GeriKelebek Satıyorum satıyoruum saaattım
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Satıyorum satıyoruum saaattım

Pakize SUDA

Son günlerde basında bir kıpırdanmadır gidiyor. Sahip değiştiren gazeteler, televizyon kanalları, önümüzdeki günlerde tanışacağımız yeni gazeteler ve bunların arasındaki transferler. Gün geçmiyor ki yeni bir haber duymayalım.

Gazetelerin el değiştirmesi neyse de köşe yazarlarının gazete değiştirmesine bir türlü alışamıyorum. Senelerce aynı gazetenin aynı sayfasının aynı köşesinde aynı logo altında okumaya alıştığım bir yazar başka bir gazetede yazmaya başlayınca bir müddet yepyeni birini okur gibi oluyorum. Sanki üslubu bile değişmiş gibi geliyor. Aslında değiştiği filan yok tabii. Benimki saçma sapan garip bir durum.

Benim buna benzer başka garipliklerim de var. Mesela yıllardır girip çıktığım banka şubesinde, daima banko arkasında görmeye alıştığım birini sokakta görünce tanıyamıyorum. Selamlaşıyoruz, hal hatır soruyoruz birbirimize, ben bu arada ‘‘Bu kimdi?’’ diye düşünüyorum. Görür görmez tanıyabilmem için illa önünde banko olacak.

Gördüklerimi unutmuyorum

Beni dinlemeye gelen birini, daha önce de gelmişse mutlaka hatırlıyorum. Yaklaşık ne kadar süre önce geldiğini, hangi masada oturduğunu, hatta bazen kaç kişilik grupla geldiğini bile hatırlıyorum. Sonra başka bir yerde karşılaşıyoruz. Tabii ben, önünde beyaz örtülü masa, üzerinde dizi dizi mezeler, fonda keman taksimi olmadığı için tanıyamıyorum. Bazen ‘‘Beni tanımazlıktan geldi’’ diye günahımı alanlar oluyor. Vallahi öyle bir şey yok. Hem kabahat sizde, benim karşıma ilk hangi mekanda çıktıysanız, hep aynı yerde çıkacaksınız. Ne o öyle çat orda, çat kapı arkasında.

Nereden nereye geldik. Köşe yazarlarından bahsediyorduk. Sevgili köşe yazarları, oradan oraya gezmeyin kuzum, oturun oturduğunuz yerde. Gerçi haklısınız, memlekete hep aynı yerden bakmanın kimseye faydası yok, değişik köşelerden bakmak lazım olaylara. (Bakarsınız bana da transfer teklifi gelir, yol yapıyorum.)

Yeri gelmişken kanaldan kanala gezen haber spikerlerine de seslenmek istiyorum. Bakın; bir gün önce kaşınızın birini kaldırıp ‘‘Haber falanca kanaldan alınır’’ derken, ertesi

gün başka bir kanalda öteki kaşınızı kaldırıp da ‘‘En doğru haber filanca kanalda’’ demeniz hiç inandırıcı olmuyor.

Gelelim gazetelerin satılması işine. Bakın, burada bir özeleştiri yapmak istiyorum. Bütün kabahat biz çalışanlarda. Patronları öyle canlarından bezdiriyoruz ki ‘‘Lanet olsun, satayım şunları kurtulayım’’ diyorlar. Evde iki

çocukla baş edemiyorsunuz, düşünsenize yüzlerce insan. Kimi köşesinden öteki köşedeki arkadaşıyla atışır, kimi hükümete, mafyaya sataşır, insanın başını belaya sokar. Patron da ne yapsın ‘‘Al hayrını gör’’ deyip satmakta buluyor çareyi.

Satış pazarlığı

Alan ne düşünüyor bilmiyorum? Çoğu basın dünyasını pek tanımayan iş adamları oldukları için, neyle karşılaşacaklarını bilmiyorlar herhalde. ‘‘Koca koca aklı başında adamlar’’ diyorlardır bizler için.

Satış pazarlığının nasıl olduğunu merak edeniniz vardır belki, açıklıyorum: Alıcı bir gazeteye talip oldu diyelim. Gidip gazete sahibine ‘‘Arkadaş sen bana bu gazeteyi satar mısın?’’ diye ilk teklifini yapıyor. ‘‘Tabii satarım, zaten ben bunu yatırım için almıştım, satmayıp da ne yapacağım?’’ diyor gazete sahibi, başlıyorlar pazarlığa.

Al sana şu kadar masa bu kadar sandalye, bu kadar bilgisayar, şu kadar top kâğıt, bilmem kaç yazı işleri müdürü, bilmem kaç muhabir, şu kadarcık da tiraj.

Sana hepsi için şu kadar milyon dolar veririm, peşin para ha!

Kurtarmaz abi. Binadaki çelikleri kiloyla hurdacıya satsam daha fazla para verir.

...Gibi uzayıp giden bir pazarlık sonucu anlaşmaya varılıyor desem de siz inanmayın. Böyle saçmalık Türkiye'de bile olmaz.

Mühim olan basın dünyasının değerli mensuplarının kamuoyunun gözü kulağı olmaya, fikirlerini

özgürce iletmeye devam edebilmeleri. Buna kimin vesile olduğu pek de önemli değil.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle