GeriKelebek Sazımı elime aldığımda bütün dünyayla yekvücut olurum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sazımı elime aldığımda bütün dünyayla yekvücut olurum

Ali Ekber Çiçek tam 35 yıldır Türkiye’nin dinlediği bir ses. Hem sesiyle hem sazıyla Türk halk müziğinin yaşayan efsanesi. ‘Haydar Haydar’, ‘Gönül gel seninle muhabbet edelim’, ‘Böyle ikrar ile böyle yol yolunan’, ‘Derdim çoktur hangisine yanayım’ gibi yüzlerce türküyü hayatımıza kazandırdı.

Sevgiden, acıdan, ayrılıktan, zulümden, yoksulluktan, gamdan ve kederden süzülerek çıktı eserleri ortaya. Bugünlerde Anadolu Müzik, 70 yaşının şerefine Ali Ekber Çiçek’in iki albümünü çıkardı. Şirket, tüm eserlerini kapsayan toplam 16 albüm çıkaracak. Genç kuşağın parlayan halk müziği sanatçısı Cengiz Özkan’ın da katkıda bulunduğu ‘Bir Nefes’ adlı albümde bir de Ali Ekber Çiçek belgeseli yer alıyor. Çevresindekilerin deyişiyle ‘Ali Baba’yla oturduk, geçmişten bugüne uzun ince bir yolculuk yaptık.

İlk saz çalışınızı hatırlıyor musunuz?

-Neden hatırlamayayım ki, ben adam değil miyim? İlk sazı elime bir cemde teslim ettiler. Beş yaşındaydım. Dedeler, hemen anladılar; bu eli perdelere tam ulaşamayan çocukta bir şeyler olduğunu. O zamanın ünlü pirlerinden Potik İsmail ve Eyüp Dede bana çok yardımcı oldular, usulleri öğrettiler.

Daha 12 yaşındayken yolunuz gurbete düştü, başınıza ne haller geldi?

-İstanbul’a geldim. Akrabalarım vardı ama önce onları bulamadım. Bir iş hanına sığınıp çalışmaya koyuldum. Mevsimlerden yazdı, bir kerevetin üstünde sabahlıyordum. Her gece Allah’a ‘Bu gece üstüme yorgan örtecek misin?’ diye sorardım. Sonra halamı buldum. Hala kızı Saime Senan, Türk sanat müziğinin meşhur seslerindendi.

Çiftesaraylar Gazinosu’na Saime Hanım mı götürdü sizi?

-Hayır halam götürdü ama önce halkevine gittim. Orada Necati Başaran Korosu’nda saz çalmaya koyuldum. Çiftesaraylar’a daha sonra gittim. Müzeyyen Senar ve Hamiyet Yüceses de orada çalışırdı. Halam bir gün beni Ankara’ya götürdü. Orada Muzaffer Sarısözen’le tanıştık.

Ne dedi Muzaffer Hoca sizi dinleyince?

-’Tamam, işte aradığım bu’ dedi. O zamanlar Yurttan Sesler Korosu her cuma Muzaffer Sarısözen yönetiminde radyoda program yapardı. İlk söylediğim ‘Benden selam söyle o güzel şaha’ isimli bir deyişti.

1949’a kadar TRT’de Alevi deyişlerinin çalınması yasaktı. Deyişleri ilk kez radyoya sokan siz oldunuz. Bu nasıl oldu?

-Evet. Sarısözen uzun zamandır Alevi deyişlerini radyoda çalmak için bir yol arıyormuş. Hatta o dönemde, Hacı Taşan çok ünlüydü. Sarısözen’e demiş ki: ‘Ben de Aleviyim. Bu deyişleri bana niye okutmuyorsun?’ Sarısözen, ‘İşte sorun da burada. Senin Alevi olduğun biliniyor. Bu çocuk da Alevi ama henüz 12 yaşında. Sana söyletsem ‘Alevi-Sunni ayrımı yapıyorsun’ diyecekler. Ama Ali Ekber için onlara ‘Bakın ben 38 yaşındaki Hacı Taşan’a bozlak okutuyorum. Ama bu çocuk köyünde ne duyduysa onu öğrenmiş. Biz de onu çaldırıyoruz’ diyeceğim.’ Bence Sarısözen, halk müziğinin Atatürk’üdür.

Sizin eserlerinizi Türkiye’de her kesimden insan severek dinliyor.

-Çünkü ben insan ayırımı yapmam. Sazımı aldığımda 7 milyar insanla yekvücut olurum. 30 yıl önceydi. Eyüp Camii’nin imamının benimle tanışmak istediğini söylediler. Baktım ki ümran görmüş, cehaleti yenmiş, olmuş bir adam, sevdim onu. Beni evine çağırdı. Karısının, kızlarının başı kapalı. O ulu imam bir rakı koydu sofraya. ‘Bu senin için Ali Baba’ dedi. Ben yedim, içtim, söyledim. Ben rakıyla demlendim, onlar türküyle.

Ali Baba, hiç sansürle karşılaştın mı?

-Ah be can dostum; bu memlekette yaşayıp da o canavarla karşılaşmamak mümkün mü? Sanıyorum 1969 senesi. Süleyman Demirel başbakan. Ben o sıralarda sevilen bir türkü var onu okuyorum: ‘Hüseyin’im yeşil giyer eynine / Hiçbir hile getirmezdi göynüne / Kurdu kuşu lütfeylemiş kendine / Mülke de Süleyman ne güzel uymuş...’ Başbakan yardımcısı radyoyu arayıp ‘Süleyman’la ilgili kısmı çıkarın türküden’ demiş. ‘Demirel ne zaman padişah oldu’ dedim ve türküden bir kelime bile çıkarılırsa çekip gideceğimi söyledim. Çıkarmadılar. Daha sonra öğrendim ki Demirel her sabah benim türkülerimi dinleyerek başlarmış güne. Bana da, her bayramda kart atardı. Bir de 12 Mart döneminde bir türkümden Ali’yi çıkarmak istediler. O türkü de şöyle: ‘Ali’nin sırrına ereyim dersen / Bir mürşid-i kamil bulanlar gelsin / Gönül Kabe olmuş hem beytullahtır / Ol bahr-i ummana dalanlar gelsin...’ Söylesenize Allah aşkına bu türküden Ali’yi çıkarırsanız geriye ne kalır...

Neyzen Tevfik rakının sulusunu severdi, insanın değil

Neyzen, sadece ney üflemez çok güzel bağlama da çalardı. Ama teklifle sazı eline alan bir adam değildi. Atatürk’e bile çalmamış. İnsanın demi gelmezse sazın da demi iyi olmaz derdi. Bir akşam Beşiktaş’ta meyhaneye gittik. Uzak masalardan birinde bir başçavuş, iki polis oturmuş. O kadar gürültülü konuşuyorlardı ki sesi bizim masada bile çınlıyordu. Kalktı yerinden Neyzen Baba, gitti o masaya oturdu. Adamlar ona da rakı koydular. Garsonu çağırıp rakısına su ekletti. Bir süre sonra o masadaki sesler alçaldı. Yanımıza geldi. ‘Siz de rakıyı sulu için. Ben rakının sulusunu severim, insanın değil’ dedi. Aslında Neyzen sulu değil kuru içecekleri tercih ederdi. Herkes bu ayrıcalığını bilirdi. Devlet de yalnız ona serbest bırakmıştı...

BABASINI KÜÇÜK BİR ÇOCUKKEN ERZİNCAN DEPREMİNDE KAYBETTİ

Çevresindekiler ona Ali Baba diyor. 1935’te Erzincan Ulular Köyü’nde doğdu. Babası Ali Bey’i 1939 Erzincan depreminde kaybetti. Sazı katıldığı cemlerde öğrendi. 12 yaşında İstanbul’a gelip amelelik yaptı ama sazı elinden hiç bırakmadı. TRT’de Alevi semahlarını, deyişleri ilk seslendiren sanatçı oldu. Halen TRT repertuvarında 54 arşiv kaseti mevcut.

Yorumları Göster
Yorumları Gizle