Kusura bakmayın bulaşıkları yıkayamadık...” Nimet Teyze’ye cevap vermek istiyorum da ne denir? Bilemiyorum. Çadırın önündeki naylon örtüden içeri başımı uzatıyorum. Toprak zemine atılmış yataklarda iki çocuk derin bir uykuda. Çadırın içinden yüzüme doğru çarpan boğucu hava nefesimi kesiyor. Dayanılır gibi değil.
Nimet Teyze öğretmen emeklisi. “Kızımın eviydi” diyor. “Daha borcu vardı evin. Emekli ikramiyemi vermiştim. Çabuk ödeyelim diye dersanede çalıştım. Boşa gitti hepsi. Kiraya gidemeyiz, gelen bütün para banka borcuna gidiyor. Ev az, onların da kirası ödenecek gibi değil. 300 liralık evler 800 oldu. Bir de ev sahipleri depremzede olduğumuzu öğrenince yıllık kirayı peşin istiyor.”
Çocuklardan birinin ağlaması duyuluyor. Nimet Teyze içeri girdiğinde sözü donuk bakışlı kadınlardan biri alıyor: “Bu çadırlarda daha ne kadar yaşayabiliriz diye düşünürken bunu da kaybedeceğiz. Çadırları, gidin başka yerde kurun diyorlar. Buraya panayır kuracaklarmış. Görüntüyü bozuyoruz. Gözden uzak bir yere çekip gitmemizi istiyorlar.”
Çadırın önü giderek kalabalıklaşırken, öfkeli sesler konuşmaya içimizi acıtan hıçkırıklarla devam ediyor. “Burda can kaybı olmadı diye seviniyorduk ama galiba ilgi çekmek için can kaybı olması gerekiyormuş. Aslında buradaki çoğu kişi kısa sürede canını kaybedecek ama kimsenin umrunda olmayacak. Keşke depremde ölseydik!” Yaşlı amcalardan biri giriyor araya: “Öyle deme kızım, Allah büyük. Elbette bunun da bir çaresini bulunur.”

BİR TELEVİZYONU BİLE ÇOK GÖRDÜLER BİZE

Nimet Teyze çadırdan telaşla çıkıyor: “Emre çok ateşlenmiş. İçerisi çok sıcak, bir şilte atalım da dışarıda yatsın, hava alsın.” Kızlardan biri: “Bir bez ıslatıp getireyim, rahatlatır çocuğu” diyerek çeşmeye doğru koşuyor.
Alim Amca yorgun adımlarla yanımıza gelerek, “Hanımlar dertli değil mi?” diyor. “Canları çok sıkılıyor. Bir ara bir televizyon getirmişlerdi. Habercilere poz verdiler sonra onu da aldılar. İşi olanlar ilk günlerde belediyenin servisleriyle gidip geliyordu, sonra o servisleri de kaldırdılar. Çoğu kişi gidemediği için işinden çıkarıldı. Allah beterinden korusun diyoruz ama ne çare. Kış gelecek yine. TOKİ kışa evlerinizi yetiştiririz demişti ama daha hiçbir şeye başlanmadı. Nasıl olacak bilmem ki!”

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle