GeriKelebek Şapkayı önünüze alıp bir kez daha düşünün
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Şapkayı önünüze alıp bir kez daha düşünün

Şapkayı önünüze alıp bir kez daha düşünün
refid:18991210-spot ilişkili resim dosyası

Biliyorum bu yazıyı okuyan pek çok tiyatrocu dostum, tanıdığım ya da tanımadıklarım bana biraz kızacak.

“Ama yazmadan duramadım” derler ya, işte o moddayım...
Ne yazık ki yurtdışında tiyatro izleme fırsatını çok yakalayamıyorum. Bunun için Türkler’in sahnelediği oyunlarla karşılaştırma fırsatım da olmuyor.
Ama sağolsun İKSV (İstanbul Kültür Sanat Vakfı) hem tiyatro festivali hem de özel davetlerle bize bu imkanı İstanbul’da sağlıyor.
Tıpkı geçen hafta Kevin Spacey’yi davet ettiği gibi...
“Allahım o neydi öyle”, “Nasıl bir oyunculuk, nasıl bir kurgu” demek, sanırım durumu en net şekilde özetliyor.
Evet, pazar akşamı Kevin Spacey’nin III. Richard oyununu seyrettikten sonra aklıma ilk düşen bunlar oldu.
Bir de, yanımdaki birkaç kişiyle birlikte, ne yazık ki şunu söyledik “Türkiye’dekilerin çoğu bu işi bırakmalı.”
Yalan yok, gerçek düşüncelerimiz bunlar...
Çünkü, “Ben çok iyi oyuncuyum”, “Aman da bakın ne kadar iyi işler çıkartıyorum” diyenlerin, şapkasını önüne alıp şöyle bir kez daha adamakıllı düşünmesi gerekiyor.
Neden mi...
Kevin Spacey, tam 52 yaşında!
III. Richard’da, neredeyse tüm sahnelerde vardı, yaklaşık üç buçuk saat oynadı.
Üstelik tek ayağı, sakat gibi, yamuk dururken. İnadımdan oyunun bir süresinde sadece ayağını izledim, acaba yamuk bacağının topuğunu yere değdirecek mi, diye.
Ama hayır, indirmedi. Hiç dinlenmedi.
En gür sesi, en zor mimikleri, en dikkatli oyunculuğu sergiledi.
Çünkü, dünyanın önde gelen Hollywood yıldızlarından biri olsa, çok paralar kazansa da, nereden geldiğini unutmayan bir oyuncu Spacey. Tiyatroya olan saygısı ve sevgisi belli ki hiç tükenmemiş. Hâlâ izleyicisiyle televizyon ya da beyazperdede değil, canlı canlı buluşmak için uğraşıyor.
Burada yönetmen Sam Mendes’in payını da unutmamak lazım.
Özellikle ikinci perdedeki savaş sahnesini kurgulayışı, bizi bizden aldı. Akılları karıştırmadan aynı sahnede iki komutan ve askerleri gösterişi, gerçekten başarılıydı.
Evet, ne demiştik...
Şapkayı önümüze alıp bir kez daha düşünmemiz lazım!

RENKLERİN RİTMİ

Her rengin bir dengesi ve o dengelerin de bir ritmi olduğunu söyleyen ressam Betül Akkoyunlu, dokuzuncu kişisel resim sergisi ‘Renklerin Dengesi Dengelerin Ritmi’ni Ankara’da Sevgi Sanat Galerisi’nde açtı. Canlı renklerin, kadın figürlerinin, dansın ön planda olduğu işleri 25 Ekim’e kadar görülebilir. Tel: 0312 441 26 34.

EN İYİ EKVATOR FİLMLERİ

Pera Film’de bu hafta Ekvator’un çok ilgi gören filmleri ‘Ekvator Sineması: Bir Seçki’ programıyla gösterilecek. 5 bağımsız filmden oluşan programda şunlar var: 1999 yapımı Kemirgenler, Ekvatorlu yönetmen Sebastian Cordero’nun Ekvator’da yoksul kenar mahallelerinde geçen bir aile dramını anlatıyor. Tania Hermida’nın 2006 yapımı Daha Ne Kadar, Esperanza ve Tristeza’nın Cuenca’ya gitmeye çalışmalarını anlatıyor. Marx ve Çıplak Bir Kadın Arasında filmi ise 1995’te yönetmen Camilo Luzuriaga’nın 60’lı yıllarda gençlerin dünyayı değiştirebileceklerine inanmalarını konu edinmiş. 2009 yapımı Ayak Takımı’nda, Ekvator’un gelecek vaat eden dört genç yönetmeninin (Jorge Fegan, Nataly Valencia, Ana Cristina Franco, Diego Coral) üç farklı hikayesi var. Camilo Luzuriaga’nın programda yer alan ikinci filmi Cara ya da Cruz, erken yaşta yurtdışına gönderilen Virginia’nın 25 yıl sonra doğduğu şehre, Quito’ya geri dönmesi anlatılıyor.
Tel: 0212 334 99 00.

ÖDÜLLÜ MÜZİKAL HARBİYE’DE

İBB Şehir Tiyatroları Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde bu hafta ödüllü bir müzikal var. Kabare (Cabaret), bir kabare aktristi ile Amerikalı bir yazarın kısa ömürlü aşkını ve onları kuşatan büyük toplumsal kaosu anlatıyor. Kült müzikaller sınıfında yer alan Kabare, 1972’de beyaz perdeye aktarıldığında 8 Oscar kazanmıştı ve ‘Tüm Zamanların En İyi Yüz Filmi’ listesine girmişti. Joe Masteroff’un yazdığı, Yücel Erten’in yönettiği oyunun unutulmaz müziği John Kander imzasını taşıyor. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde.


BERLİN’DE FAŞİZME MEYDAN OKUNUYOR

Üçüncü Polis, Keçinin Şarkısı, Dışlanmış Kadın gibi eserleri Türk okurlarla ilk defa buluşturan Everest, şimdi de Almanya, Amerika, İngiltere ve İsrail’de yüzbinler satan ‘Herkes Tek Başına Ölür’ü, Ahmet Arpad çevirisiyle yayımladı. Eserde, 1940’ların Berlin’inde, Quangel çifti sıradan sayılabilecek bir yaşam sürmektedir. Otto Quangel, fabrikadaki işine gidip gelmekte, Anna Quangel, Nazi Partisi’nin kadın kolundaki çalışmalarına devam etmektedir. Bir gün, cephedeki oğullarının ölüm haberini almalarıyla beyinlerinde bir kıvılcım çakar. Yalnızca iki kişi de olsalar, bu acımasız faşizme meydan okumaları gerektiğini fark ederler...

HAFTANIN SİTESİ
www.blockposters.com

Duvarınızı poster ya da fotoğrafla süslemeyi seviyorsanız bu siteye mutlaka uğrayın. Çünkü www.blockposters.com istediğiniz fotoğraf, çizim ya da resmi poster ebatlarına getirmenizi sağlıyor. Seçtiğiniz işi siteye gönderiyorsunuz ve bir süre sonra size onun poster yapılabilecek pdf dosyasını yolluyorlar. Sizin yapmanız gereken tek şey, onu bastırıp duvara asmak.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle