GeriSeyahat Gurmelere layık köylü pazarı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Gurmelere layık köylü pazarı

Gurmelere layık köylü pazarı

Sığacık’ta Kaleiçi’nin tablo gibi sokakları her pazar köylü kadınların mutfaklarında hazırladığı yiyeceklerle donatılıyor. Kimileri yaban otlarıyla doldurdukları gözlemelerini, kabak çiçeği dolmalarını ayaküstü pişirip, sıcak ikram ediyor. Çayırlardan toplanmış nergis, anemon çiçekleri, taze kekik ve yemeklik yaban otları tezgâhları renklendiriyor.

Martın ilk pazarında Sığacık’taydım. Sakin Şehir akımının Türkiye’deki öncüsü Seferihisar’dan geliyordum. Önceki gün, ilçe merkezindeki Tohum Takas Şenliği’ni izlemiş, şiddetli yağmura rağmen etkinliklere gösterilen ilgiye hayran kalmıştım. Şaşırtıcı simalarla tanışmıştım. Örneğin Yerel Tohum Derneği gönüllüsü Mehmet Bal, hevesle yetiştirdiği kuşkonmaz tohumlarını paylaşmak için tam 270 kilometre yol tepmiş, Muğla’dan gelmişti. Elindekiler tükenince, önünde sıraya girenlere boşalmış bez torbasını gösterip “800 mini poşet hazırlamıştım, hepsini dağıttım” diyordu. Kendisi de uzun süredir aradığı ıspanak ve darıyı bulmuştu, gözlerinin içi gülüyordu tohum paketlerini gösterirken...

ARADIĞIMI BULDUM

Gurmelere layık köylü pazarı


Şenlik sonrasında, Seferihisar merkezindeki kısa gezintim hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştı. Geleneksel mimarinin izlerini aramış, bulamamıştım. İlçenin beş kilometre ilerideki sahili Sığacık’a atmıştım kendimi. Bu nedenle olsa gerek Kaleiçi’ne girerken müthiş bir mutluluk kapladı içimi. Aradıklarımın hepsi ilk bakışta gözüme çarpmıştı: Parke taş kaplı sokaklar, tek ya da iki katlı taş evler, duvarlara iliştirilmiş zarif sokak lambaları, ahşap rengi kapılar, kepenkler, pencereler... Sahici bir balıkçı köyü görünümü, iyi uygulanmış bir cephe düzenleme projesi... Ne tabela kirliliğinden eser vardı ne de yapıları kremalı pastaya dönüştüren renklendirmeden... Pencerelerin ardından göz göze geldiğimiz nineler “hoş geldiniz evladım” diyordu. Sokakta karşılaştığım Sığacıklılar sohbete açıktı...

BUNDAN İYİSİ, CAN SAĞLIĞI...

Gurmelere layık köylü pazarı


İlk turumu kahvaltı öncesi, saat 08.00 civarında attım. Zaten hepi topu iki futbol sahası kadar alandı Kaleiçi. Kimi kadınlar ellerinde torbalarla pazardaki yerlerine koşturuyor, erkenciler tezgâhtaki börek, baklava tepsilerini streç filmlerle kaplıyordu. Beni en etkileyen esnaf Fatma Kalaycı’yla da ilk turumda tanıştım. Şefkatli emekli öğretmen dikkatimi çekti. Dizinin yanındaki küçük tüpte muska gibi sardığı labada dolmasını pişirecekti. Kibrit arıyordu tüp için. Sohbete başladık. “Haklısınız, herkes beni öğretmene benzetiyor” dedi gülerek: “Köylüyüm. Ulamış’ta yaşıyorum, iki torunum var. Beş yıldır salı Seferihisar, pazar Sığacık’ta tezgâh açıyorum.” Tezgâhında neler yoktu ki? Enginar, yaprak, kabakçiçeği dolmaları, ısırganlı, ıspanaklı, patatesli, patlıcanlı börekler, mercimekköftesi... Saydım, kış günü 10 çeşit ürün getirmişti. Önüne turpotu, ısırgan, kuzukulağı demetleri yerleştirmişti. Tüm ürünler temiz, hijyenik kaplardaydı. Eşinin bahçeden topladıklarını pişirip, pazarda satıyordu. Ondan öğrendim pazarın en ünlü sokağında olduğumu: Camiyi kaleye bağlayan 131. Sokak... “Belgeselimizi çektiler” dedi gururla. Tezgâhına kavanozlarını yerleştiren Seferihisarlı reçelci komşusu Hidayet Dalkara girdi lafa: “O kadar çok TV programı çekildi ki, hiç izlemediniz mi? Mesela ben ‘35 Çeşit Reçelci’ adıyla ünlü oldum. Şimdi 40’ın üstünde türde reçel yapıyorum, tezgâhımdaki tabelayı değiştiremiyorum...”

Güneşte rengârenk parlayan kavanozlara göz attım. Bergamut aldım. Hepsi 7 TL, o hammaddesi Antalya’dan geldiği için 10 TL’ydi. Fatma Hanım’dan ise yol arkadaşlarımla yapacağım kahvaltı için alışveriş yaptım. Kilosu 16 TL’ye ısırganlı, karışık otlubörek, 20 TL’ye yaprakdolması. Fiyatlar aşağı yukarı tüm tezgâhlarda aynıydı...

FIRSATÇILARDAN ŞİKÂYETÇİLER

Gurmelere layık köylü pazarı


Arkamdan gelen adaçayı kokusuna döndüğümde İsmail Engin’in müthiş tezgâhıyla karşılaştım. “Ben hep dağlarda gezer, bunları toplarım” dedi. Neler yoktu ki? En önde güzelim mor anemonlar. Demetleri 1-2 TL’ye iki çeşit taze dağkekiği, adaçayları... Semaverinde kaynattığı kış çayından ikram etti. Hibiscus, adaçayı, hatmi karışımını bardağı 1 TL’ye satıyordu. Canı sıkkın bir ifadeyle “İnsanlarımız açgözlü” dedi. Pazarcılardan şikâyetçiydi. Minibüs dolusu baklava getiren, küçük satıcıyı pazardan uzaklaştırmaya çalışan fırsatçılar aslında herkesi rahatsız ediyordu...
Caminin önünden geçerken Sığacıklı Hakkı Bey’in tezgâhında mis gibi kokan küçük nergisleri görünce dayanamadım. Kahvaltı soframıza koymak üzere üç demet aldım. “İki kilometre ötedeki çayırdan topluyorum, tazedir” diye güvence verdi ve 3 TL’yi alınca teşekkür etti... Epey zamandır teşekkür eden esnafla karşılaşmamıştım...

Gurmelere layık köylü pazarı


Son durağım Kale’deki sebze pazarıydı. Yeni Orhanlı’dan Hasan Andaç’la sohbet ederken, köylerinde iki gün önce ilk kez şevketibostan festivali düzenlendiğini öğrendim. Gelecek yıl gitmek üzere, not aldım. Yaklaşan yağmur bulutları güneşi kapatmadan panoramik fotoğraf çekmek için kalenin duvarına tırmandım. Ve karşıma güzelim Sığacık Körfezi manzarası çıktı. 1521’de, Rodos Seferi öncesinde, Piri Reis’in önerisiyle, Kanuni yaptırmıştı kaleyi. Savaşta üs olarak kullanılmak üzere. Duvarların büyük bölümü hâlâ ayaktaydı.

Kale girişindeki Mandalin Pansiyon’un kafesinde, mis gibi reçeller eşliğinde böreklerimizle kahvaltı yapıp ikinci tur için pazara çıktığımda yağmur atıştırıyordu. Yine de sokaklar kalabalıklaşmıştı. Caminin karşı köşesinde, bahçe içindeki güzel kubbeli taş binaya girdim. Butiğe dönüştürülmüştü. Bahçesinde ise bir ressam tablolar boyuyor, bitenleri yazlık tekstil ürünleriyle duvarlarda sergiliyordu. Kapıdan çıkarken yabani fulya, taze kekik satan Çiçekçi Osman’a ilişti gözüm. Bozuğu olmayanlara ücretsiz veriyordu çiçeklerini. “Üç evim var, para kazanmasam da olur” diyordu...

Bir tezgâhta lorlu baklava tadıp, 127’nci Sokak boyunca yürüdüm. Penceresine dizdiği turşu kavanozlarının ardından sokağı seyreden 75 yaşındaki Sığacıklı Gülnigâr Efeer’le selamlaştım, uzun bir sohbete koyulduk. Oğullarından ayrılmış, kiraladığı evde yalnız yaşıyordu. Kapısının önündeki tezgâhını işaret edip “Kurabiyem çok güzeldir oğlum. Bir tane ye, ağzın tatlansın” dedi...

MÜZİKLİ, ÇİÇEKLİ

Gurmelere layık köylü pazarı


Devlet hastanesinde hastabakıcı olarak çalışan Nazan Tarım ise gelin, görümce ve kızından beş kişilik ekip oluşturmuş, sokaktaki tezgâhta sergilediği börekleri, dolmaları, taze gözlemeleri bahçesinde açtığı kafede servis ediyordu. 14 çeşit börek, dolma saydım tepsilerinde. Mercimek köftelerini elde şekillendirirken, bir yandan da “Yılda 1.200 TL vergi veriyorum” diyordu gururla.
Kaleiçi’nin kuyulu çarşısını, en fotojenik kafesi Ada Deniz’i fotoğraflayıp çıkışa yöneldim. Tam kapının yanında pazarın tek otoritesi, zabıta Erman Gökaslan oturmuştu. Ayaküstü sohbet ettik. Ev sahiplerine öncelik tanıdıklarını, kadınların dışında dışarıdan esnaf almadıklarını, tezgâhlardan ücret talep etmediklerini anlattı. Esnafın fotoğraflı kimlik kartı taşıması zorunluydu. Girişe yakın denizkabuğundan kutuları gösterip “Çin işlerine neden izin veriyorsunuz” diye sordum. Çok alındı Gökaslan bu soruya. Beni götürüp emekli öğretmen Mehmet Turnalı’yla tanıştırdı. Kapısının önünde, geliniyle sattığı kutuları kendisinin yaptığını anlattı Turnalı: “Herkes börek satmaya başladı, ben de İzmir’den aldığım tropik deniz kabuklarıyla kutu yapıyorum artık...”

Yağmur hızlanmıştı. Kaleiçi’nin yıkılmak üzere olan kemerli Kaleiçi giriş kapısından müzik sesi duydum. Üniversiteli Uğur Can, gitarla Özdemir Erdoğan şarkıları çalıyor, yoldan geçen üç kadın vokal yapıyordu. Karşısındaki köşede ise balıkçı Halim, sera nergisi satıyordu. Kemerden geçerken aklıma şu soru takıldı: Müşterilerini böylesine güzel bir tarihi kapıda, mis kokulu nergisler ve gitar eşliğinde şarkılarla karşılayan başka bir köy pazarı var mıdır acaba?

False